IRAK
Bağdat’tan dönen hesaplar ne olacak?

Irak-Güney Kürdistan’da işgale, işgalcilere karşı direniş hareketinin giderek güçlendiği, Felluce ve Necef örneklerinde olduğu gibi yoğun çatışmaların yaşandığı; işgalci güçlerin, en başta da ABD emperyalizminin hesaplarını-planlarını değiştirmek zorunda kaldığı bir süreç yaşanıyor.
Gelinen yerde ABD emperyalizminin önde gelen temsilcileri, Saddam rejiminin devrilmesi sonrasındaki dönemde “taktik hatalar” yaptıklarını, tahminlerinin tersine bir gelişmeyle karşılaştıklarını açıklamakta; 30 Haziran 2004 tarihinden itibaren oluşturmak istedikleri Irak-Yönetimi’nin kurulduktan sonra “gidin” demesi durumunda, “istenmeyen yerde durulmaz” sahtekârca tavrıyla Irak’tan çekilebileceklerini dile getirmektedirler.
Sanki Irak-Güney Kürdistan halkları onları (işgalcileri) istemiş, onlar da Saddam rejiminin baskısından ezilen halkları kurtarmak için gelmişler! İşgale karşı direniş hareketinin –200 bin civarındaki işgal askeri gücün varlığına rağmen– giderek güçlenmesi ve örgütlü hale gelmesi, Irak halklarının önemli bir kesiminin işgalcileri ülkesinde istemediğinin ispatı değil mi?
“İstenmeyen yerde kalmayız” yönlü sahtekârca açıklamalara bir başka sahtekârlık eklenmektedir. O da Irak-Güney Kürdistan’da “güvenlik” meselesidir. Askeri güçlerini geri çekmemeyi “güvenlik sağlanmadığı” gerekçesiyle açıklamaktadırlar. Sanki Irak-Güney Kürdistan halklarını düşünüyorlarmış gibi, askeri güçlerini geri çekme durumunda “iç karışıklığın” yaşanabileceği (ki bu belli ölçüde doğru da), buna gözyumamayacaklarını anlatmaktadırlar. Halbuki, Irak-Güney Kürdistan halklarının güvenliğini bozan, tehdit eden esas güç anda işgal güçleridir.
Pratik, işgal güçlerinin sayısının daha da çoğaltılması yönündedir. Örneğin ABD emperyalizmi Güney Kore’de konuşlanmış askeri güçlerinden 4000 kadarını daha Irak’a aktarmak istiyor. İşgal gücü şimdiki verilere göre toplam 30.000 civarında askerle güçlendirilmek istenmektedir. Bu hesap içinde ABD emperyalizminin müttefiklerinin askeri gücü de var. Örneğin Güney Kore 3000 kadar asker göndermeye hazır olduğunu açıkladı.
Tüm zorluklarına, hesap yanlışlıklarına rağmen, işgalci güçlerin yakın zamanda Irak-Güney Kürdistan’dan çekilmesi sözkonusu değildir.
ABD emperyalizminin genel olarak Ortadoğu’yla, özelde de Irak’la ilgili hesaplarına, projelerine bakıldığında Irak’tan vazgeçmeyeceği açıktır. Bu da, biçimi ne olursa olsun, işgal gücünün sayısı ne kadar olursa olsun ABD emperyalizminin ve müttefiklerinin daha uzun bir süre Irak-Güney Kürdistan’da kalacağına işaret etmektedir. En basitinden ele alındığında, işgalci güçler geri çekildiğinde, kurulan yönetimi, düzeni koruyacak olan askeri güç ve polis gücünün oluşturulması gerekiyor. Afganistan örneği bu işin hiç de istedikleri gibi kolay olmadığını göstermektedir.
Yakın zamanda işgalci güçlerin Irak’tan çekilmesi esas olarak işgale karşı direniş hareketinin gelişmesine, güçlülüğüne bağlıdır.
İşgale karşı direniş hareketi güçlendikçe işgalcilerin saldırıları, baskıları da giderek artmakta ve çatışmalar kızışmaktadır. Irak-Güney Kürdistan’da yakın zaman dilimi çerçevesinde yaşanacak olan, yönetimin gerçekte Iraklılara devredilmesi, “barışın” sağlanması değil, çatışmaların, savaşın daha da yoğunlaşmasıdır.
Göstermelik olarak yönetimin Iraklılara devredilmesi –eğer gerçekleşirse– esas olarak halkın işgalci güçlere karşı tepkisini dindirme amaçlı, taktik bir adımdır. Olgulara bakıldığında, ABD emperyalizminin evdeki hesaplarının çarşıya uymamasıyla ortaya çıkan durumun ABD emperyalizminin lehine olmadığı ortadadır.
Kendi aleyhine gelişen durumu, lehine çevirmek için yeni taktikler gündeme getirilmektedir. Bunlardan biri Saddam-Baas rejiminin kimi temsilcilerinin işin içine çekilmesidir. Bunlara, işgale karşı mücadele edenlerin, direniş hareketinin bastırılması için yönetici konumdaki görevler verilmektedir. ABD emperyalizmi Baasçılarla işbirliğine yönelmiş durumdadır.
İkinci önemli değişiklik ise ABD emperyalizminin dini temeldeki devlete yaklaşımındadır. Direniş hareketinin kitlesinin esas olarak Şiiler olması –Sünniler de tabii ki aynı kategoridedir– ABD emperyalizminin taktik değişikliğine gitmesine –şimdilik en azından lafta– yol açmaktadır.
Bundan önceki plana, “geçiş takvimi”ne göre 30 Haziran’da yönetim Irak’lılara devredilmeden önce geçici yönetimi belirleyecek seçimler öngörülmüştü. Sözkonusu seçimlerin iptal edilmesinin kamuoyuna yansıyan iki gerekçesi vardı. Birincisi güvenliğin olmadığı, ikincisi ise seçim sonuçlarının seçimi kaybedenler tarafından kabul görmeyeceği ve bunun yeni çatışmalara yol açacağıydı.
Gelinen yerde, 30 Haziran sonrasında yönetimin Iraklılara devredilmesiyle birlikte ABD emperyalizminin işgalden sorumlu bakanlığı da el değiştirecek. “Savunma” Bakanı Rumsfeld yerine Dışişleri Bakanı Powell sorumlu olacak. Powell Mayıs ayı ortalarında yaptığı bir açıklamada, seçimlerden çıkacak sonucu, “Irak halkının vereceği kararı” kabul edeceklerini ilan etti. Bu açıklamada “insan haklarını” gözönünde bulunduran ve “salt köktenci bir rejimin” yükselmesine izin vermeyen dinci bir rejimi kabul edeceklerinin işaretleri verilmeye başlandı.
Kısacası ABD emperyalizminin taktikleri, kendilerinin Irak-Güney Kürdistan’a hakimiyetlerinin korunduğu; içerde ise kimin yönetimde olduğuna fazla önem verilmediği, önemli olanın kurulacak hükümetin, ya da rejimin kendileriyle uyumlu olması durumudur.
ABD’nin Bağdat’tan dönen hesaplarının Bağdat’a uydurulmaya, Bağdat’ın da kendi hesaplarına uydurulmaya çalışıldığı bu sürecin karmaşık bir süreç olduğu, bugünkü hesapların-planların yarın gözden geçirilebileceği bir durumun yaşandığı bilince çıkarılması gereken önemli noktalardan biridir.
