Adaylık verilmez, alınır!
Yerel seçimler yaklaşırken, partilerin kadın adaylar belirleme
konusundaki tartışmaları da yeniden alevlendi. Artık -genel ya da
yerel- her seçim öncesinde benzer tartışmalara tanık oluyoruz. Partiler
hangi oranda kadın aday belirleyecekler, kota uygulanacak mı, kadın
adaylar listelerin seçilebilecek yerlerine yerleştirilecekler mi?
vs. vs. Lafa gelince kadın-erkek eşitliği savunuculuğu şampiyonu
kesilenler, iş ciddiye binip aday listelerinin belirlenmesi gündeme
gelince başka konuşmaya başlıyorlar...
Hakim sınıf partileri birbirleriyle yarışırken kadınların siyasete
aktif olarak katılmasına ne kadar önem verdikleri üzerinde de bolca
atıp tutuyorlar. Hatta artık partilerin hemen hepsi seçimlerde kadın
kotası uygulamasını da benimsedi. Ama bu da hakim sınıf partilerini
içerikte ve biçimde erkek egemen, erkek şovenisti olmaktan çıkarmıyor.
Özelde kadın kotası bağlamında yürütülen tartışmalar ama, partilerdeki
erkek egemen anlayışın ne denli köklü olduğu ve arsızca dile geldiğini
göstermesi açısından ilginç. Bazı partiler dostlar alışverişte görsün
misali yüzde 10 ile yüzde 30 arası bir kadın kotasını doldurmaya
çalışırken, seçimlerin sonuçlarının yine değişmediğini görüyoruz.
Çünkü kadınlar belki aday olarak gösteriliyor, ama "maalesef" göstermelik
birkaç aday dışında kimse seçilebilecek yerlere bir türlü yerleştirilmiyor.
Kimi partiler ise hâlâ kadın kotasına karşı "başarılı" bir biçimde
direniyor. İşte hükümet partisi AKP'nin tavrı! AKP Başkanı ve Başbakan
Tayyip Erdoğan yerel seçimlerde yüzde 30'luk kadın kotası uygulanması
yönünde bir tartışma başlatmıştı. Önce büyük konuşuldu: "Her 10
adaydan üçünün kadın olması" hedeflensin görüşü ileri sürüldü, fakat
fazla işe yaramadı. Bu talep parti teşkilatlarından geri döndü ve
AKP kota uygulamaktan bütünüyle vazgeçti. Bir de ama bunu nasıl
gerekçelendirdikleri var. AKP Seçim İşleri Başkanı Necati Çetinkaya
yaptığı açıklamada kotadan "kadınlara haksızlık olacağı" gerekçesiyle
vazgeçtiklerini söyledi. Gerekçeye bakın! Kadın adaylara belirli
bir oranda yer açılması anlamına gelen ve bu ölçüde de bilinç yaratmaya
hizmet edebilecek olan kadın kotası "kadınlara haksızlık" oluyormuş!
Neden? Lafa gelince çok eşitlikçi, iş pratiğe dayanınca ama erkek
egemenliğini sonuna kadar savunan zihniyetin gerekçesi hemen her
zaman aynı: Kadınların kotaya niye ihtiyacı olsun?! AKP temsilcisinin
orijinal sözleri şöyle: "Biz adaylık için kadınlara kota uygulamayı
doğru bulmuyoruz. Çünkü kota ile ayrıcalık tanımak kadınlara haksızlık.
Kadınlar da siyasetin her kademesinde olduğu gibi adaylıkta da kota
ya da başka ayrıcalığa ihtiyaç duymadan kendi temsillerini gerçekleştirebilecek
güçtedir. Yüzde 30 kotamız yok, ama başvuracak çok sayıda isimle
kadın adayımızın yüzde 50'nin üstüne çıkmasını çok istiyoruz." (Özgür
Politika, 6 Ocak 2004)
Yüzde 50 istek iyi de, somut durumda % 30 kotayı çeşitli gerekçelerle
geri çeviren ve pratikte uygulamaktan kaçınanların bu tür istekleri
"olmayacak duaya amin demek"ten öte anlam taşımaz. Bu tespitlerin
bir aldatmaca olduğunu belirtmek için 28 Mart sonrasını beklememize
gerek bile yok. Bu bay, yüzde 50'nin üzerinde kadın aday isteğini
belirtedursun, AKP'nin genel seçimlerdeki sergilediği tablo meydandadır.
