Eğitim Köşesi
PROLETARYANIN ULUSLARARASI ÖRGÜTLENMESİ – 30
Komintern Altıncı ve Yedinci Kongresi arası dönem –II
(1932-1935)
“KEYK XII. Toplantısı 1932 Eylül’ünde yapıldı.
Bu toplantıda Kuusinen’in sunduğu raporla ilgili olarak alınan kararda gelişmeler ve durum ortaya konmakta; “burjuva diktatörlüğü, milliyetçilik, faşizm ve sosyal-faşizm” alt başlığı altında şunlar da söylenmektedir. “Burjuva diktatörlüğü gittikçe daha fazla siyasal gericiliğin sertleştirilmesi ve devletin faşistleştirilmesi yönünde gelişmekte, bu arada burjuva iktidarının tabanının daralmasını ve onun içinde çatlakların ve dağılma işaretlerinin artmasını açığa vurmaktadır.
…
Kapitalist ülkelerin çoğunda büyük burjuvazi faşist iç savaş tugayları örgütlemekte, siyasal eşkiyalığı, beyaz terörü, siyasi mahkûmlara işkenceyi, provokasyonları, sahteciliği, yürüyüşçülere ve grevcilere ateş açılmasını, işçi örgütlerinin dağıtılmasını sistem haline getiriyor. Burjuvazi bu arada fakat parlamentodan yararlanmaktan ve kitleleri kandırmak için sosyal demokrasinin hizmetlerini kullanmaktan hiç vaz geçmiyor. Almanya’da Von Papen-Schleicher hükümeti aracılığıyla, dış çelişmelerin ve içte sınıf ilişkilerinin olağanüstü sertleştirilmesine bağlı olarak, ordu, “Stahlhelm” [Alman Milliyetçi Merkez Partisi’nin milis gücü. Naziler iktidara geldikten sonra “SS”e katıldılar. —ÇN] ve Nazilerin yardımı ile faşist diktatörlüğün biçimlerinden biri kuruldu. Sosyal demokrasi ve Merkez [kastedilen burjuva Merkez partileri —ÇN] bunun yolunu düzlediler. Bu diktatörlüğün bundan sonraki gelişmesi veya yıkılması işçi sınıfının faşizmin her biçimine karşı mücadelesine bağlıdır.
…
Faşizm ve sosyal-faşizm (Sosyal Demokratizm) kapitalizmin, burjuva diktatörlüğünün korunması ve sağlamlaştırılması için çalışıyorlar. Fakat onların her biri bundan [bu görevden —ÇN] değişik taktik sonuçlar çıkarıyor.
…
Sosyal faşistler burjuva sınıf şiddetinin daha ılımlı ve “yasalara daha uygun” kullanımını tercih ediyorlar. Çünkü onlar burjuva diktatörlüğünün tabanının daraltılmasına karşılar, onlar burjuva diktatörlüğünün “demokratik” maskelenmesinden ve parlamenter biçiminin mümkün olduğunca korunmasından yana tavır takınıyorlar. Çünkü, bunların yokluğu sosyal demokrasinin işçi kitlelerini kandırma temel fonksiyonunu yerine getirmesini güçleştiriyor. Sosyal faşistler aynı zamanda işçileri sermayenin saldırısına ve gelişen faşizme karşı mücadeleden alıkoyarak, faşistlerin onun korunmasında güçlerini örgütleme imkânı buldukları örtüyü sağlıyor ve faşist diktatörlük için yolu açıyorlar.”
Burada görüldüğü gibi faşistlerle, sosyal faşistler arasındaki yöntem farklılıkları net bir şekilde ortaya konmaktadır. Bunun ötesinde aynı kararda sosyal demokrasinin kitle etkisinin hemen bütün ülkelerde gerilediği tespit edilmekte ve sosyal demokrat işçilerle, yöneticiler arasında kesin ayrım yapılması istenmektedir. Bu konuda söylenen şudur:
“Komünistler yalnızca eğer sosyal demokrat önderlerle sosyal demokrat işçiler arasında kesin bir ayrım yaparlarsa, bir çok halde kendilerini sosyal demokrat işçilerden ayıran duvarı alttan Birleşik Cephe adına yıkabilirler.” (Inprekorr, Alm. Sayı 82/1932, sf. 2630-2631, Belgenin tümünün özet/çevirisi için Bkz. “3. Enternasyonal’de Faşizm Üzerine Tartışmalar Belgeler —I—, Dönüşüm Yayınları, sf. 89-96)
Bu toplantıda aynı zamanda işçileri birleştirmede ekonomik mücadelenin ve kısmi taleplerin tutarlı, devrimci savunusunun önemi üzerinde de durulur ve bu konuda özel bir karar alınır.
