NATO emperyalistlerin halklara karşı saldırı aracıdır…
NATO’YA HAYIR!

Dünyanın en büyük teröristleri, NATO örgütü içinde örgütlenmiş emperyalistlerin ve gerici güçlerin temsilcileri 28-29 Haziran’da İstanbul’da yapılacak NATO zirvesinde yanyana gelecekler.
Zirveye, NATO üyesi devletlerin devlet başkanlarının yanısıra en “büyük baş” generalleri katılacak. Irak’a karşı saldırının ve Irak’ın işgalinin baş sorumluları Bush ve Blair de İstanbul’da olacaklar.
Bu zirvenin güvenliğini sağlama adına egemenler İstanbul’u daha şimdiden sıkıyönetim altındaki bir şehre çevirmeye başladılar. Zirve yaklaştıkça bu durumun daha da vahimleşeceği görülüyor. Güvenlik adına yalnızca TC ordusu ve polisi değil, zirveye katılan çeşitli devletlerin özel polis teşkilatları, özel askeri vurucu timleri de devrede. İstanbul 28-29 Haziran günleri civarında tam bir uluslararası kışla görünümüne bürünecek.
İstanbul zirve günlerinde bütün dünyada ilerici insanların, işçilerin, ezilen halkların nefretinin odağı olan bir örgütün zirvesine mekan, nefretin odağı olacak. Neden?
1949’da “Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü” adı altında ve güya Komünizmin yayılmacılığına karşı bir “savunma” örgütü olarak kurulan NATO, gerçekte kurulduğu andan itibaren emperyalizmin, en başta da Amerikan emperyalizminin askeri saldırı örgütü olmuştur. Türk hakim sınıfları Türkiye’yi 1952’de NATO’ya sokmuş ve NATO’nun en ucuz askerleri olarak Türk askerlerini emperyalizmin Kore’ye saldırısında kullandırtmıştır. Bu karşıdevrimci emperyalist saldırı savaşının sonucu Kore’nin bölünmesi, Güney Kore’de ABD emperyalizminin kuklası faşist bir rejimin ve devrime karşı ABD’nin saldırı üssünün kurulması olmuştur.
Güya bir savunma örgütü olan NATO sosyalist Sovyetler Birliği’nin yozlaşıp sosyalemperyalist bir güce dönüşmesinden sonra da, bir yandan ABD emperyalizminin başını çektiği batılı emperyalist kampın, sosyal emperyalist kampla dünya hegemonyası dalaşında esas askeri vurucu gücü rolünü oynarken, diğer yandan halkların her türlü ilerici ve devrimci hareketini bastırmanın da temel araçlarından biri olarak kullanılmıştır.
Endonezya’da 1965’deki askeri darbede, Şili’de 1973 de Halk Cephesi hükümetinin devrilmesinde vb. NATO aygıtı kullanılmıştır. 1980’de ülkemizdeki 12 Eylül askeri darbesi, bir NATO darbesidir. TC ordusunun generalleri, aynı zamanda NATO generalleri, TC ordusu NATO’nun ordusudur.
NATO’nun “Gayri Nizami Savaş Talimatnamesi” temelinde bir çok ülkede devrimci akımlara karşı kurulan kontr-gerilla örgütleri (örneğin İtalya’da Gladio, Türkiye’de “Özel Harp Dairesi” ve onun yan kuruluşları) sayısız “faili meçhul!” cinayete, kitle katliamına (1 Mayıs 1977 Taksim katliamını anımsayın!) vb. imza atmıştır. Bu örgütler doğrudan doğruya NATO karargâhlarına bağlı olarak çalışan örgütlerdir.
Rus sosyal emperyalizmi ve ona bağlı olan “Doğu Bloku” 1990’lı yılların başında çöktüğünde, NATO’ya yeni bir görev ve gerekçe aranmaya başlandı. Bu bağlamda ideolojik olarak yeni yüzyılın savaşlarının “kültürler arası savaş” olacağı tezleri geliştirilerek NATO’nun yeni görevi, “özgür batının” “evrensel insani değerler” dediği kendi değerlerini, yabancı kültürlerin –en başta da giderek baş düşman ilan edilen radikal siyasi islamın– saldırılarına karşı koruma görevi olarak belirlenmeye çalışıldı.
