Emperyalistlerin
“insan hakları”,
“demokrasisi”,
“özgürlüğü”...
EMPERYALİST BARBARLIĞIN
TEK ALTERNATİFİ: SOSYALİZM!
Irak'a yönelik saldırının planlandığı dönemde ABD emperyalizminin temsilcileri, Irak halklarının bir zalimin, diktatörün baskısı altında inlediğini; bu halklara demokrasi sunmak için Saddam rejimini yıkmak gerektiğini anlatıp durdular…
Saddam diktatörlüğüne karşı verilecek savaş aynı zamanda “terörizme karşı verilen bir savaştı“… Dünyayı tehdit eden “terör saldırılarına karşı batının demokratik değerlerini savunmak gerekiyordu…“ Terörizme ve işbirlikçilerine asla izin verilmemeliydi, verilemezdi!
Bu propaganda eşliğinde işgal başladı. Medyanın desteği ile Irak'a “özgürlük götüren“, “demokrasi götüren“ ABD önderliğindeki koalisyon güçlerinin Irak halklarına yönelik saldırılarının tek bir amacı olduğu anlatıldı. Saddam önderliğindeki BAAS diktatörlüğü yıkılarak “batının şirin demokrasisi” gelecekti ülkeye… İşgal “sınırsız özgürlük“ olarak adlandırıldı…
Emperyalizmin, somut olarak da ABD emperyalizminin niteliğini bilmeyen, kavramayan kitlelerin önemli bir bölümü bu yalanlara kandı da…
Sömürge valisi Bremer 2 Eylül 2003 tarihinde: “Şimdi Irak halkı artık özgür. Artık gece yarısı gizli haber alma örgütünün kapılarını çalmasından korkmalarına gerek yok. Eşlerinin ve kardeşlerinin kaçırılıp kurşuna dizilmeleri, kadınlarının tecavüz edildiği yerlere götürülmeleri durumu artık son buldu.“ tespitini yapıyordu.
ABD emperyalizminin başkanı Bush ise, 4 Şubat 2004 tarihinde, “Saddam Hüseyin şimdi bir hapishane koğuşunda ve Irak'ın kadın ve erkekleri artık işkence odalarına ve tecavüz edilecek yerlere götürülmeyecek.“ diyordu.
Tüm bu ve benzeri propagandalar sonucu kitlelerin önemli bir bölümünün bilinci, Saddam rejiminin barbarlığına son verilmesi düşüncesine kilitlendiğinden, Saddam rejiminin yıkılması sürecinde ve ardında Irak-Güney Kürdistan'da işgalci güçlerin barbarlığını görme durumunda değillerdi… İşgal sürecinde Iraklıların işgalci güçlerin uyguladığı baskı ve saldırılar, “Irak'ın yeniden yapılandırılması“, “demokrasiye geçiş“ vs. “çalışmalarının“ gölgesinde kalıyor; uygulanan baskı, saldırı ve işkenceler mümkün olduğunca dünya kamuoyundan gizlenmeye çalışılıyordu. Baskı ve zulmü birebir yaşayan Iraklılar dışında dünya kamuoyunun önemli bir bölümü gerçeklerin farkında bile değildi…
EMPERYALİST BARBARLIĞIN
BİR YÜZÜ: İŞKENCE!
Taa ki Nisan ayına kadar… Nisan ayı sonuna doğru Amerikan CBS televizyon programının ABD askerlerinin Iraklı tutsaklara işkence yaptığı haberini, görüntüleriyle yayınlaması, işgalci güçlerin Irak-Güney Kürdistan'daki barbarlığının görülmesi bağlamında durumda önemli bir değişiklik yaptı.
Evet, Irak halklarını kurtarmak adına hareket eden “özgürlük aşığı“ ABD Irak'ta Irak halklarının haklı direnişini ezmek için uyguladığı barbarlık zincirinin halkalarından birisinin de işkence olduğu dünya televizyonlarına, medyasına yansıyordu…
Çırılçıplak soyulmuş insanların üstüste yığılması, tecavüze zorlanmaları, elektrik işkencesi, askı işkencesi… görüntüleri emperyalizmin “insan haklarından“, “demokrasiden“, “özgürlükten“ ne anladığını açıkça gözler önüne seriyordu. Bununla da kalınmadı: ABD ilk resimlerin yayınlanmasının ardından “bunun sıradışı olaylar“ olduğunu söylemeye, işkencenin sistemli olmadığını propaganda etmeye başlamıştı ki başka resim ve görüntüler ortaya çıkmaya başladı. Bir çok işkence fotoğrafı ve video görüntüsü arasında bir Amerikalı kadın askerin yerde yatan çıplak bir Iraklının boynuna geçirilmiş bir kayışı tuttuğu fotoğraf, ABD'nin Irak'a vadettiği “özgürlüğün“ nasıl bir özgürlük olduğunun hafızalardan silinmeyecek bir kanıtı oluyordu.