Bunun yanında savaş tehlikesi, özellikle ve öncelikle Sovyetler Birliği’ne karşı emperyalist saldırı tehdit ve tehlikesi üzerinde de durulur, bu bağlamda komünistlerin görevleri tespit edilir.
XII. KEYK Toplantısı Komintern ve seksiyonlarının andaki genel görevi olarak “1) Sermayenin saldırısına karşı, 2) Faşizm ve Gericiliğe karşı, 3) Yaklaşan emperyalist savaşa ve Sovyetler Birliği’ne karşı yakınlaşan müdahaleye karşı somut mücadele” görevlerini tespit eder.
XII. Toplantı’nın hemen ertesindeki gelişmeler faşizmin ne kadar büyük bir tehlike haline gelmiş olduğunu pratikte gösterir. Almanya’da 30 Ocak 1933’de tekelci burjuvazi doğrudan Hitler’i iktidara getirir. Bu günlerde AKP (Almanya Komünist Partisi) faşizme karşı Genel Grev için büyük çabalar sarfeder. Fakat Sosyal Demokrat şefler, Hitler hükümetinin “meşru” yollarla iktidara geldiği gerekçesi ile “Sükunet ve Sağduyu” çağrısı yaparak Genel Greve karşı çıkarlar. Onlar faşizme karşı —faşist terörün bütün gücü ile esmesine rağmen— “meşru yollardan” mücadele etme onu “oyla yenme” çağrıları yaparlar. Hitler faşistlerinin doğrudan iktidara gelmesi, diğer ülkelerde de faşist harekete büyük moral ve güç verir. Hitler faşistlerinin ilk işi, örgütlü Komünist Hareketi çökertmektir. Bunun için geniş çaplı bir saldırı başlatılır. Provokatif Parlamento Binasının Yangını bu saldırı için bahane olarak kullanılır. AKP —biraz da illegaliteye yeterli önemi vermediğinden ve faşizmin gelişme hızını belli ölçülerde küçümsediğinden— fonksiyonerler düzeyinde çok önemli kayıplar verir. 3 Mart 1933’de AKP’nin önderi Thälmann tutuklanır.
Faşizmin bu yoğun saldırısı işçiler içinde ortak eyleme, Birleşik Cephe’ye duyulan gereksinim ve eğilimi arttırır. 13 Şubat 1933’de Fransa, Almanya ve Polonya Komünist Partileri, “Sosyalist İşçilere” başlıklı bir ortak çağrı yayınlayarak “Mücadele eden proletaryanın vazgeçilmez Birleşik Cephesi’ni oluşturma”yı talep eder. Komünistlerin çağrıları artık sosyal demokrat/sosyalist partilerin tabanında çok daha geniş yankı bulmaktadır. Taban, tavandan Birleşik Cephe için somut adımlar atılmasını talep etmektedir. Bu baskılanma sonuçsuz kalmaz. 19 Şubat 1933’de Sosyalist Enternasyonal Yürütme Kurulu Bürosu “Dünya İşçilerine” yaptığı bir açıklamada, sosyalistlerin komünistlerle, ortak anti-faşist eylemler üzerine görüşmeye hazır olduğunu açıklar. Komünistlerle sosyalistlerin birbirlerine karşı saldırılarını durdurmalarından yana tavır takınır.
