Kıbrıs'ta Gelinen Durum,
Militarizm ve Kadın Örgütlülüğü

Aşağıda 6/7 Aralık'ta İstanbul Kadın Platformu'nun düzenlediği
kadın sempozyumuna panelist olarak Kıbrıs'tan katılan Cemaliye Volkan'ın
sunumunu önemli gördüğümüz için yayınlıyoruz.
1955 yılında doğan Cemaliye Volkan Üniversiteyi bitirdikten sonra
öğretmen olarak çalışmaya başlar. 21 yıllık çalışma yaşamının 10
yılını "Kıbrıs Türk Devlet Çalışanları Sendikası"nda görev
yaparak ve bu zamanın son 4 yılını ise Genel Sekreter ve Başkan
olarak tamamlar. 2003 yılında sendikal çalışmadan ayrılan Volkan,
aynı yılın Eylül ayında kurulan "Birleşik Kıbrıs Partisi"nde
bir süre siyasal çalışma yürütür. Şu an kişisel faaliyetlerine devam
eden Cemaliye Volkan, Kıbrıs'ta Türk ve Rum kadınların birlikte
oluşturduğu bir kadın grubu olan "Metamorfos"un kurucu
üyelerinden. Ayrıca özel olarak savaş koşullarında yaşayan kadınların
sorunlarını ele alan yazılar yazıyor.
Cemaliye Volkan'ın bu yazısında hemfikir olmadığımız noktalar var.
Kıbrıs'ta demokratikleşmenin, sivilleşmenin ve çözümün, Kıbrıs'ın
Avrupa Birliğine girmesi ile mümkün olduğunu düşünmüyoruz. Avrupa
Birliğine girmekle Kıbrıs halkının durumu bugüne göre biraz daha
iyileşecektir kuşkusuz. Fakat bu, bugünkü durumda kötüler içerisinde
iyi olanıdır. Bunun Kıbrıs için çözüm olarak gösterilmesi, özellikle
Kıbrıs'ta kendilerine sosyalist diyen bir çok kesimin Avrupa Birliği
anlamına gelen Annan planını hararetle savunmaları reformist bir
yaklaşımdır. Annan planı, niyet ne olursa olsun emperyalizm koşullarında
savunulan bir çözümdür. Kıbrıs'ta Avrupa Birliği'nin dayatılması,
emperyalizmin kendi çıkarlarının gereğidir. Kıbrıs'ta yaşayan bütün
milliyetlerden Kıbrıs halklarının kardeşliği, emperyalizmin ortadan
kaldırıldığı bir sistemde mümkündür. Kıbrıs'ta gerçek çözümden yana
olanlar, emperyalist çerçevede çizilen çözümsüzlükleri bir kenara
itmeli, zor da olsa, baştan itibaren halkların özgürce bir arada
yaşayabileceği bir toplum için, sosyalizm için mücadele etmelidirler.
Yeni Dünya İçin ÇAĞRI
Kendimi birey olarak algılamaya başladığım günden beri savaş koşullarında
yaşamaktayım. Bu bağlamda militarizmin, silahlanmanın insan yaşamına
özellikle birey olduğunun farkında olan kadınların yaşamına olumsuz
etkilerini yaşayan, bu olumsuzluklarla karşılaştığı oranda direnci
ve başkaldırışı artan bir kadın olarak "İstanbul Kadın Platformu"nun
düzenlediği bu sempozyuma çağrılı olmaktan onur duymaktayım.
"Kıbrıs Sorununun" çözümsüzlüğünden dolayı yaşanan siyasal
gelişmeler Türkiye'de yaşayan her bireyi yakından ilgilendirmektedir.
Bu bağlamda konuya ilgi duymanız beni sevindirmiştir. Savaş bölgesinde,
sıcak çatışma ortamlarında yaşayan kadınların sorunları ile ilgili
olarak görüş alışverişinde bulunmak için bir grup duyarlı kadının
geçen yıl adamıza gelerek bizlerle iletişim kurması Kıbrıs'taki
Kadın Hareketine bir ivme kazandırdığı inancındayım. Bu bağlamda
Kıbrıs sorununda gelinen son noktayı iyi anlayabilmek, Kıbrıstürklerinin
dünya ile yeniden barışmak, kendi kimlik ve kültürleri ile adada
yaşamlarını sürdürebilmek için başlattıkları BARIŞ DEMOKRATİKLEŞME,
SİVİLLEŞME, ÇÖZÜM kavgası sürmektedir. Bu haklı mücadele yükselerek
sürdükçe militarizm korkunç baskıları da artmaktadır. Kıbrıslılar
son 45 yıldır militarizmin açık baskısı altında ezilmelerine karşın
Kıbrıstürkleri bu baskıları daha da yoğun yaşamaktadırlar.