Ve kanıtlar çoğalmaya başladı. Gördükleri işkencelerin Iraklılar tarafından dile getirilmesi, yeni belgelerin ortaya çıkması, bizzat Amerikan Adalet Bakanlığının “işkence uygulanabileceğine“ ilişkin onayının basına sızması işgalci emperyalist güçlerin Irak'ta sözde üzerlendikleri “demokrasi“, “insan hakları“, “özgürlük“ misyonunun sahtekârlığını defalarca ortaya koyuyordu…
Bu görüntüler emperyalist işgalci güçlerin barbarlığının hangi boyutlarda olduğunu göstermesi yanında, yapılanların Afganistan'da, Guantanamo'da uygulanan barbarlık zincirinin Irak’taki halkaları olduğunu da ortaya koyuyordu.
Emperyalist işgalci güçlerin Irak'ta ortaya çıkan son işkence görüntüleri Ortadoğu'da yürüyen barbarlığın bir yüzü… Diğer taraftan siyonist İsrail devletinin Filistin halkına karşı uyguladığı baskı ve terör her geçen gün artıyor… Gazze'de, Refah'ta İsrail buldozerleri taş üzerinde taş bırakmıyor, Filistin halkının haklı mücadelesi kan ve barutla bastırılmaya çalışılıyor; Filistin halkının andaki örgütlü güçlerine yönelik saldırılarda hareketin yönetici kadroları katlediliyor, Arafat şahsında olduğu gibi ölüm ve sürgün kararlarının alınması tartışılıyor… Barbarlık Ortadoğu'da kol geziyor…
Ve barbarlık barbarlığı doğuruyor: Irak'ta direnişçi güçlerin bir bölümü rehin aldığı kimilerini kamera önünde koyun boğazlar gibi boğazlıyor… Filistin'de Hamas güçleri öldürdükleri İsrailli askerlerin cesetlerini parçalayıp torbalara doldurarak gösteri yapıyorlar… Bütün bu görüntüler televizyon üzerinden dünyanın gözleri önüne seriliyor.
SAHTEKÂRLIKTA SINIR YOK!
Kimileri Afganistan ve Guantanamo'da ABD emperyalizminin dünyanın gözleri önünde yaptığı işkenceler, insanlık dışı uygulamalar, ABD emperyalizminin tutuklulara sistemli biçimde işkence uyguladığını ispatlamamış gibi, Irak'ta, Ebu Garip Hapishanesi'nde yapılan işkence resimlerini görünce şaşırmışlardı! Nasıl oluyordu da, Irak-Güney Kürdistan'a “demokrasi götürmek isteyen“ işgalci güçler, tutuklulara işkence uyguluyordu?
Kuşkusuz ki şaşırıp bu soruyu yöneltenler, emperyalist ve işgalci güçlerin propagandalarına kananlarla, kitlelere olanlardan haberi olmadığını anlatmak isteyen burjuvazinin sahtekârlıkta usta olan temsilcileriydi… İşgalin, insanlık dışı uygulamaların emrini verenler, bunları destekleyenler, olanları görmezden gelenler, dahası bunları görüp bunları “normal“ karşılayanlar… görünüşü “uygar“ olan, demokrasi cilası ile parlatılmış köhne sistemin savuncularından başkası değillerdi!
Gerçekte onların derdi ne “demokrasidir“, ne “insan haklarıdır“, ne de “özgürlüktür“! Gerçekte onların bütün çabası, kendi çıkarları için mübah gördükleri bir işgali ve bu işgal sürecindeki insanlık dışı uygulamaları binbir yalan ile “meşru“ hale getirme çabasıydı. Onların çabaları, çıkar ve nüfuz dalaşında daha fazla kâr, talandan daha fazla pay elde etme çabasıydı… Bunun için onlar işgali insanlık dışı uygulamalarla da sürdürmekteydiler…
Foyaları açığa çıktığında ise adı işkencelere karışmış kimi asker ya da subayı yargılamaları, cezalandırmaları emperyalist barbarların bozulan “façalarını düzeltme“, “imajlarını yenileme“ çabalarından başka birşey değildir.