3 Kasım genel seçimlerinde AKP listeye topu topu 28 kadın aday almış
ve bunlardan da 13'ü seçilebilmişti. Bunun oranı % 4 bile değildir.
Seçilen 364 erkek milletvekiline karşın 13 kadın milletvekili! İşte
oran böyle! "Kadınların ihtiyacı mı var" gibisinden beylik laflarla
gizlenmeye çalışan işte bu tablodur. Ve yerel seçimler olması niteliğiyle
biraz daha farklı olsa da özde bu erkek egemen tablo 28 Mart sonrasında
da değişmeyecektir. TC'de siyaset sahnesinde egemen olan politikacı
profili nettir: "Erkek, orta sınıf, orta yaşlı, orta düzey eğitimli,
meslek sahibi vatandaşlar" (TÜSİAD Yayınları "Kadın-Erkek Eşitliğine
Doğru", s. 206)
Bu siyaset sahnesinde kadın-erkek işçi ve emekçi sınıflardan insanlara,
yoksullara ve genel olarak kadınlara yer yoktur. Devletin sınıfsal
niteliği açısıyla işçi ve emekçi kadınlara yer tanınmadığı bir yerde
anlaşılırdır. Ancak, bu siyaset sahnesinde erkek egemenliği o kadar
köklüdür ki, bizzat burjuvazinin kendi saflarından kadınlara dahi
şans tanınmamaktadır. Durum bu iken, erkeklerin kadın kotasına karşı
direnişlerini "demokrasi" ve "haksızlık olur" şeklinde pazarlamaya
çalışmaları utanmazlığın dikalasıdır!
"Hakim sınıf partilerinden kadın-erkek eşitliği bağlamında ne beklenir
ki zaten?" denilebilinir. Onların bu konuda bütün derdi "vitrin
düzenlemek", her nabza göre şerbet dağıtmak ve bol keseden vaad
dönemi olan seçim döneminde kadınların oylarını çalmak için kadınlara
önem veriyormuş gibi yapmak.
Kota tabii ki, hakim sınıf partilerinin sınıfsal niteliğini, dolayısıyla
işçi ve emekçi düşmanı tavırlarını değiştirmeyecektir. Burası açıktır.
Fakat, her seçimde gündeme gelen bu konu hakim sınıf partilerinin
erkek egemen yüzlerinin iyice teşhir olması, ipliklerinin pazara
çıkması açısından önem taşımaktadır.
DEHAP'ta da kota tartışması yürüyor!
Düzen partilerinden farklılığını vurgulamaya çalışan ve kadınlar
konusunda "duyarlılıkla" da övünen DEHAP'ta da önümüzdeki yerel
seçim öncesi kota tartışması ve kadınlara tanınan "pozitif ayrımcılık"
gündemde. Bu çerçevede bizzat partili söz sahibi kadınların açıktan
yürüttükleri tartışmalar kadın örgütlenmesinin kısmen güçlü olduğu
reformizmin partisinde de erkek egemen zihniyet dirençliliğini gösteriyor.
DEHAP, yüzde 35'lik kadın kotasına sahip olma ve bunu bizzat parti
tüzüğünde sabitleştirmiş olmakla övünen bir parti. Kendisini özelde
Kürt kadınlarının, genelde de yoksul ve emekçi tabakalardan kadınların
adresi olarak tanımlamaya çalışan bir parti. Fakat, yerel seçimlerde
kadınların temsiliyetinin somut olarak gündeme geldiği bugünlerde,
parti, yaratmak istediği imaja ters bir resim sunuyor. Kadın kotası
parti tüzüğünde yeralmasına karşın, bunun hiç de bilince çıkmış
genel kabul gören bir mesele olmadığı ortaya çıkıyor. Özgür Politika'nın
6 Ocak 2004 tarihli sayısında yayınlanan Özgür Parti Genel Başkan
Yardımcısı Fatma Nevin Vargün'ün yazısında haklı bir biçimde parti
içindeki erkek şovenisti yaklaşımlar mahkum ediliyor. Bu yazıda
aktarılan bilgiye göre yerel seçimlerdeki adayların belirlenmesi
sürecinde parti teşkilatlarında kadın kotasına karşı bir direniş
ve reddediş sözkonusu ediliyor. DEHAP'lı kadınlar bu süreçte bir
değerlendirme yapmışlar, önümüzdeki yerel seçimlerde yüzde 35 kadın
kotasını doldurmada zorlanacaklarını tespit etmiş ve daha gerçekçi
talepler üzerine kafa yormuşlar. Bunu şöyle ifade ediyorlar:
"İl Genel Meclisi ve Belediye Meclisi üyeliklerinde kotanın uygulanacağı
bir gerçeklikti ve hepimizce biliniyordu. Belki de en zoru belediye
başkanlıklarıydı. Kendi gücümüzle kazanma ihtimali olan sayılar
üzerinden yüzde 35 talep etmek gerçekçi olmayacaktı. Son derece
mütevazı bir şekilde bir il, üç ilçe ve beş beldede sadece kadın
adayların aday adayı olabilecekleri, bir ilçe ve bir belde de kadın
adaylara aktif destek sağlanmasına karar verdik." (agy.)