KEYK, 5 Mart 1933’de “Bütün Ülkelerin İşçileri”ne bir çağrı yapar. Bu çağrıda faşizme karşı somut bir mücadele programı, “anti-faşist eylem birliği için platform önerisi” olarak ortaya konur. Bütün Komünist Partileri Sosyalist Enternasyonal’in şimdiye kadarki pratiği Birleşik Cephe çalışmalarını sabote etmesine rağmen “Sosyal demokrat işçi kitleleri ile Birleşik Mücadele Cephesi oluşturulması için Sosyal Demokrat Partilere başvurma”ya çağrılır. Devamen şunlar söylenir:
“Ancak anlaşma yapması istenen partilerin, böyle bir anlaşmanın temeline ortak mücadelenin en temel ön şartları konmalıdır. Burjuvaziye karşı yönelen somut eylem programları olmaksızın partiler arasında yapılacak her anlaşma işçi sınıfının çıkarlarına karşı bir anlaşma olur. KEYK böyle bir anlaşmanın temeline şu noktaların konmasını önerir:
a) Komünistler ve sosyal demokratlar derhal faşizm ve gericiliğin siyasi, sendikal, kooperatifsel ve diğer tüm işçi örgütlerine; işçi basınına, toplantı, gösteri ve grev özgürlüğüne karşı giriştiği tüm saldırıların geri çevrilmesi için savunmayı örgütler ve yürütür. Onlar faşist çetelerin silahlı saldırılarına karşı, kitlesel protestolar, gösteriler ve siyasi kitle grevleri yoluyla ortak savunmayı örgütler. Onlar işletmelerde, işsizlik bürolarında ve işçi semtlerinde eylem komiteleri ve öz savunma birlikleri kurma işini ele alırlar.
b) Komünistler ve sosyal demokratlar hiç gecikmeksizin ücret düşüşüne, çalışma şartlarının kötüleştirilmesine, sosyal sigortanın kısılmasına, işsizlik yardımının kısılmasına, işten çıkarmalara karşı işçilerin protestosunu mitingler, yürüyüşler ve grevlerle dile getirmesini örgütleme işine girerler.
c) Bu iki şartın kabulü ve pratikte uygulanması şartlarında KEYK, Komünist Partilerine faşizme ve sermayeye karşı ortak mücadele süresince sosyal demokrat örgütlere karşı saldırıları durdurma tavsiyesinde bulunmayı mümkün görmektedir. Birleşik cephe uygulaması sırasında anlaşmanın şartlarından herhangi birine uymayana karşı, işçilerin birleşik cephesini bozan grev kırıcısı olarak acımasız mücadele yürütülür.
Uluslararası İşçi Sınıfının önünde bu önerileri getiren KEYK bütün Komünist Partileri, bu arada da en başta AKP’yi, derhal, Sosyal Demokrat Partilerle yapılacak görüşmelerin ve Sosyal Demokrat Partilerle olası bir ortak mücadele anlaşmasının sonucunu beklemeksizin, sosyal demokrat ve diğer eğilimlerden işçilerle ortak mücadele yönetimleri kurma işine sarılmaya çağırır.
…
KEYK, sosyal demokrat ve partisiz işçilerin, sosyal demokrat önderlerin Birleşik Cephenin oluşturulmasına nasıl baktıklarından bağımsız olarak, bütün engelleri aşıp, komünistlerle birlikte lafta değil eylemde birleşik cepheyi oluşturacaklarına kesin inanç duymaktadır.” (Rundschau, sayı 4/1933, sf. 91/92)
Görüldüğü gibi, daha önceki “Sosyal Demokrat Parti merkezlerine çağrı yapmama, yerel örgütlere çağrı yapma” şeklindeki tavır, faşizmin Almanya’da iktidara gelmesinin hemen ertesinde açık bir şekilde değiştirilmiştir. Objektif durumdaki gelişmeler “hem alttan, hem üstten cephe” taktiğini gündeme getirmiştir. KEYK Birleşik Cepheyi, Sosyal Demokrat Partilerin gerçekten de sermayeye ve faşizme karşı mücadelede yer alması halinde, ortak mücadele süresince Sosyal Demokrat Partilere karşı saldırıları durdurmayı tavsiye etmeyi mümkün” gördüğünü açıklayacak kadar önemli görmektedir. Bu KEYK açısından kuşkusuz çok önemli bir tavizdir. Kuşkusuz bu tavizin verilmesinde Sosyal Demokrat şeflerin, Birleşik Cepheyi engellemek için yürüttüğü “Cepheyi engelleyen komünistlerin sosyal demokrat partilere hakaret ve saldırılarıdır” şeklindeki demagojilerini boşa çıkarma isteği önemli bir rol oynamaktadır. Diğer yandan ilk iki şartı Sosyal Demokrat önderlerin pratikte uygulamaya koyması, onların genel karakteri bilindiğinde hemen hemen olmaz bir iştir. Bu anlamda bu taviz, Sosyal Demokrat önderlerin demagojilerini boşa çıkarma işlevi görecektir. Bu çağrıda da esas amaç öncelikle sosyal demokrat ve diğer işçilerle alttan cephenin sağlanmasıdır. Sosyal demokrat önderlerin cephe çağrısına verecekleri yanıttan bağımsız olarak, cephenin alttan pratik örgütlenmesi direktifi verilmektedir partilere. Buna rağmen Sosyal Demokrat partilere karşı saldırıların durdurulabileceği yönündeki açıklama bize yanlış görülmektedir. Sosyal demokrasi ile, ya da komünist olmayan bir başka güçle Birleşik Cephe, birleşik cephe içinde yer alan ve değişik sınıfları temsil eden siyasi güçler arasındaki ideolojik mücadeleyi dıştalamaz, bunun engeli değildir, olmamalıdır. Kuşkusuz bu ideolojik mücadele içinde, ortak mücadelenin olmadığı şartlara göre, biraz daha geri plânda gelişir, ve fakat hiçbir zaman ortadan kalkmaz. Cephe içinde de doğru tavır, eylem birliklerinde olduğu gibi “eylemde birlik/ajitasyon-propagandada serbestlik” biçiminde olmalıdır.
