Emekçi kadınlar! Savaş, açlık, kriz, devlet terörü, erkek egemenliği…
kader değil! Bunları değiştirmek ve yaşanacak bir dünya yaratmak mümkün!

Senin elinde!

Dünya yüzünde işçi ve emekçi kadınların yaşam ve çalışma koşulları her geçen gün daha da ağırlaşıyor. Emperyalistler ve gericiler dünyanın dört bir yanında krizi, savaşı, açlığı, yoksulluğu ve kadınlara yönelik şiddeti körüklüyorlar.
Dünya kaynaklarına egemen olmak ve kârlarına kâr katmak için dünya halklarını birbirlerine karşı kışkırtıyor, Afganistan’da, Irak’ta olduğu gibi “terörizme karşı mücadele” gerekçesiyle ülkeleri işgal ediyorlar. Dünyanın efendileri onlar! Kuralları biz koyarız diyorlar… Ve dünya halklarını kendilerine boyun eğmeye zorluyorlar!
Dünya ezilenlerine karşı yönelen bu saldırganlık en çok emekçi kadın kitlelerini etkiliyor. Dünya çapında emekçi kadınların büyük çoğunluğu “çalışmaz” ya da “aile işçisi” olarak görülüyor, sarf ettikleri emek karşılığında ücret alamıyorlar. Emekçi kadın kitlelerinin yarattıkları değerler sayılmıyor, onların yaptıkları iş olarak sayılmıyor. Bu hem dünyanın zengin ülkelerinde hem de fakir ülkelerinde böyle! Sermayenin saldırıları, dünyanın zengin ülkelerinde işçi-emekçi statüsünde olan kadınların işsizliğe ve “ev kadını” statüsüne itilmesini beraberinde getiriyor. Sosyal haklar kısıtlanıyor, zaten düşük olan kadın ücretleri daha da eriyor, paralı eğitimin yaygınlaşmasıyla emekçi kadınların eğitim hakları ellerinden alınıyor… ‹şsizlik ve krizlerle çalkalanan dünyada fakir ülkelerde ise emekçi kadın kitlelerinin durumu çok daha kötü. Onlar zengin ülkelerde kısmen varolan sosyal haklardan da yoksunlar ve her krizde çocuklarıyla birlikte yoksulluğa ve çaresizliğe sürükleniyorlar. Dünya Ticaret Örgütü (WTO)’nun yaptırımlarıyla milyonlarca köylü kadın daha büyük yoksulluğa itiliyor.
 

AKP hükümetinin emekçi kadınlara sunacağı olumluluk yok!
 

Ülkemizde de durum farklı değil! şimdiye kadarki hükümetlerden farklı olma iddiasıyla işbaşına gelen AKP hükümetinin “ekonomiyi düzelttik”, “enflasyonu düşürdük” çığırtkanlığına karşın emekçilerin kötü yaşam koşulları ve yoksulluk varlığını sürdürüyor. Enflasyonun düşmesi emekçilerin eline geçen paranın arttığı, emekçilerin refah düzeyinin arttığı anlamına gelmiyor. Çünkü, bu hükümetin de uyguladığı, emekçilerin sonuna kadar soyulması, sömürülmesinden başka bir şey olmayan IMF politikası…
“Demokrasi” ve “özgürlük” açısından da bütün iddialara karşın hiçbir gerçek ilerleme yok! Avrupa Birliği’ne girme isteğiyle ve büyük bir gayretkeşlikle çıkarılan “reform paketleri”ne rağmen durum böyle! “Yeni Medeni Yasa” dan sonra şimdi Türk Ceza Yasası’nın da reforme edilmesi gündemde. Sözüm ona AB koşulları çerçevesinde yasalarda kadınların aleyhine olan bütün maddeler değiştirilecek ve böylelikle yasalar önünde kadın-erkek eşitliği sağlanacak. Fakat bugün alt komisyonlarda yürüyen tartışmalar bir kere daha gösteriyor ki, bu hükümet de erkek egemen zihniyet üzerinde yükselen yasaları köklü bir şekilde değiştirecek yaklaşıma ve kararlığa sahip değil! Bu, bir takım iyileşmelere rağmen yasalardaki kadın-erkek eşitsizliğinin özde kalacağı anlamına gelmektedir. Kaldı ki, yasalardaki tüm iyileştirmeler de kağıt üzerinde kalmakta, emekçi kadın kitlelerinin yaşamlarına yansımamaktadır. Yasalarla uygulamalar arasındaki uçurum daha da açılmakta. Bir taraftan “reform paketleri”yle “özgürlük” ve “demokrasi”nin kağıt üzerinde kısmen genişletilmesi söz konusudur, diğer taraftan ama özgürlük ve demokrasi mücadelesinde yaralan emekçi kadınlar bilinçli bir şekilde bastırılmaya sindirilmeye çalışılmaktadır. Özellikle Kürt kadın hareketine bilinçli bir sindirme, gözdağı verme politikası gündemdedir. Gülbahar Gündüz, Afife Mintaş örneklerinde olduğu gibi devlet estirdiği cinsel terörle, taciz ve tecavüzle özelde Kürt kadın hareketini bastırmaya çalışmaktadır. Devletin ne ölçüde “demokratikleştiği”nin bir göstergesi de devrimci-demokrat basına ve Kürt basınına uygulananlardır. Bunun en basit örneği Gülbahar Gündüz’e uygulanan işkence ve cinsel şiddeti protesto eden dergimiz Çağrı hakkında açılan davadır. Bu ülkede polisin, işkencecinin taciz ve tecavüzü serbest, bunu protesto etmek ve hakkında yazı yazmak ise yasaktır! Sözüm ona genişleyen demokrasi ve özgürlüklerin durumu işte bu kadardır!
Özgürlük ve demokrasi “genişliyor” palavrası bir başka eğilimi, bir başka tehlikeyi maskelemeye de yarıyor: Emekçi kadınların özgürlüklerini ve geleceklerini ipotek altında tutan ideolojik-siyasi ortam giderek hakim oluyor. Erkeği üstün, kadını “eksik” gören, köleliğe boyun eğmeyi öğütleyen dinci propaganda ivme kazanıyor. Onlar kadınlara İslam dini çerçevesinde “yeni bir yaşam tarzı” vaat ediyor! Kadınlara örtünmelerini, erkek ve kadınların mümkün olan her yerde mekânlarının ayrılmasını vs. öğütlerken, bunların özde kadınların özgürlüklerinin kısıtlanması olduğu gerçeğini gözden gizliyor, kadınlar açısından bir “olumluluk” bir “kazanım”mış gibi pazarlamaya çalışıyorlar.
‹slamcı kesimin kadınlara yönelik “yeni yaşam” vaadi, vaat ettikleri cennet kadar sahtedir! Onların “yeni yaşam” dedikleri, erkek-egemen dinci ideolojiyle süslenen kapitalizmden başka bir şey değildir.
Bizler dinle ya da herhangi başka bir erkek egemen ideolojiyle uyutulmak avutulmak istemiyoruz.
Bir yanda Kemalistlerin ve bir yanda da İslamcı kesimin yaptığı gibi kılık-kıyafetimizle uğraşılmasını, nasıl giyinmemiz, nasıl davranmamız gerektiğine karışılmasını istemiyoruz. Bizim türbandan, haşemadan çok daha önemli sorunlarımız var.
‹nsanca yaşamak, insanca koşullarda çalışmak istiyoruz. Demokrasi ve özgürlük lafları değil, kendisini istiyoruz. Ulusal, cinsel ve sınıfsal baskıların son bulmasını istiyoruz.


