“Statükocu”luğun kadıncası!
Kuzey Kıbrıs’ta “Kıbrıs Türk kadını ve anneleri” Annan planına karşı protestolarını başörtülerini yere atarak dile getirmişler. Denktaş-tipi milliyetçiliğin, statükoculuğun etkisindeki kadınların tavırları ve basın toplantısında yaptıkları açıklamalar gerçekten ibret verici! Bu bayanlar Annan planına iki kesimden de evet çıkması ve planın uygulanmasıyla Türk kadının (altını çizelim!) “namuslarının ve şereflerinin güvencede olmayacağını” ileri sürüyorlar! Ve… “Anadolu’da kadınların, namus ve şerefi korunmadığı zaman, tepkisini, başörtüsünü yere atarak gösterdiğini” anlatıyorlar!
Böyle bir gelenekten haberimiz yoktu, birşey daha öğrendik! Fakat tepkimiz bundan çok söylenenlere… Bu cümlede dile gelen kölelik zihniyetine bakın, ırkçılığa milliyetçiliğe bakın! Bu bir tek cümlede ırkçılığın, milliyetçiliğin, şovenizmin ve erkek egemenliğinin… açıkçası gericiliğe dair ne varsa bunların tümünün en bariz biçimde dile gelişi var! Irkçı-milliyetçi-şovenist…. çünkü en baştan Rum erkeklerini tecavüzcü olarak damgalıyor. “Statüko”dan vazgeçildiğinde Rum erkeklerinin “namus ve şerefleri”ne saldıracağını ima ediyor, daha doğrusu bunun korkusunu yayıyor.
Üstüne üstlük kölelik çığırtkanlığı yapıyor! Kendini erkek egemenliğine teslim edişin çığırtkanlığını yapıyor! Devlete, orduya, babaya, ağabeye “namus koruma” görevi hatırlatılıyor ve bu talep ediliyor! Kölelik kabul edilmiş, güçsüzlük kabul edilmiş, “namus ve şeref koruma” görevi milliyetçi-erkek egemen devlet ve toplum yapısına devredilmiş, daha doğrusu bunların hepsi kabullenilmiş… Köleler, köle kalmak istiyor… Ve efendisini kaybetmekten korkuyor! İşte size statükoculuğa sarılan kadınların tablosu! Kendisini köleleştiren şartların değişmesi onu korkutuyor… Özgürlük ve kendi talepleri için mücadeleyi değil, statükoyu savunuyor. Bunun için de egemenlerin yumuşak karnını bulup, oraya dürtüyor, kışkırtıyor: “Ne biçim erkeksin sen? Namusumu korumayacak mısın?!” Yapılan protestonun anlamı bu.
Bu kadınların böyle davranmaları tesadüfi vs. değil, sadece ve sadece egemen sınıftan kadınların sınıf mücadelesi tarihinde binlerce kez tekrarlanan bir görüntüsünden ibaret. Onların kaybedecekleri var, bunun için andaki duruma sarılıyor ve kendi sınıflarından erkeklerin yanında yer alıyorlar. Onlar, burjuva-milliyetçi kadınlar olarak halkları milliyetçi biçimde birbirine karşı kışkırtma görevini yerine getirmeye çalışıyorlar.
Burada biz devrimci kadınlara görev düşmektedir! Biz ne statükoculuğu ne de “değişim” adına bugün Kıbrıs halklarına dayatılan AB’ci çözümü, gerçek çözüm olarak görmüyoruz. Çözümü Kıbrıs halklarının her iki kesimden burjuva egemenlikten ve emperyalist yaptırımlardan kurtuluş mücadelesinde görüyoruz.
Bizim Kıbrıs halkları arasında düşmanlığı körükleyici her türden milliyetçi tavırlara karşı mücadele görevimiz var. “Türk kadını ve anneleri”nin “namusuna ve şerefine” saldırı bizzat erkek egemenliğinden gelmektedir. “Namus ve şeref” koruma bahanesini de ileri sürerek Kuzey Kıbrıs’ı işgal eden Türk ordusunun sicili bu konuda Kıbrıs’ta ve Türkiye’de oldukça kabarıktır. Bizim erkek egemenliklerine, devlete, orduya teslim edilecek namusumuz-şerefimiz yok! Biz emekçi kadınları sınıfsal, cinsel ve ulusal olarak sömüren, baskı altında tutan sistemlere karşı mücadelemiz içinde onurumuza sahip çıkıyoruz. Zincirlerimizden başka kaybedecek birşeyimiz yok; kazanacağımız özgürlüğümüz var! Siz köleliğin devamını isteriz diye başörtünüzü yere atın; biz mücadele bayraklarımızı dalgalandırıyoruz!
