Kadınların Ankara yürüyüşünden izlenimler…

İstanbul Kadına Yönelik Şiddete Karşı Platform’un çağrısıyla Türkiye’nin değişik şehirlerinden yaklaşık 400 kadın Ankara’da buluştu.

14 Eylül’de TCK’nın mecliste görüşüleceğinin gündeme gelmesiyle birlikte İstanbul’da biraraya gelen kadın örgütleri çalışmalarına başladı. Diğer şehirlerdeki kadın platformları ile ilişkiler kuruldu ve Ankara eylemi organize edildi.

14 Eylül’de TCK’nın görüşüldüğü gün Ankara’da meclisin önünde olmak ve bir kez daha haklı talepleri haykırmak önemliydi. Çünkü hala, yasalaştırılmak istenen Ceza Kanununda bir sürü kadın düşmanı madde yerini korumaktaydı/korumaktadır. Kadın örgütlerinin bütün çabalarına rağmen devlet kadınların kağıt üzerindeki yasal haklarına bile tahammül edemiyor.

14 Eylül’de saat 11.30’da diğer şehirlerden gelen kadınlarla birlikte Ankara’da Yüksel Caddesinde toplanıldı. Burada açılan ana pankart üzerinde "Bedenimiz, Cinselliğimiz Bizimdir! TCK’daki Kadına Yönelik Şiddete Karşı Yürüyoruz..." yazılıydı. Önde taşınan diğer bir pankart ise eyleme katılan platformların imzalarını taşıyordu: Adana TCK Kadın Platformu, Ankara Kadın Örgütleri ve Karma Örgütlerden Kadınlar, Batman Kadın Platformu, Diyarbakır Kadın Platformu, Eskişehir Demokratik Kadın Platformu, İstanbul Kadına Yönelik Şiddete Karşı Platform, Kadın Sığınakları Kurultayı, TCK Kadın Platformu.

Yüksel Caddesi'ndeki toplanma sırasında oldukça coşkulu anlar yaşandı. Sık sık TCK’daki kadın ayrımcılığına yönelik sloganlar atılıyor, Kürtçe ve Türkçe türküler eşliğinde halaylar çekiliyordu. Burada dikkatimizi; Kürtçe türküler söylendiğinde, ya da sloganlar atıldığında eyleme katılan ve yakalarında "Cumhuriyetçi Kadınlar Derneği’ yazılı kokartlar taşıyan bazı kadınların rahatsızlıkları çekti. Sesli bir şekilde dile getirmeseler de tavırlarından Kürtçe sloganların atılması ve türkülerin söylenmesi pek hoşlarına gitmemişti. Fakat buna rağmen hem başlangıç noktasında hem de eylem boyunca Kürtçe sloganlar hiç kesilmedi. Ve diyebiliriz ki şimdiye kadar yapılan kadın eylemleri içerisinde en çok Kürtçe sloganların atıldığı, türkülerin söylendiği bir eylem oldu Ankara eylemi.

Saat 11.30’dan itibaren Meclisin önüne doğru yürüyüşe geçmek için düzgün sıralar oluşturuldu. Kadın korteji rengârenk giysiler ve dövizlerle ve atılan gür ve coşkulu sloganlarla çok güzel bir manzaraya sahipti. Eylemde taşınan dövizler öncelikle şunlardı: ‘Devlet elini bedenimden çek’, ‘Kimsenin namusu olmayacağız.’ Yaşasın kadın dayanışması, 'Töre cinayeti' değil, ‘namus cinayeti’, ‘Şiddet yasalarına karşı yürüyoruz’, 'Bekaret kontrolüne hayır’, ‘ Oldu olacak, AKP Meclise 4 Minare Koyacak’. Ayrıca ‘Gelsin baba, gelsin koca, gelsin devlet, gelsin cop. İnadına isyan, inadına isyan, inadına özgürlük’. ‘Cinsel, Ulusal, Sınıfsal sömürüye son’, TCK bizsiz yazılamaz’, ‘Özgürlük örgütlü mücadelede’ gibi sloganlar öne çıktı.

Yürüyüş güzergahı insanlarla doluydu ve yer yer alkışları ile özellikle kadınlar yürüyüşe destek veriyorlardı.