Militarizmin adada ne kadar etkin olduğunu anlayabilmek için kronolojik
olarak bir sıralama yapabiliriz.
Kıbrıs'ta Militarizmin Kronolojik Sıralaması
« 1571 - 1878: 1571 yılında Osmanlıların Kıbrıs'ı işgal etmelerinden
sonra 1878'de İngiltere'nin adayı Osmanlıdan yılda 92,800 Sterlin
ödeyerek kiralamasına kadar yaşanan süreç.
« 1878 - 1914: Adanın İngiltere'nin yönetiminde Osmanlı İmparatorluğuna
kirayı ödeyerek kaldığı dönem.
« 1914 - 1923: Osmanlı İmparatorluğuna kiranın ödenmeyerek İngiltere'nin
yönetimindeki dönemin 1923 yılında Lozan Antlaşması ile adanın resmen
İngiltere'nin yönetimine geçmesi.
« 1923 - 1960: İngiliz sömürge idaresinin hüküm sürdüğü dönemde
1955 yılında Yunanistan'dan destek alarak Rumların EOKA,Türkiye'den
destek alarak Türklerin TMT diye adlandırılan yerel faşist örgütlenmelerin
adada faaliyetlerinin başlaması ile ada halkının birbirine kırdırılması
dönemi başlamıştır.
« 1960 - 1963: Kıbrıs Cumhuriyetinin kurulduğu dönem. Bu yeni yapılanmada
Türk ve Rumların eşit düzeyde yönetime katılımı Kıbrıs Cumhuriyeti
Anayasası ile sağlanmıştır.
« 1963 - 1974: Dıştan destek alarak gelişen yerel faşist örgütlenmeler
tarafından (EOKA - TMT) iki toplum arasında çatışmaların yoğunlaştığı
dönem.
« 1974 - 2003: Uluslararası antlaşmalara dayanarak Türkiye'nin adanın
kuzeyine "Barış Harekatı" adı altında militer güçlerini
yerleştirdiği dönem.Bu kısa kronolojik açıklamadan da görüldüğü
gibi ada üzerinde yaşayan halkın inisiyatifi dışında ada stratejik
önemi nedeniyle savaş ve çatışma bölgesi olarak görülmektedir. "Batmayan
Uçak Gemisi" olarak nitelendirilen Kıbrıs Adası günümüzde ada
halkı üzerinde hak iddia eden ülkelerin askeri üs bölgesi haline
gelmiş durumdadır. Kısacası küçücük Kıbrıs adası stratejik önemi
nedeniyle "Cennet Ada" değil "Cehennem Ada"
haline dönüştürülmüştür. Adamız şimdiki durumda 5 bölgeye ayrılmış
durumdadır.
1. İngiltere'nin egemenliğindeki İngiliz üsler bölgesi. (Ağrotur
Üssü).
2. Baf'ta konuşlanmış olan Yunan Askerinin kontrolündeki Yunan Üssü.
3. Kıbrıs'ın kuzeyinde konuşlanmış olan TC ordusunun kontrolündeki
bölge.
4. Kıbrıslı Rumların yaşadığı bütün dünya tarafından tanınan "Kıbrıs
Cumhuriyeti" yasalarının geçerli olduğu Güney Kıbrıs.
5. Kıbrıslı Türklerin yaşadığı; 1974'den sonra Türkiye'den taşınan
nüfusa ek olarak 1990 yılından sonra Türkiye'den kimlik kartı ile
adaya girişin serbest bırakıldığı günden itibaren adaya konup- göçen
nüfus tarafından demografik yapının değiştirildiği Kuzey Kıbrıs.
Kıbrıs'ta Gelinen Son Durum ve Kadın Özgürlüğü
Bu kısa genel bilgilerden sonra Kıbrıs Ada'sında özgür, bağımsız,
demokratik yapılanmanın sağlıklı bir zeminde gelişmesinin olanaksız
göründüğü bölgemizde Kadın özgürlüğünden söz etmek oldukça zor görünmektedir.