Amerikan işgalci güçlerinin işkence ve insanlık dışı uygulamalarının artık inkâr edilemez derecede açığa çıkması karşısında olayı önce geçiştirmeye çalışan Bush'un Irak halkına yaptığı konuşma, Savunma Bakanı Rumsfeld'in, Başdanışman Condoleezza Rice'in “olayların bireysel ve istenmeyen olaylar olduğu“ yönlü açıklamaları da “imaj düzeltmeye“ dönüktür. Ama nafile! Hiçbir çaba Irak'ta işgalci emperyalist güçlerin barbarca uygulamalarının üzerini kapatmaya yetmeyecektir.
Dünya kamuoyunun Irak'taki işkence ve insanlık dışı görüntülere verdiği tepkiye Türk hakim sınıfları da tavırsız kalmadılar, bu insanlık dışı görüntülerinin kabul edilemezliği üzerine ahkâm kestiler…
Evet, kestikleri ahkâmdı, samimiyetle bir ilgisi yoktu; gerçekte onların da derdi “insan haklarını korumak“, insanlık dışı uygulamalara karşı çıkmak vs. değildi, değildir… İşkencenin, insanlık dışı uygulamaların hiç de yabancısı olmayan Türkiye'de hakim sınıf sözcülerinin tepkileri sahtekârlıktan başka birşey değildir. Buca'da, Ulucanlar'da, Diyarbakır zindanlarında, Eskişehir tabutluklarında, 19 Aralık saldırılarında cezaevlerindeki tutsakları hunharca katleden, işkence konusunda yıllarca dünyanın önde gelen ülkeleri arasında yeralmış olan, anda da işkence ve insanlık dışı uygulamaları sürdüren; insan kaçıran, kaçırdığı insanlara işkence yapan, tecavüz eden, gözaltında, cezaevlerinde tutsaklara her türlü davranışı hak gören, faili meçhullerle birçok insanın kanına girmiş olan… vb. vb. Türk devletinin siyasi temsilcilerinin Irak'taki gelişmelere karşı çıkması en iyi halde “tencere tava“ örneğini akla getiriyor…
BARBARLIĞIN ALTERNATİFİ VAR!
Afganistan'da, Guantanamo'da, Filistin'de, Irak'ta, yaşananlar, emperyalist barbarların kendi çıkarları için yapamayacakları hiçbir şeyin olmadığını göstermektedir. Onlar için “özgürlük“, “demokrasi“, “insan hakları“ birer maskedir. Son görüntülerle bir kez daha kanıtlanmıştır ki; onlar, kendi çıkarlarına ters düştüğü noktada bu maskeleri de kaldırıp atarlar. Onlar için özgürlük, sömürme özgürlüğüdür! Onlar için demokrasi, kendi çıkarlarına hizmet eden bir araçtır… Onlar için insan hakları söylemi kendi barbar yüzlerini gizlemenin bir aracıdır vs. vb.
Televizyonlar üzerinden odamıza kadar gelen barbarlık görüntüleri karşısında “Bu kadar olmaz!“ diyerek tepkisini ortaya koyanlar; kendisine insanım diyenler; insanın insana kulluğunu, zulmünü kabullenmeyenler: Dünyada emperyalist barbarlık hükmünü sürdürüyor… Son fotoğraflar aslında sadece basit işkence fotoğrafları değil… Bu fotoğraflar insanlığın bugün içinde bulunduğu durumun da fotoğraflarıdır! Barbarlık düzeninin fotoğraflarıdır!
Bu barbarlığın çaresi yok mu? Var: Barbarlık düzenini yaratan emperyalizmin yıkılması! Tek çare, emperyalist sistemin yıkılması temelinde, insanın insana kulluğunun, zulmün, baskının, insanlık dışı uygulamaların ortadan kaldırıldığı, gerçek demokrasinin ve özgürlüğün yaşandığı yeni bir dünyanın, sosyalizmin dünyasının kurulmasındadır!
Ve bugün, kendisine insanım diyenler; emekten, emekçiden, halkların kardeşliğinden yana olanlar; sömürüye, baskıya, zulme ve katliamlara karşı çıkanlar… Sözümüz size, çağrımız size:
Yeni bir dünya yaratmak ellerimizde! Yeter ki iste! Yeter ki, geleceğin dünyasını kazanmaya hazır ol! Yeter ki, örgütlü mücadeleye katıl!