1990 başlarındaki yeni dönemde fakat NATO’nun ilk toplu saldırısı “insani değerlerin savunulması” vb. adına Yugoslavya’ya karşı oldu. NATO orduları güya Bosna-Hersek’te, Kosova’da ezilen halkların haklarını savunma adına, Yugoslavya devletini parçalayan askeri saldırıları gerçekleştirdiler. Bu saldırıda batılı emperyalistlerin çıkar birliği sağlanmış olduğu için NATO batılı emperyalistlerin ortak vurucu gücü olarak hareket etti. Sonuçta Yugoslavya’nın parçalanmasında en büyük payı Alman emperyalizmi kaptı.
11 Eylül ertesinde NATO ABD’nin tüm emperyalist dünya adına ilan ettiği “terörizme karşı uluslararası savaş”ın örgütü olarak tanıtılmaya başlandı. ABD NATO’yu şimdi uluslararası alanda dünya egemenliğini, Amerikan imparatorluğunu kurmanın temel askeri aracı olarak kullanmaya çalışırken, diğer emperyalistleri de NATO üzerinden kendi savaşına destek verip destek ölçüsünde pay almaya çağırıyordu.
Sorun şu ki, diğer emperyalist büyük güçler, başını Alman ve Fransız emperyalizminin çektiği AB, Rusya ve hızla gelişen Çin gibi güçler, ekonomik açıdan büyük güç olan, şimdi askeri alanda da ben varım demeye soyunan Japon emperyalizmi ABD’nin dünya hegemonyası planlarıyla hemfikir değil. Onlar bir Amerikan imparatorluğunda satrap (vilayet yöneticisi/vali) olmak istemiyor, dünya hegemonyası konusunda kendi hesap ve planları var. Bu yüzden de NATO üyesi olanları, NATO’nun ABD’nin tek başına yürüttüğü savaşlarda NATO aygıtının kullanılmasını engellemeye çalışıyorlar. Bunu ABD’nin “gönüllü müttefikler”iyle birlikte Irak’a karşı saldırı savaşında ve Irak’ın şimdi süren işgalinde gördük, görüyoruz.
İstanbul’da yapılacak NATO zirvesi, NATO’nun andaki durumu ve geleceği hakkında emperyalist büyük güçler, en başta da ABD ile başını Almanya ve Fransa’nın çektiği AB’nin pazarlık alanı olacak. Bu pazarlık halklara karşı bir pazarlık olacaktır. ABD emperyalizmi bu pazarlıkta Irak’taki işgalde karşılaştığı zorlukları, NATO’yu devreye sokarak ve işgal sorumluluğunu şimdiye dek “gönüllü müttefikler” saflarında yer almayan emperyalist ve gerici güçlerle paylaşarak aşmaya çalışacak. Kuşkusuz pazarlıkta bunun bedeli olarak Irak’taki ganimetin paylaşılmasında diğerlerine biraz daha fazla pay önerilecek. İşgalin NATO işgaline dönüştürülerek sürdürülmesi, Türkiye işçi ve emekçileri açısından, Türk ordusunun işgal gücü olarak yine devreye sokulması anlamına da gelecek.
Türkiye’nin çeşitli milliyetlerinden işçileri, köylüleri tüm emekçileri, kendi kaderleri üzerine de pazarlık yapılacak NATO ZİRVESİNE HAYIR, SİZİ İSTANBUL’DA İSTEMİYORUZ! demelidir.
Onların zirvesine çomak sokmak, halklara karşı pazarlıklarında onları rahat bırakmamak her işçinin, emekçinin, her ilerici, demokrat insanın görevidir.
NATO işçi sınıfının ve ezilen halkların düşmanı bir askeri saldırı örgütüdür!
“NATO’YA HAYIR!” demek tüm işçilerin, emekçilerin görevidir!
20 Mayıs 2004
