8 Mart ve hep aynı nakarat!...
Her yıl 8 Mart eylemlerinde aynı şeyleri yaşar olduk. İstanbul’da 8 Mart öncesinde her yıl eylem birliği görüşmeleri yapılıyor ve bu görüşmelerde her yıl, “Eyleme erkekler katılacak mı, katılmayacak mı?”, “Nasıl katılınacak?” soruları esas görüşme ve çekişme noktası olageliyor. Bu yıl da aynı şey oldu. Geçen sayımızda bu genişçe değerlendiriliyor.
Burada bir defa daha dönüp bu soruna ilişkin tavır takınma ihtiyacı duymamız, eylemlerin ardından çeşitli grup ve gazetelerin yapmış olduğu değerlendirmelerle ilgilidir.
Bir tarafta küçükburjuva feminist kesim, diğer tarafta küçükburjuva devrimcisi grup ve örgütler, yıldan yıla giderek daha da sertleşme eğilimli bir tavır içine girmiş durumdalar. Bu kutuplaşmanın bir ucunda 8 Mart eylemini “erkeksiz” yapmayı amaç haline getiren feministler ve diğer ucunda da ‘8 Mart eylemi ille de kadın-erkek karışık olacak’ diyen ve “feministlere inat” eyleme karışık bloklarıyla katılmayı amaç haline getiren kimi devrimci gruplar var. Defalarca yazdık, söyledik; bir kere daha söyleyelim: Her iki uçtaki grupların tartışmalı bu konuyu adeta her şeyin belirleyicisi haline getirmeleri ve birbirlerine “taviz vermeme” adına giderek havayı sertleştirmeleri yanlıştır ve 8 Mart eylemlerine zarar vermektedir. Bu konu bütün dikkati ve enerjiyi bağlıyor, dolayısıyla daha iyi 8 Mart eylemleri için içeriksel tartışmaların yürütülmesini geri plana itiyor. Yıldan yıla iki kamplaşma arasında yaşanan olumsuzluklar birikiyor ve anlaşmazlıkların daha da derinleşmesinden başka birşeye hizmet etmiyor.
Fakat, sorun her iki kutubun tavırlarında yanlış gördüklerimizin tespit edilmesiyle bitmiyor. Çünkü her yıl yaşanan bir pratik var: Bir yanda çeşitli siyasi tavırları ve talepleriyle binlerce kadından oluşan büyükçe bir kadın bloku ve bunun kuyruğunda (kimi zaman) erkeklerin ağırlıkta olduğu, kadın ve erkeklerin birlikte yeraldıkları karma kortejler… Son yıllarda yaşanan deneyim o ki, karma bloktan gayet dayatmacı ve yer yer eylem alanında sürtüşmelerin yaşanmasını provoke eden tavırlar gelebiliyor.
Yeni Dünya İçin Çağrı okurları olarak biz, eylemin uygulama aşamasında yaşanan olumsuzlukları da dikkate alarak gayet bilinçli bir şekilde tavır takınıyoruz.
Bizce somut uygulamada esasta haksız olan kesim, karma gruplarıyla yürüyüş alanına gelip, “feministlere gösterme”yi 8 Mart’taki en temel siyasi tavır haline getiren ve oportünist cepheden yükselen erkek-şovenisti sapmadır. Bizce 8 Martlarda bizzat kadınlar tarafından örgütlenen ve kadınların ezici ağırlıkta olduğu (ve hatta salt kadınların yeraldığı) eylemler günün önemi ve anlamına denk düşen eylem biçimleridir. Biz böylesi eylem biçimlerini hiç de yanlış “feminist sapma” vb. olarak görmüyoruz. Tam tersine bizzat kadınların örgütlenme ve hazırlıkta söz sahibi oldukları eylemlerin işçi ve emekçi kadın arkadaşları aktifleştirme ve mücadeleye yöneltme bağlamında önemli olduğunu düşünüyoruz. Biz feminizmle kavgamızı, esas olarak eylem biçimleri üzerinden değil, ideolojik-siyasi içerikler üzerinden yürütüyoruz.