KEYK’in bu çağrısına ilk cevap Sosyalist Enternasyonal Yürütme Kurulu’ndan “red” biçiminde geldi. Reddin gerekçesi KEYK’in Cepheyi Enternasyonal’ler düzeyinde değil, tek tek ülkeler düzeyinde ele alması idi. (Daha sonra KEYK’in Enternasyonal’ler düzeyinde cephe görüşmeleri çağrısı da, bu kez aynı argüman tersine çevrilerek reddedildi. “Merkezi bir cepheden önce tek tek ülkelerde cephe tabandan kurulmalı” idi!!!)
Tek tek ülkelerde cephe çağrısı yapılan Sosyal Demokrat partilerden hiç biri cephe çağrısını kabul etmedi. Gerekçeler değişikti: Örneğin, İngiliz İşçi Partisi, Cephenin yalnızca faşist diktatörlüğe değil “komünist diktatörlüğe” karşı da bir cephe olması şartını getiriyor; Çekoslovakya’daki Sosyal Demokrat Partiler Çekoslovakya Komünist Partisi’nin “Burjuva demokrasisi platformunu kabul ettiğini açıklaması”nı istiyorlardı, vs. vs.
Yani Sosyal Demokrat Partiler Faşizme Karşı Ortak Mücadeleden yana değillerdi. Bu olgunun tespiti çok önemlidir. Çünkü bütün burjuva tarih yazımında faşizmin zaferinin suçlusu olarak ona karşı ortak mücadeleden yana olmayan komünistler gösterilir! Gerçek durum tam tersidir. Evet faşizmin zaferinde işçi sınıfının bölünmüş olması, eylem ve cephe birliğinin sağlanamamış olması belirleyici nedenlerden biridir. Bunun suçlusu, aslında faşizmin yolunu açan ve faşizmle aynı sınıflara hizmet eden sosyal demokrat önderlerdir.
Sosyal demokrat önderlerin Cephe konusundaki redci tavırları, sosyal demokrat partiler içindeki muhalefeti arttırmıştır. Bu arada Dimitrov’un Alman faşizmi tarafından yargılanmasına karşı komünistlerin önderliğinde yürütülen kampanyaya, sosyal demokrat işçiler ve kimi yerel sosyal demokrat örgütlerin katılması ile, anti-faşist cephenin, sosyal demokrat önderlere rağmen de işçiler arasındaki esas eğilim olduğu görülmüştür. Bu gelişme Sosyalist Enternasyonal’in Ağustos 1933’de Paris’te yapılan Kongresi’nde sağ sosyal demokrat önderleri de “faşizme karşı” laf radikali tavırlar takınmaya zorlamıştır.
Bunun yanında Sosyalist Enternasyonal içinde güçlenen bir sol kanat olduğu bu Kongrede açıkça görülmüştür.
***
KEYK XIII. Toplantısı bu ortamda 28.11-12.12.1933 tarihleri arasında yapılmıştır. Bu toplantının temel kararı “Faşizm, Savaş Tehlikesi ve Komünist Partilerin Görevleri” başlığını taşımaktadır. (Sözkonusu kararın tam metin Türkçe çevirisi için Bkz. “3. Enternasyonal’de Faşizm Üzerine Tartışmalar, Belgeler —I—, Dönüşüm Yayınları, Mayıs 92, İstanbul, sf. 75-122. Okuyucunun bu belgeyi tümüyle okumasında büyük yarar vardır.)
