Özelleştirme saldırısına karşı mücadeleyi örgütleyelim!

AKP hükümetinin işbaşına gelmesi ile birlikte, işçi sınıfına yoğun saldırının en önemli unsurlarından birisi olan özelleştirme de hızlandırılarak sürdürülmüştür. AKP hükümetinin programının en temel hedeflerinden birisi özelleştirmeydi. Bu, aynı zamanda Türkiye ekonomisinin ve mali piyasalarının gerçek efendisi olan IMF’nin de temel direktiflerinden biridir.

Özelleştirmenin işçi sınıfına nasıl büyük bir saldırı olduğunu, ona nasıl zarar verdiğini göstermek için bir kaç örnek vermek yeterlidir.

METAŞ örneği…

Önceleri özel sektörün elinde olan ve zarar eden METAŞ, 1992 yılında devlet tarafından satın alınarak hem iflastan kurtarılır, hem de eski sahiplerinin cepleri yüklü para ile doldurulur. Özel sektörde iken (nedense!) zarar eden METAŞ, devlet tarafından satın alındıktan sonra 2 yıl içinde kâra geçer. 1995 yılında 6 aylık kârı 120 milyon dolara yükselir. Kâra geçtiği için özel kapitalistlerin iştahını kabartır. Halktan toplanan vergilerle satın alınan ve kâra geçirtilen METAŞ 1995 yılında 57,9 milyon dolar bedelle tekrar özelleştirilir ve şimdi üçkağıtçılığı ayukka çıkmış olan Uzanlar’a satılır. İki yıl içinde (nedense!) METAŞ yine zarara girer. Zarar ettiğinden vergi ödemekten kurtulur. Aynı zamanda 2.500 çalışanı işten atılır.

TOE (Türkiye Otomotiv Endüstrisi)

Gerçek değeri 50 milyon dolar civarında tahmin edilen TOE 1993 yılında Rumeli Holding’e 8 milyon dolara peşkeş çekilir. Üstüne üstlük TOE’ye ait bir pazarlama şirketi olan MAT da yanında eşantiyon olarak Rumeli Holding’e hediye edilir. Arkasından Uzan ailesi tarafından satın alınan MAT’ta çalışan 447 işçiye, tazminatları bile ödenmeden yol gösterilir.

Gerçek değerinin nerede ise altıda birine hediye edilen TOE’de üretim durdurulur. Şirketten geriye 238 dönümlük arazi ve Uzan ailesinin çimento fabrikalarının çimentosunu taşımakta yararlandığı bir iskele kalır.

POAŞ (Petrol Ofisi A.Ş.)

Devletin % 51 hissesi olan POAŞ, blok olarak 2000 yılında 1.260 milyon dolara İş-Doğan Petrol Yatırımları A.Ş.’ye, yani sermaye basınının en güçlü direği olan Doğan Holding’e satılır.

İlk satış sözleşmesindeki anlaşmaya rağmen, geri kalan devlet hissesi de (% 25,8) Temmuz 2003’de Özelliştirme Yüksek Kurulu (ÖYK) kararı ile blok olarak aynı sermaye grubuna devredilir. Toplam 387,8 milyar TL olan satış bedelinin, % 30’u peşin, kalan 271 milyar TL’ye karşılık ise, POAŞ’ın kendi hisseleri teminat olarak gösterilir. Özelleştirme uygulamalarında Değer Tespiti ve İhale Yönetmeliği kurallarına göre, hisse senetleri teminat olarak kabul edilmeyeceği hükmüne rağmen Doğan grubuna peşkeş çekilmeye karar verilmiş POAŞ’da bu kurallar bariz bir biçimde çiğnenir. Ekim 2002 tarihine kadar 1,3 milyar dolar zararda olan İş Doğan Petrol Yatırımları A.Ş. ile POAŞ birleştirilerek, zararda olan şirket, bütün aktif ve pasifleriyle POAŞ’a devredilir. POAŞ zarara uğratılır ve uzun süre vergi ödemekten kurtulur.

Bu yolla İş Doğan Grubu’nun POAŞ’taki payı % 99,35’e yükselerek kesin kontrol ele geçirilir.

Yani POAŞ, İş Doğan Grubu’nun kendi kaynakları ile değil, POAŞ’ın kendi kârı ile satın alınır.

Devlet şirketlerinin halka sunulması böyle oluyor!

ÇİNKUR (Çinko ve Kurşun İşletmesi)

Türkiye’de tek çinko üreticisi ve altın üretim teknolojisine sahip olan devlet kurumu ÇİNKUR, 1996 yılında İranlı, Kanadalı ve yerli Ekin Madencilik firmalarından oluşan Kayseri Metal Madencilik şirketine 14 milyon dolar bedelle satılır.

Özelleştirme öncesinde zararı 154 milyar TL civarında olan şirketin zararı, özelleştirildikten sonra 11,5 kat artarak 1.769 milyar liraya yükselir.