Erkek egemen partiler yine kadın oyu peşinde!


Mart ayı sonunda yapılacak yerel seçimler için yine partiler kadın oyları peşine düştüler. Bu seçimlerde de yine esasta düzen partileri ve erkekler kendi aralarında yarışıyorlar. Şu ya da bu belediyede, muhtarlıkta kadın adayların gösterilmesi bu genel gerçeği değiştirmiyor. Halbuki, işçi ve emekçi kadınların yaşamlarını doğrudan etkileyen ve derhal düzelmesini istedikleri yığınla hizmet talebi var. Suların, elektriğin kesilmesi ev işlerinden bütünüyle sorumlu tutulan emekçi kadınları etkiliyor en çok. Çocuk arabası sürmenin mümkün olmadığı yüksek ya da hiç olmayan yaya kaldırımları, çamurlu sokaklar, gürültülü ve kirli çevre, yetersiz ya da hiç olmayan çocuk parkları ve yeşil alanlar… Bütün bunlar emekçi kadınların hayatını zorlaştırıyor, zehir ediyor. Ücretli çalışan ya da çalışmak isteyen emekçi kadının çocuklarını bakıma verecek ucuz ve kolay ulaşılır kreş sorunu var, çocuklarını gönderecek okul sorunu var… Koca dayağından, aile içi şiddet ortamından kurtulmak için kendisine destek sunan, el uzatan sığınma evlerine ihtiyacı var. Haklarını öğrenmek ve kullanabilmek için hukuksal ve sosyal yardım hizmetlerine ihtiyacı var… Bunlar sadece ilk akla gelenler. Onyıllardan beri bilinen bu sorunlara yerel yönetimlerin hiç el attığı yok ve bundan sonra yapacağı da yok. O zaman bunlara niye oy verelim? Bizim kendi içimizden çıkan, taleplerimizi tanıyan ve gerçekten de halka hizmet etmeyi görev bilen yerel yöneticilere, işçi-emekçi kadın yöneticilere ihtiyacımız var. Düzen partilerinin ve düzene yamanmış partilerin oy taleplerini geri çevirmeli ve emekçi kadınların bizzat kendilerinin yerel yönetimlerin başına geçmesi talebini yükseltmeliyiz. Kadınları küçümseyen her türden erkek egemen yaklaşıma karşı sözümüz hazırdır: Ev idaresinde, hayatın örgütlenmesinde büyük deneyimi olan emekçi kadınlardan gayet iyi yerel yöneticiler olur. Onların en azından şimdiki yiyici, rüşvetçi emekçinin halinden ve emekçi kadının sorunlarından tamamen uzak erkeklerden daha kötü olamayacakları açıktır.
Bizim erkek egemen düzen partilerinin boş vaatlerine, sistemin seçim oyunlarına değil, kendi örgütlülüğümüze ihtiyacımız var.
Kadın ve erkeğin yasalar önünde ve toplumsal yaşamda eşit olduğu, baskı ve sömürüye yer olmayan bir dünya mümkün.
Egemenlerin bugün bize dayattıkları koşullar kader değil. Savaşı, yoksulluğu ve erkek egemenliğini yoketmek mümkün ve bizim elimizde.
Bugünkü durumu değiştirmek için örgütlenelim ve sisteme karşı mücadele edelim!
 

Kahrolsun erkek egemenliği ve her türden gericilik!
Özgürlük ve demokrasi devrimle kazanılacak!
Erkek egemen emperyalizmin gerçek alternatifi sosyalizmdir!

Ayrıca bak: Yaşasın 8 Mart, Dünya Emekçi Kadınlar Günü!