Bu belgede faşizm hakkında 7. Kongre’de yinelenen ünlü “Faşizm, finans kapitalin en gerici, şovenist, emperyalist unsurlarının açık terörcü diktatörlüğüdür.” (age., sf. 76) tanımı yapılır.
Revizyonistler için bu tanımın en önemli bölümü “en gerici, en şoven vb.” denen bölümdür. Onlar bu tespitlerden, “bu en gerici…” dışında kalan finans kapital unsurlarının faşist olmadığı, faşist diktatörlüğün onlara karşı da olduğu vb. sonuçlarını çıkarmışlardır. Bu sonuçlar Komintern’in çıkardığı sonuçlar değildir. “En gerici… vs.” tanımlaması, anda faşist diktatörlüğü uygulayan güçleri belirtmek için yapılmış bir olgu tespitidir. XIII. Toplantı’nın tanımında belirleyici olan a) faşizmin finans kapitalin bir diktatörlüğü olduğu b) açık terörist bir diktatörlüğü olduğudur.
Aynı belgede diğer burjuva partilerinin, bu arada sosyal demokrasinin de “burjuva diktatörlüğünü faşistleştirmeye rota tuttukları” belirtilir.
Faşizm ile emperyalist savaş arasındaki bağ gösterilir.
Birleşik Cephe bağlamında, gelişmeler değerlendirildikten sonra Komünist Enternasyonal’in tüm seksiyonları ısrarlı bir şekilde sosyal demokrasinin hain liderlerine karşı ve onlara rağmen demokrat işçilerle birleşik mücadele cephesinin gerçekleştirilmesi için mücadeleye çağrılır. (age., sf. 87)
Krizden çıkışın devrimci yolu olarak Sovyet İktidarı’nın propagandası yapılır. (age., sf. 90) KEYK XIII. Toplantısı ile, Komünist Enternasyonal VII. Kongresi arasındaki dönemde, faşizmin saldırılarının artarak sürmesi; Sovyetler Birliği’nde sosyalist inşanın bütün karşı devrimci sabotaj girişimlerine zorluklara rağmen başarı ile inşasının sürmesi ve onun varlığının emperyalist burjuvazi açısından ölümcül bir tehdit olarak kavranması, ona karşı saldırı hazırlıklarının hızla artması, savaş tehlikesinin boyutlarının giderek büyümesi vardır. Komünist Enternasyonal açısından bu dönem, “Faşizme, Sermayeye ve Savaşa Karşı” mücadelenin, ve bu mücadelede Birleşik Cephe oluşturma çabalarının gündemde olduğu bir dönemdir. 1934 yılındaki gelişmeler özellikle de Fransa, İspanya, Avusturya’da faşizmle girilen çatışmalar belirleyici önemdedir.
1934 yılı başlarında Fransa’da faşist örgütler, yeterince güçlendikleri inancı ile, iktidara el koyma hazırlıklarına giriştiler. 1934 Şubat’ında bir askeri darbe yoluyla iktidarı ele geçirme girişimine karşı, FKP (Fransa Komünist Partisi) her görüş ve yönden işçileri sokağa çıkıp, faşistleri kovalamaya çağırdı. 12 Şubat’ta komünistlerin, sosyalistlerle birlikte yaptıkları genel greve 4,5 milyon kişi katıldı. Faşistlerin iktidara el koyma girişimi boşa çıkartıldı.
FKP’nin girişimleri sonucu birçok yerel Sosyalist Parti örgütü FKP örgütleri ile “Birleşik Cephe Anlaşmaları” imzalamaya başladı. Tabanın elden gittiğini gören Fransa Sosyalist Partisi yönetimi 27 Temmuz 1934’de FKP’nin “Birleşik Cephe” önerisini merkezi olarak kabul etmek zorunda kaldı. Bu merkezi düzeyde ilk resmi anlaşma idi. Böylece faşist saldırılara karşı İşçilerin Birleşik Cephesi Fransa’da gerçek haline geldi.