Belli bir mesafeyi yürüdükten sonra polisin müdahalesi ile önde taşınan pankart kapatılmak zorunda kalındı. Fakat dövizlerle ve sloganlarla yürümeye devam edildi. Meclise az bir mesafe kala polis tekrar müdahale etti ve meclisin önünde tekrar açmak üzere dövizleri de kaldırmamızı ve slogan atmamamız söylendi. Polislerle yürütülen pazarlıklar sonuç vermeyince pankartlar ve dövizler meclisin önünde açılmak üzere toplandı. Bu mesafe zaten devlet binalarının ve caddenin olduğu, insanların olmadığı bir mesafe idi. Dolayısıyla polisin buradaki müdahalesinin bizim için pek bir anlamı yoktu. Bundan sonrası için meclisin önünde pankartları vs. açmak önemliydi. Bu konuda herhangi bir müdahale ile karşılaşılmadı. Meclis önünde pankartlar ve dövizler yeniden açıldı. Sloganlar atılmaya devam edildi.

Bütün eylem boyunca gerek yerli gerekse yabancı basının yoğun ilgisi göze çarpıyordu. Eylem sırasında onlarca kadınla röportajlar yapıldı.Yasalaştırılacak olan Türk Ceza Kanununun Avrupa Birliği ile yakından ilgili olması  şüphesiz bunda önemli bir rol oynuyordu. 

Yaklaşık yarım saatlik bir yürüyüşten sonra meclisin önüne geldik. Burada, yukarda saydığım kadın platformlarının imzasıyla bir basın metni okundu. Metinde öz olarak kadın örgütlerinin özellikle TCK içinde yer almasını istedikleri beş maddenin kabul edilmesi, Avrupa Birliği diyerek dokuz takla atan devletin söz konusu kadın hakları olduğunda inanılmaz bir direnç gösterdiği, kadınların kendi hakları için sonuna kadar mücadele edecekleri vurgulandı.  

Yapılan basın açıklamasının ardından bir bölüm kadın meclise girmek ve oturumu dinlemek istiyordu fakat bu o kadar kolay değildi. Polis, ‘içerde yer yok’, ‘milletvekillerinin daveti olmadan giremezsiniz’, ‘ancak on kişi girebilirsiniz’ gibi bir sürü bahane ileri sürerek kadınları içeri sokmak istemiyordu. Fakat CHP’li bazı kadın milletvekilleri araya girince kadınları içeri almak zorunda kaldılar. Meclise üstümüz, çantamız, didik didik aranarak ve üç dört arama noktasından aynı şekilde geçerek girebildik ve kendimizi bir anda CHP grup toplantısında bulduk. Böylece çok geçmeden CHP’li kadın milletvekillerinin niyetini anlamış olduk. Sözümona TCK’ya muhalefet eden ‘kadın hakları savunucusu’ CHP  ve Deniz Baykal’a bilmeden destek sunuyormuşuz. Çünkü içeri alındığımız saatlerde TCK ve diğer gündemleri değerlendirmek üzere CHP grup toplantısı yapılıyordu. Bunun farkına varır varmaz bazı kadınlar, Baykal kürsüye çıktığında protesto ederek toplantıyı terk ettiler. CHP’nin grup toplantısında tek konuşmacı Deniz Baykal idi. Baykal ‘bu kadarına da pes doğrusu’ dedirtecek son derece klişe bir muhalefet anlayışı ile yaşanan tüm  kötülüklerin sorumlusu olarak AKP hükümetini gösteriyordu. Çiftçi üretemiyor, sorumlusu AKP, tren kazası oldu, sorumlusu AKP, Van olaylarının sorumlusu AKP, Egedeki narenciye üreticisi üretemiyor sorumlusu AKP vs. Bu sistemin bozukluğundaki sorumluluktan kurtulmak Deniz Baykal için bu kadar kolay işte. Muhalefet dediğin böyle olur! Baykal  yaptığı bu ‘derin’ konuşmasından sonra  zina meselesine değindi. Keşke değinmeseydi! Güya zinanın yasalaşmasına karşı olduğunu söyleyen Baykal, yarım saat ailenin ne kadar önemli ve kutsal olduğunu, kimsenin aile kurumunu kendilerinden daha iyi savunamayacağını, ‘ne varsa ailede var!’ şeklinde özetleyeceğimiz bir konuşma yaptı. Önemli olan bir şeye karşı çıkmak değil, hangi bakış açısıyla ve içerikle karşı çıkıldığıdır. CHP’nin zihniyetine göre aile kurumunu sağlamlaştırmak cezalandırmalarla olacak bir iş değildir! Kutsal ailenin sağlamlaştırılması ve güçlendirilmesi için çalışmak lazımdır! Vs. Yok birbirlerinden farkları! Aynı erkek egemen zihniyet burada da devam ediyor.