"Mütevazı" denilen bu hedefin yüzde 10 civarında olduğu tespit ediliyor
ki, bunun tüzükte tespit edilen yüzde 35'ten epey geri düzeyde olduğu
açıktır. Fakat, anlaşılan partili erkeklere bu bile fazla gelmiş
ve kadın kotasına karşı tavır almalarına yolaçmıştır. Fatma Nevin
Vargün, partinin kampanya ve eylemliliklerinde kadınların önplanda
geldiğini, eylem zamanında kadınların sırtının sıvazlandığını ve
ama iş seçimlere gelince "nereden çıktı bu kadın kotası" denilerek
kadın adayların desteklenmesi bir yana onları diskalifiye etmeye
yönelik tavırlar sergilendiğini görüyor ve bu noktada kendini açığa
vuran erkek egemen anlayışları şu şekilde teşhir ediyor:
"Açıklamanın ardından yüzde 10'larda hedeflenen bir temsiliyetin
yetersizliği ve demokrasi mücadelesinde kadının öncü rolünün bu
anlamda oynanmadığına yönelik eleştirilerin gelmesi gerekirken ve
adaylar daha belli değilken 'kadınla kaybederiz' yaklaşımı öne çıktı.
Bu mücadele hep kadınla kazandı ve kazanacak. Geldiğimiz noktada
ise yıllardır büyük bedellerle yaratılan değerler ve kadın kurtuluş
ideolojimizin erkek egemen zihniyete nasıl da gelip takıldığını
görüyoruz. Nereden çıktı bu kota? Kadınlar da gelsin yarışsınlar
diyerek kadınların hangi maddi güçle, hangi ailesel ve aşiretsel
güçle yarışabileceğini de açıklamadan, bana göre bir inkar içine
girildi. Alanlarda, eylemlerde hep en önde olalım, gözaltında, zindanlarda
en onur kırıcı şiddete maruz kalalım. Ama büyük eylemlerin sahibi
olduğumuz yerlerde belediye başkanı olmayalım. Dayatılan biraz da
bu değil mi? Erkek egemenlikli zihniyetin kendi iktidarını kaybetme
korkusunun ve kadının öncülüğüne olan inançsızlığı da var yaşadıklarımızda.
Bireysel iktidar ve güç olma istemi de tüm tarihsel gerçekleri inkar
etme veya görmemeyi getiriyor.
Ben tekrar soruyorum: Kota ve pozitif ayrımcılığın dar ve yetersiz
olduğunu söyleyen erkek yoldaşlarımız: Bize hiç de yakışmayan, ama
somut bir gerçeklik olarak ortaya çıkan yerellik adına aşiretçi,
aileci ve maddi güce dayalı bu haksız ve adil olmayan rekabeti kadınlar
nasıl aşacak ve somut olarak 28 Mart'ta kadınlar nasıl seçilebilecekler?"
Yapılan tespitler doğru, sorulan sorular haklı. Bu bağlamdaki tartışma
ve sergilenen pratik "ayinesi işidir kişinin lafa bakılmaz" sözünü
gündeme getiriyor. Bir partinin kadınların özgürlük ve eşitliğinin
gerçek savunucusu olmasında belirleyici olan o partinin çizgisi
ve bir bütün olarak pratiğidir. Tek başına kotanın çözüm olamayacağı
açıktır. Fakat kadın kotasının ileri sürülen türden gerekçelerle
reddedilmesi de hakim olan anlayışı gözler önüne sermektedir. Kadın
kotası konusunda komik gerekçelere sığınanlar erkek şovenisti yüzlerini
gizleyememektedirler.
Bize işçi ve emekçi kadınların kurtuluş mücadelesini devrimci bir
tarzda bayrağına yazan, ufku reformizmle sınırlı olmayan, sözü ile
pratiği birbirini tutan parti ve adaylar gerek.
17 Ocak 2004