Avusturya’da da 1934 başında faşistlerin saldırıları büyük boyutlar kazandı. AKP önceden emekçi yığınları faşist saldırı konusunda uyarmış, ve işçilerin faşizme karşı birleşik cephesinin oluşturulması için çeşitli faaliyetler yürütmüş, üstten de cephe önerileri hep Sosyal Demokrat şeflerin red cevabını almıştı. İşçiler esas olarak Avusturya Sosyalist Partisi saflarında örgütlü idiler. Sosyalist Parti şefleri faşist tehlikeyi küçümsüyor, “zaman geldiğinde ezeriz” tavrı takınıyorlardı. Sosyalist Partinin tabanında oldukça geniş bir sol muhalefet vardı. ASP’nin bir kuruluşu olan “Savunma Birliği” gizli silah depolarına sahipti. Buna rağmen sosyal demokrat yönetim, tabanı faşist saldırılara karşı mücadeleden alıkoyuyordu. 12 Şubat 1934’de ASP’nin Linz’deki ve Viyana’daki büroları faşistlerin silahlı saldırısına uğradı. “Savunma Birlikleri” ile faşistler ve polis arasında çatışmalar başladı. Komünistler güçsüz olmalarına rağmen, bu çatışmalarda en ön saflarda yer aldılar. Dört gün süren çatışmalar, sosyal demokrat önderliğin tavırları sonucu, işçi sınıfının yenilgisi ile son buldu. Fakat sosyal demokrat işçilerin önemli bir bölümü bu mücadele içinde sosyal demokrat önderlerin gerçek yüzünü, Komünistlerin işçi sınıfının çıkarlarını nasıl savunduğunu gördüler. Şubat 1934’e kadar 3000 üyesi olan Avusturya Komünist Partisi’ne, Şubat olaylarından sonra 13.000 sosyal demokrat işçi katıldı!
İspanya’da Komünist Partisi 1933’ten itibaren, gericiliğe ve faşizme karşı bütün güçlerin anti-faşist cephe içinde birleştirilmesi çağrısını ve bu yönde faaliyeti, çalışmasının merkezine koydu. Bu siyaset sonucunda 1933 Kasım’ında Malaga’da Sosyalist, Komünist ve Cumhuriyetçilerden oluşan “Halk Bloku” seçimlerde çoğunluğu kazandı. Birleşik Cephe siyaseti yalnızca sosyalistlerle değil, anarşist ve sol cumhuriyetçi güçlerle de birlikte mücadele imkânlarını ortaya çıkarıyordu.
Ekim 1934’de İspanya’da işçiler genel greve gittiler; sosyalist, anarşist ve komünistlerin eylem birliğinin sağlandığı Asturya bölgesinde iktidar kısa süre de olsa bu güçlerin eline geçti. Daha sonra bu hareket burjuvazi tarafından kanla bastırılmış olmasına rağmen, açık olarak görüldü ki, işçilerin —ayrı partilerde de olsalar— ortak mücadelesi mümkündür ve faşizmi engelleyecek tek güç de bu ortak mücadeledir.
İtalya’da da bu dönemde komünistlerle sosyalistler arasındaki ilişkiler, faşizme karşı mücadele içinde sıkılaşmaya başladı. Ağustos 1934’de iki parti Eylem Birliği üzerine bir anlaşma imzaladı. Bu anlaşmada faşizmin yıkılması, barış, özgürlük ve emekçilerin yaşama şartlarının düzeltilmesi için mücadelede eylem birliği öngörülüyordu. Bütün gelişmeler, üstten de eylem birliklerinin imkânlarının artması yönünde idi.
1934 yaz ve güzünde, Komintern VII. Kongresi’nin hazırlıkları içinde, Komintern Yürütme organlarında sınıf mücadelesinin güncel sorunları ve dersleri üzerine derinlemesine tartışmalar yürütüldü.
Bu tartışmalar içinde Manuilski “Proletarya diktatörlüğü için dolaysız mücadele” şiarının içinde bulunulan şartlarda bir çok kapitalist ülkenin şartlarına uygun olmadığını, sosyalizm ve proletarya diktatörlüğünün tabii ki sonal hedef olarak durduğunu belirttikten sonra “fakat şimdi kitleleri proletarya diktatörlüğü için, sosyalizm için mücadeleye yakınlaştıracak bir mücadele programına ihtiyacımız var” düşüncesini savundu. Faşizme karşı mücadelede mücadelenin proletarya diktatörlüğü olmayan ve fakat klasik burjuva diktatörlüğü de olmayan bir geçiş hükümetine yol açabileceği düşünceleri bu tartışmalar temelinde olgunlaştı. Bu Komintern çizgisi açısından, anti-faşist cephe taktiğinde önemli bir gelişme, önemli bir taktik değişiklik, dönüşüm anlamına geliyordu.