Erkek egemen bir yapılanmanın getirdiği savaş, çatışma, ateş kes
koşullarında yaşanan adada kadının karar mekanizmalarında yer alması
ve geleceğe dönük çalışmalar yapması oldukça zordur. Bütün bu olumsuz
koşullara karşın son yıllarda iki toplumun kadınları aralarına Latin,
Maronit ve Ermeni kadınlarını da alarak kadın bakış açısını temel
alan çalışmalar yürütmektedirler. 2003 yılının Nisan ayına kadar
görüşte sivil yöneticilerden izin alınarak (perde arkasında Güvenlik
Kuvvetleri Komutanlığının denetiminde verilen izinlerle) yürütülebilen
çalışmalar sınır kapılarının açılması ile daha rahat yürütülebilmektedir.
Özellikle kuzeyden güneye ortak çalışmalar yapmak için geçen kadınlar,
yönetenler tarafından kamuoyuna verilen açıklamalarda sözlü olarak
taciz edilmektedirler. Toplumsal yapı içerisindeki konumlarının
toplum tarafından şüpheyle karşılanması için her türlü şiddetle
karşı karşıya kalmaktadırlar. Ataerkil bir toplum yapısında böylesine
çalışmaların içinde yer alabilecek kadın sayısının ne kadar az olacağı
göz önüne alınırsa zor koşullar altında örgütlü çalışmaların yaygınlaşması
oldukça zorlaşmaktadır. Son zamanlarda ortak kaygılarını dile getirerek
paylaşmak olanağını yakalayan Türk ve Rum kadınların ortak kaygısının
oğullarını askere göndermek olduğu ortaya çıkmıştır. Savaşların
getirdiği acıları derinden yaşayan kadınlar adaya barış gelmesini,
askerliğin kalkmasını, silahlanmaya son verilmesini cılız seslerle
de olsa dile getirmeye başlamışlardır. Militarizmin baskısının çok
yoğun hissedildiği adada siyasal yaşamda politikasını dil, din,
cins, köken ayırımcılığına dayandıran gerici partilerin etkisinde
de kalan kadınların BARIŞ taleplerini dile getirmeleri oldukça zor
olmaktadır.
Kıbrıs'ın kuzeyinde (ben bu ayırımı benimsememe rağmen dinleyicilerin
adadaki somut durumu anlayabilmeleri için kullanıyorum. Benim yurdum
bir bütündür ve bölünmesinden yana değilim) 14 Aralık seçimlerinin
Kıbrıs halkı için önemli bir dönüm noktası olduğu herkes tarafından
bilinmektedir. Eğer bu seçimlerden çözüm ve BARIŞ güçleri başarılı
bir sonuç alırsa Kıbrıs Sorununun çözümü için olumlu bir adım atılmış
olacaktır. Bu seçimlerin sonucunu etkileyecek olan kadınların ve
gençlerin oylarıdır. Çünkü kadınlar emek vererek yetiştirdikleri
çocuklarının işsizlik ve adanın geleceğinin belirsizliği nedeniyle
GÖÇ YOLLARINA düşmesini istememektedirler. Yapılan anketlerin açıklanan
sonuçları BARIŞ, DEMOKRASİ, ÇÖZÜM bağlamında seçim çalışmalarını
yürüten partilerin oy oranlarının yükseleceğini göstermektedir.
Savaş koşullarında kadınların karşı karşıya kaldığı her türlü şiddeti;
tecavüzden, seyahat özgürlüğünün kısıtlanmasına, sınır kapılarından
geçişin izne bağlı olduğu dönemlerde yapılan sorgulamalardan, izlenmeye
kadar özellikle Kıbrıslıtürk Kadınlar yoğunlukla yaşamaktadırlar.
Şimdi adada 1974 yılından beri süren ateş-kes koşullarında yaşanmaktadır.
İki taraf arasında bir antlaşma yoktur. Bu koşullar altında kadınlar
karşılaştıkları şiddeti dile getirip tartışmaktan da çekinmektedirler.
Kadın Sendikacıların
Barış Konferansına Katılımının
Engellenmesi
1977 yılında AB'liğinin çağrılısı olarak Brüksel'de bir araya gelen
Türk ve Rum kadınlar, üç gün boyunca sürdürdükleri çalışmalarını
bir deklarasyonla dünyaya duyurarak Kıbrıs'ta BARIŞ istediklerini
ve bunun gerçekleştirebilmesi için iki toplumu oluşturan bireylerin
aynı coğrafyayı paylaşmalarına karşın, siyasi durum nedeniyle oluşan
hassasiyetlerine saygı göstererek ortak bir zemin oluşturulabileceğine
dikkat çekmişlerdir. "Kıbrıs'ta Barışa Bir Şans Verin"
diye ilgili tarafları uzlaşmaya çağırmışlardır.