Oportünist örgüt ve grupların önemli bir bölümü ise 8 Mart eylemlerinde kadınların yalnız başlarına eylem örgütleme isteklerini en önemli feminist sapma olarak değerlendirmekte ve bütün mücadelelerini buna karşı yöneltmektedirler. Onlar, bu tavırlarıyla erkek-şovenizmini pratikte sergiler duruma düşmektedirler. Hem de devrimci-komünist tavrı gösterme adına! Çeşitli demokrat, ezilen ulus milliyetçisi ve devrimci kadınların biraraya gelerek örgütledikleri bir yürüyüşün –gerektiğinde kaba kuvvet kullanmayı da göze alan– bir tavırla rahatsız edilmesi, devrimcilik ve feminizme taviz vermeme adına da yapılsa yanlıştır. Bu yaklaşım sözkonusu grupların erkek şovenisti bakış açısını yansıtmaktadır. Biz bu tavırları reddediyor ve devrimcilik adına yapılan bu zararlı davranışlardan vazgeçilmesini talep ediyoruz. Devrimci grupların saldırgan, erkek-şovenisti tavırlarına örnek olarak bazı değerlendirmeleri aktaralım:
Örneğin Yeni Atılım’da şu değerlendirme yeralıyor:
“… Kadın gruplarının arkasında, Ezilenlerin Sosyalist Platformu’nun da bulunduğu kadın ve erkeklerden oluşan kortejler yer aldı. (…) DEHAP’lılar ve feministler, oluşturdukları kadın zincirini, kadınlı-erkekli grupları miting alanına sokmamanın bir aracına dönüştürmeye çalıştılar. Eğitim-Sen’li emekçilerin ve çeşitli devrimci grupların müdahalesiyle kadın gruplarıyla kadınlı-erkekli kortejler arasındaki mesafe daraltıldı.”
Bir değerlendirme de İşçi-Köylü dergisinden:
“Bu yılki 8 Mart eylemliliklerini içerisinde EMEP, SDP, ÖTP, ÖDP, DEHAP gibi partiler, çeşitli demokratik kitle örgütlülükleri, EKB ve değişik feminist çevrelerin yer aldığı 8 Mart Kadın Platformu örgütledi. 7 Mart Pazar günü Şişli Abide-i Hürriyet Meydanı’nda düzenlenen mitinge damgasını vuran ise örgütleyiciler değil yine devrimciler oldu. Geçen yıllarda olduğu gibi düzenleyici örgütler tarafından miting alanına erkeklerin sokulmaması yönlü bir karar alınmasına rağmen hem alanda hem de yürüyüş sırasında devrimci gruplar karma bir şekilde 8 Mart’ı sahiplendiler.” (Sayı 2004-630)
Her iki değerlendirmeden aktardığımız bölümlerde dikkat çekici olan şey, eylemi örgütleyen 8 Mart Kadın Platformu’nun iradesine rağmen yapılan girişimlerin başarı olarak değerlendirilmesi ve bununla gururlanılmasıdır. Bu tür “biz gelir, gireriz” tavırları, Kadın Platformunun önerme ve iradesini hiçe sayan, eylem bozgunculuğunu ve hatta çatışmayı göze alan siyasi kisveye bürünmüş maço tavırlardır, erkek şovenizminin yansımasıdır. Bunun 8 Mart’ın devrimci sahiplenilişi adına yapılması olaya daha da vahim bir görüntü kazandırmaktadır.
İşçi-Köylü “Emekçi Kadınlar Günü’nün içeriğini boşaltmak isteyenlere karşı devrimci bir duruş gerçekleştirdi.” değerlendirmesini yaparken, bunu ille de Emekçi Kadınlar Gününde “kadın-erkek elele” yürümeyle açıklıyor. Bu bağlamda bu mücadele gününün özel bir anlamı olduğu, adı üstünde emekçi kadınların mücadele günü olduğu gözardı ediliyor. Aynı yaklaşım Yeni Atılım’da da sözkonusu: Orada da 8 Mart’ın “devrimci içeriği” konusunda “kadın-erkek elele”ye vurgu yapılıyor. Diğer taraftan kendi kendileriyle çeliştiklerinin de pek farkında değiller. Bir taraftan “Emekçi kadınlar, 8 Mart’ta yine kölelik zincirlerini kırmak için eylemin diliyle isyankâr sloganlarıyla alanlardaydılar.” şeklinde başlık atıyorlar (ki bu gerçekten olması gerekeni ifade ediyor), diğer taraftan ama ilgili devrimci gruplardan kadınların emekçi kadın çevreleriyle birlikte ve “erkeksiz” yürüyüşe katılmaları olasılığını en baştan dışlıyorlar. Bu gruplar için erkeksiz yürüyüş yapmak devrimciliğe aykırıdır! Biz bu yaklaşımı yanlış buluyor ve 8 Mart’ta devrimci kadınların erkeksiz yürüyemeyeceğinin ileri sürülmesini bu mücadele gününün içeriğinden hiç birşey anlamamış olmak, bu anlamda “içeriğini boşaltmak” olarak değerlendiriyoruz.