2 Haziran 1934’deki Hazırlık Toplantısı’nda Dimitrov’un tartışmaya sunduğu “Faşizmin Saldırısı ve Komünist Enternasyonal’in Faşizme Karşı Mücadele Birliği İçin Görevleri” başlıklı yazısında da bu görüşler geliştirildi. Dimitrov artık her yerde sosyal demokrasinin esas dayanağı olma durumunun kalmadığını, bu tespitin değiştirilmesi gerektiğini ortaya koydu.
22 ve 29 Ağustos’taki iki konuşmasında Kuusinen “devrimci krizin olgunlaşma derecesi” konusunda yapılan kimi değerlendirmelerin abartılı olduğunun ortaya çıktığı, bunun özeleştirel biçimde tespit edilmesi gerektiğini, buna bağlı olarak da taktikteki kimi değişikliklerin zorunlu olduğunu ortaya koydu.
Tartışmaların daha da derinleştirilmesi ve bu arada pratik gelişmelerin de görülmesi için VII. Kongre yapılması önceden kararlaştırılan tarihten bir yıl sonraya ertelendi. Bu dönemde yeni taktik yönelim bir dizi seksiyonun somutunda pratikte sınandı.
FKP, bu dönemde “Halk Cephesi” şiarını ortaya attı. 24 Ekim 1934’de Thorez FKP adına “bütün proleter ve demokratik güçlerin, faşist örgütlerin frenlenmesi, silahsızlandırılması, dağıtılması; emekçilerin demokratik hak ve özgürlüklerinin savunulması ve 200 aile tarafından ezilen herkesin acil ekonomik ihtiyaçlarının karşılanması için mücadele birliği” olarak açıkladığı Halk Cephesi’nin programını ilan etti.
KEYK 9 Aralık 1934’deki toplantısında FKP’nin bu siyasetini desteklediğini açıkladı. 1935 yazında Komünist Partisi’nin önderliğinde Halk Cephesi resmen de kuruldu.
Halk Cephesi siyaseti İspanya’da da başarılı bir şekilde uygulandı. Asturya yenilgisi sonrasında başlatılan sıkıyönetime karşı ve siyasi tutukluların serbest bırakılması için kampanya, bu cephenin oluşturulmasında önemli bir manivela oldu.
Kuşkusuz bu taktik dönüşüm, buna karşı mücadelesiz olmadı. Bu taktik dönüşümün sağcılık olduğunu savunan kişi ve gruplar bir çok partide ortaya çıktılar, KEYK içinde de görüşlerini savundular. Fakat tartışmalar içinde önemli örgütsel bölünmelere yol açmaksızın yeni taktik dönüşüm hakim oldu.
Bu arada uluslararası alanda merkezi olarak da eylem birliği için çabalar arttırıldı. 10 Ekim 1934’de KEYK, Sosyalist Enternasyonal Yönetimi’ne, İspanya proletaryasına destek için ortak eylemler örgütlemeyi önerdi.
15 Ekim’de Brüksel’de yapılan görüşmelerde Sosyalist Enternasyonal’in şefleri böyle bir önerinin çok geç olduğu gerekçesi ile, öneriyi reddetti. Bu tavır karşısında Sosyalist Enternasyonal Yürütme Kurulu içindeki Fransa, İspanya, İtalya, Avusturya delegasyonları bir “azınlık açıklaması” yaptılar. Bu açıklamada “Savaşa karşı, demokratik özgürlüklerin olduğu ülkelerde bunları korumak için, faşizmin demokratik özgürlükleri ezdiği ülkelerde devrimci mücadele için ortak mücadelenin ön şartlarının uluslararası ölçekte gözden geçirilmesi” talep ediliyordu. Sosyalist Enternasyonal Yürütme Kurulu komünistlerle birleşik cephe konusunda alttan gelen baskılara daha fazla dayanamadı. Sosyalist Enternasyonal Yürütme Kurulu Sosyalist Enternasyonal’in seksiyonlarına verilen “Komünistlerle görüşme yasağı” direktifini kaldırmak zorunda kaldı. Bu yasak resmen kaldırıldığında bir çok ülkede zaten çoktan delinmiş durumda idi. Birleşik Cephe düşüncesi her geçen gün daha fazla yığınları sarıyordu.”
(H, Yeşil, “Faşizm Nedir? Sosyal-Demokrasi Nedir?”, Dönüşüm Yayınları, sayfa 84-96)