CHP grup toplantısından sonra tasarının görüşüleceği meclis localarına (dinleyici bölümü) geçtik. Burada gördüğümüz muameleyi anlatmadan geçemeyeceğiz; Dinleyici localarına girmeden önce yapılan detaylı üst baş aramasından sonra kapıda, üzerinde toplantı boyunca ‘uymanız gereken kuralların’ sıralandığı bir kağıt elinize tutuşturuluyor. Telefonlar kapalı tutulacak. Konuşmak yasak, konuşmacıların lehinde ya da aleyhinde alkış çalmak, tezahürat yapmak, slogan atmak yasak. Bu kağıtlar yeterli görülmemiş olacak ki,  dört beş tane polis durmadan uyarılarda bulunuyorlar: Telefonlarınızı kapatın, sesli konuşmayın, gülmeyin, pet şişelerinizi yanınızda bulundurmayın, montlarınızı ya asın ya da giyin, dizinizin üzerine koymayın, yasak vs. 'Dinleyici locaları' dedikleri balkonlar o kadar yüksek yapılmış ki meclis salonunu görebilene aşk olsun! Aşağıdaki milletvekillerini oturduğunuz yerden zar zor seçebiliyorsunuz. İçeri girdiğinizde  gözünüze çarpan manzara; milletvekillerinin oturdukları taze ceylan derisinden yapılmış turuncu renkte koltuklar, paha biçilmez antika eşyalar, avizeler ve bütünüyle erkek egemen bir meclis! Bunların koltuk sevdalarının boşuna olmadığını şimdi daha iyi anlıyoruz!

Mecliste verilen yemekler (milletvekillerimizin aldıkları azıcık(!) maaş göz önünde bulundurulmuş olsa gerek!)  dışarıda aynı kalitedeki yemeklerle karşılaştırılamayacak kadar ucuz. Bir buçuk milyona çeşit çeşit etli yemekler, beş yüz bin liraya en iyi salatalar ve tatlılar.

Tasarının görüşülmesine saat üçü çeyrek geçe ancak başlanabildi. Bu nedenle tasarı ile ilgili tartışmaları dinleyemeden çıkmak zorunda kaldık. Çünkü ertesi gün iş günüydü ve en geç saat beşte Ankara’dan çıkmamız gerekiyordu. Bu kısa süre içerisinde ancak AKP ve CHP’nin lehte ve aleyhte (AKP lehte, CHP ise tasarının aleyhinde) yaptıkları konuşmaları dinleyebildik. CHP adına yapılan konuşma tam ibretlikti. Meclis görüşmesine geçmeden önce Baykal grup toplantısındaki konuşmasında; bu yasanın vakit kaybetmeden çıkarılmasının çok önemli olduğunu, bunun için de bütün iyi niyetlerini gösterdiklerini, uzlaşma aradıklarını, yasanın bir an önce çıkması için her şeyi yaptıklarını söylerken, meclis salonunda, AKP hükümeti TCK’yı apar topar çıkarmakla suçlanıyordu! Bilmem hangi ülkeler yirmi sene de yirmi beş senede Ceza Yasalarını oluştururken AKP bunu bir yıla sığdırarak baştan savmacılık yapıyormuş! Bu durumda aklımıza iki seçenek geliyor; ya kimin ne dediğinden kimsenin haberi yok, ya da ‘muhalefet olsunda nasıl olursa olsun’.

Böylece Ankara eylemi meclis serüveninin ardından sona erdi. Değişik illerden gelen kadınlar otobüslere binerek bir başka zamanda tekrar görüşmek üzere yola çıktılar.

Sonuç olarak eylem, kadınların yasal haklarına sahip çıkmaları ve yasalardaki kadın düşmanı yasalara karşı tavırlarını ortaya koymuş olmaları açısından olumlu bir eylem idi.

Fakat bu sistem değişmedikçe kadınlar lehine çıkarılacak bütün iyi yasalara rağmen toplumdaki erkek şovenizmi devam edecektir. ‘Töre cinayeti’ adı altında düzenlenen yasada ağırlaştırılmış hapis cezaları öngörülüyor olmasına rağmen gün geçmiyor ki namus adına kadınlar katledilmesin. Her gün yeni bir kadının öldürülmesiyle uyanıyoruz. Çünkü erkek şovenizmini her gün yeniden üreten ve körükleyen bu sistemin ta kendisidir.  Bu sistem ortadan kaldırılmadıkça kağıt üzerinde kadınlar lehine çıkarılan yasaların hiç bir garantisi yoktur. Bütün alanlarda olduğu gibi kadın sorununda da bu erkek egemen kapitalist sistemi ortadan kaldırmak gerçek özgürlüğün ve insanca yaşamın önkoşulu olabilir ancak. 

Eylül 2004