İkinci olarak, İstanbul’daki 8 Mart yürüyüşünde bir yanda karşıdevrim ve diğer yanda devrim şeklinde bir karşı karşıya olma durumu yoktur. Kadın Platformu içinde çeşitli feminist, reformist ve devrimci grupların yeraldığı bir eylem birliği platformudur. Bir bütün olarak devrimci değildir, fakat karşıdevrimci hiç değildir. Dayatmacılığı başarı olarak gösteren devrimci grup ve örgütler ise pratikte yurtsever, demokrat, devrimci kadınlardan oluşan bir inisiyatifin tepelenmesini savunmaktadırlar. Biz ideolojik-siyasi görüş ayrılıklarının üstü örtülsün demiyoruz… Fakat bu noktada devrimcilerden beklentilerimiz farklı. Devrimciler eylem biçimine ve çizgisine olan eleştirilerini getirirken güç ve şiddet uygulamaktan kaçınır, ikna ve örneğin çekim gücünü esas alan bir tutum içinde bulunurlar. Dayatmacı tavırların feministlerin, reformistlerin, milliyetçilerin etkisi altında olan kadın kitleleri üzerinde onları kazanıcı bir etki yapmayacağı bizce açıktır. Tam tersine devrimci saflarda kendini gösteren erkek şovenisti sapmalar kadın-erkek arasındaki toplumsal eşitsizliğin farkında olan kadınları feministlerin kucağına itmektedir. Kendisine devrimci diyen tüm örgüt ve grupların 8 Martlarda dikkatinin merkezinde tutması gereken başlıca görev, devrimci kadınlara inisiyatif tanınarak, onların kendi davalarına kendilerinin sahip çıkmasının koşullarını ve alanlarını yaratmaktır. 8 Mart’ın devrimci sahiplenilişi bunu gerektirir! Biz devrimci erkeklerden 8 Martlarda (tabii ki salt 8 Martlarda da değil!) devrimci kadınlara ellerinden gelen en büyük desteği vermelerini bekliyoruz. Örneğin, kadın arkadaşların çok sayıda yürüyüşlere katılabilmesi için çocuk bakımını üstlenmelerini, hazırlık döneminde kadın arkadaşların üzerinde olan görevleri hafifletmelerini vs. bekliyoruz. Devrimci erkekler, kadın arkadaşlarımızı kendi eylemliliklerini ortaya koymak ve inisiyatif geliştirmek noktasında desteklemelidirler. Onlar devrimci kadınlardan gelen yardım taleplerine gözlerini ve kulaklarını açmalıdırlar. Baba, ağabey edalarıyla devrimci kadınlara verilecek “öğütler” değil bizim istediğimiz; devrimci erkek arkadaşların sabır ve samimiyetle mücadele tecrübelerini bize sunmalarını ve bize gerçek anlamda destek olmalarını bekliyoruz.
Devrimci erkek arkadaşlarımızın maço tavırlarıyla değil, devrimci olgunluk ve ağırbaşlılıkla, devrimci kadınlarla siyasi ve kişisel ilişkilerindeki örnek tavırlarıyla dikkat çekmelerini istiyoruz. “Kadın-erkek elele” sloganının bunu ifade etmesi gerektiğini ve başarının bunun yılın 365 gününde gösterilmesinde yattığını düşünüyoruz. Yoksa yılda bir, 8 Mart eyleminden 8 Mart eylemine “kadın-erkek elele” demenin ve bunu pratikte dayatmacı bir tavırla göstermeye çalışmanın devrimcilikle bağdaşır hiçbir yanı yoktur.
Her yıl 8 Mart eylemlerini dar çekişmeler içine sıkıştırmak istemiyorsak, ilk başta biz devrimci kadınlara büyük görev düşmektedir. Biz devrimci ve komünist kişiliğimizle erkeklerden bağımsız hareket edebildiğimizi ortaya koyma görevine sahibiz. Bizim içerik ve biçimle 8 Mart’ın gerçekten de emekçi kadınların kölelik zincirlerini kırmak için mücadele günü olduğunu yansıtan eylemlere ihtiyacımız var. 8 Martlarda enerjimizi ve gücümüzü emekçi kadınların cinsel-sınıfsal-ulusal ezilmişliklere karşı mücadelesini güçlü devrimci kadın bloklarıyla alanlara taşımak için harcamalıyız.