Dünyanın en büyük çinko üreticisi ve ticaretini kontrol eden Glencore firması, 1999 yılında alacağına karşılık bu tesislere rehin koyar, üretim durdurulur. Çürümeye terkedilmiş tesisler 8 kez satışa çıkartılır. Satılması için tespit edilen bedelinin % 40’na bile alıcı çıkmaz.

Bu arada ÇİNKUR’da üretim durdurulduğu için ülkenin tüm çinko ihtiyacı dövizle dışardan karşılanmak zorunda kalınır, bu yolla yine bazı şirketler zengin edilir.

SEKA Balıkesir İşletmesi

Satılmadan hemen önce 1,8 milyon dolarlık yatırım yapılan SEKA Haziran 2003 tarihinde, gerçek değeri 51,2 milyon dolar olmasına rağmen, AKP’nin gözde şirketi olan Albayraklar A.Ş.’ye yalnızca 1.1 milyon dolara bağışlanır. Albayraklar 289 işçiyi hemen kapının önüne koyar.

İstisnai bir adım olarak yargı, bu satışı “kamu yararına aykırı” bularak durdurur.

TÜPRAŞ (Türkiye Petrol Rafinerileri A.Ş.)

Temel girdisi ham petrol olan petrol ürünleri sanayi, ham petrolün rafinerilerde stoklanıp arıtılması, üretilen ürünlerin dağıtım kuruluşları aracılığı ile tüketiciye ulaştırılmasını içeren entegre bir yapıdır TÜPRAŞ A.Ş.. TÜPRAŞ’ın İzmit, İzmir, Kırıkkale, Batman ve Körfez’de toplam beş rafinerisi bulunmaktadır. TÜPRAŞ, sektöründe doğal tekel konumundadır. Türkiye’de bulunan toplam 32 milyon ton/yıl ham petrol kapasitesinin % 86’sı TÜPRAŞ’a, kalan kısmı ise özel bir şirket olan (Shell, BP, Marmara Petrol Ortaklığı,) ATAŞ’a aittir.

TÜPRAŞ’ın mali değeri 7,8 milyar dolar ve sigorta değeri 4 milyar 400 milyon dolar olarak tespit edilmektedir. TÜPRAŞ Doğu Avrupa ve Balkanların en büyük rafineri şirketi, Avrupa klasmanında da 7. sırada bulunmaktadır. 2003 yılında toplam cirosu 19.3 katrilyon liraya, brüt kârı ise 600 trilyon liranın üzerine çıkan TÜPRAŞ tek başına, Türkiye’de devlete ödenen toplam vergi ve fon gelirlerinin yaklaşık % 20’sini ödemektedir. TEKEL olma konumundan da yararlanan TÜPRAŞ’ın kârı astronomik buyuttadır ve işletme kârının toplam kazanç içindeki payı 2002 yılında % 91’e kadar çıkabilmiştir (173.9 trilyon lira, yani 116 milyon dolar).

Sermaye devleti bir kere kafayı takmıştır ve TÜPRAŞ yerli ve yabancı sermaye grubuna peşkeş çekilecektir, pardon “halka açılacaktır”. Ocak 2004 tarihinde yapılan göstermelik bir ihale ile TÜPRAŞ 1.302 milyon dolara EFREMOV adlı bir gruba satılır.

TÜPRAŞ’ın satılmasındaki karanlık ilişkilerin en belirgin yüzü, TÜPRAŞ’ı satın alan EFREMOV şirketinin özelliğinde açıkça görülmektedir. EFREMOV şirketinin ticaret sicilinde ve internet sitesinde verilen adresinde (Almanya) bir aile oturmaktadır ve şirketin bu adreste olduğuna dair bir tabela bile yoktur. Yani EFREMOV naylon bir şirkettir ve bu karanlık şirketin TÜPRAŞ ile ne yapmayı amaçladığı daha net olarak ortaya çıkmamıştır. Fakat özelleştirme işinin sonuçlanması ile birlikte TÜPRAŞ’ta çalışan binlerce işçinin işini kaybedeceği ise kesindir.

Burada verilen bir kaç örnek bile özelleştirmenin devlet kuruluşlarının, en başta da kârlı devlet kuruluşlarının gerçek değerlerinin çok altında özel sermaye gruplarına hediye edildiğini, zenginin kesesinin daha da doldurulduğunu;

– Özelleştirmenin tüm yükünün vergilerin esas yükünü taşıyan işçi ve diğer emekçiler ile özelleştirilen işletmelerde çalışan işçilerin sırtına yıkıldığını,

– Özelleştirmenin en ağır sonuçlarının işsizliğin artması ve çalışan işçilerin düzenli bir gelirden yoksun bırakılması olduğunu,

– Özelleştirmeye karşı çıkarken devletin mülkiyetinde olan işletmelerin “halkın mülkiyeti” olarak gösterilemeyeceğini, aslında büyük sermayenin ortak mülkiyetinden özel mülkiyete geçirildiğini ve kapitalist devlet mülkiyetinin kaçınılmaz olarak özelleştirmeye yol açtığını ve

– Özelleştirmeye karşı mücadelenin kapitalizme, sermayenin egemenlik sistemine karşı yönlendirilmesi gerektiğini göstermektedir.

16 Mayıs 2004