Söz konusu daveti alan Kıbrıslı kadınları Dışişleri Bakanlığına
çağırarak bu toplantıya katılmalarının doğru olmadığını empoze ederek
engellenmeye çalışan yönetenler bu girişimlerinde başarılı olamamışlar
ve çağrılı olan tüm kadınlar bu üç günlük toplantıya katılarak ortak
deklarasyonu yayınlamayı başarmışlardır. Adaya geri döndükleri zaman
yaptıkları çalışmaları anlatmak ve yöneticileri de bu doğrultuda
yönlendirmek amacıyla resmi olarak Cumhurbaşkanını ziyaret eden
kadın grubuna bu ziyaret sırasında "Avrupalıların kucağına
muhallebi gibi oturdunuz" denmiştir. Bunu kamuoyuna yansıtan
kadınlara ortak çalışmalarını yürütmek amacıyla talep ettikleri
izinler verilmemiş ve bu toplantıya katılan kadınların oluşturduğu
"BRÜKSEL KADIN GRUBU" çalışmalarını ileriye götürememiştir.
Daha sonra Londra'daki Barış Konferansına davet alan "Brüksel
Kadın Grubu" üyeleri bu toplantıya katılmakta güçlüklerle karşılaşmışlar.
Tüm güçlükleri aşmayı başaran kadınlardan sendikacı kadınların konferansa
katılımı Ercan Hava Limanından çıkışlarına konferans süresince 28
Mart - 1 Nisan 1998 yasak getirilerek engellenmiştir. Bu çıkış yasağının
temel insan hakkı olan seyahat özgürlüğünün kısıtlanması nedeniyle
yargı yoluna başvurulmuş ve yargı süresi 5 yıl gibi uzun bir zaman
almış, karar 2003 yılında açıklanarak hatalı bir yasaklama olduğu
mahkeme kararı ile belgelenmiştir. Çıkışı yasaklanan sendikacı kadınlardan
bir tanesi de benim. Kadınların BARIŞ mücadelesinde karşılaştıkları
engellerden sadece bir tanesi burada sizlerle paylaşarak somutlaştırmak
istedim.
Sonuç
Kıbrıs'ta kadınlar yüz yüze kaldıkları her türlü engele, şiddete,
ayırımcılığa karşı onurlu mücadelelerini yürütmeye kararlıdırlar.
Çünkü:
- Geleceğin belirsizliğinden bıkmışlardır.
- Oğullarının elde silah sınırları beklemesini, en verimli yaşlarında
askere gitmesini istememektedirler.
- Adanın her iki tarafında sürdürülen askeri tatbikatların çevreyi
kirletmesini, Nikiforos ve Toros tatbikatlarının her yıl tekrarlanmasını
istememektedirler. Çünkü tatbikatlarda kullanılan silahlar ve bombalar
toprağı havayı ve denizleri kirleterek doğayı bozmakta, kanser hastalıklarının
artmasında etkin olmaktadır.
- Silahlanmaya ayrılan bütçenin eğitim ve sağlık hizmetlerinde kullanılarak
kaliteli yaşam koşullarında yaşamayı talep etmektedirler.
Kıbrıs Sorunu'nda gelinen son durumda BARIŞ'ın ENGELLENEMEYECEĞİ
Ada halkının gelişip, çağdaşlaşması için iki toplumun ortak yaşamını sürdürebileceği BARIŞ ve ÇÖZÜM anlaşmasının yapılması gerekmektedir. Böyle bir anlaşmaya varılamaması durumunda adadaki Türk nüfus kazanılmış haklarını tümden kaybedeceğinden yurdunu terketmekle karşı karşıya kalacaktır. Sonuçta bu olumsuz gelişme Türkiye insanının da yaşamını olumsuz yönde etkileyecek ve Kıbrıs'taki sürer durumdan yana olan TC ordusundan destek alarak Kıbrıs Sorununu çözmek istemeyenler adanın kuzeyinde yaşamak zorunda kalan Kıbrıstürklerinin Türkiye'nin izlediği yanlış politikalar sonucunda asimilasyonunu sonlandıracaktır. Bu durumun tek sorumlusu Türkiye'nin asker-sivil bürokrasisidir.
