25 KASIM 2004
Kadınlara yönelik şiddete son!
Kadınlara yönelik şiddete karşı mücadelemizi sürdürürken her gün yeni bir saldırıyla, her gün yeni bir sorunla karşılaşıyoruz. Ezilen kadınlar hâlâ çok yaygın biçimiyle erkek şiddetiyle karşı karşıya kalıyor. Ve TC devleti yasalarıyla, kurumlarıyla, kolluk kuvvetleriyle erkek egemen şiddeti ayakta tutuyor, koruyor ve bizzat uyguluyor.
Şiddet yasalarına hayır!
AKP hükümeti Avrupa Birliği uyum yasaları çerçevesinde Türk Ceza Kanunu’nun (TCK) “yenilenmesi”ni gündemine aldı. Kadın hareketi, TCK’daki kadın düşmanı maddelerin değişmesi için mücadele ededursun, AKP hükümeti zina maddesini yeniden TCK’ya sokmak için bir hamle yapmaya çalıştı. Henüz bu tartışma ve TCK’nın “yeni” biçiminin verilmesi sonuçlanmış değil. Sonuçta ortaya nasıl bir TCK çıkacağı belli değil. Çıkarılacak olan yasadan şüphelenmememiz için hiçbir neden yok!
Biz TCK’nın tüm kadın düşmanı maddelerden temizlenmesini talep ediyoruz.
Zorla evlendirme, başlık parası, berdel, çok karılılık gibi erkek-egemen feodal “geleneklere” karşı mücadele edilmeli, mağdur durumda olan kadınlar korunmalıdır!
Gözaltında taciz ve tecavüze hayır!
Gülbahar Gündüz, Şükran Esen ve daha yüzlerce kadın güvenlik kuvvetlerinin cinsel saldırılarına, gözaltında tacize ve tecavüze maruz kaldıklarını açıkladılar. Hükümet ve devlet sözcüleri büyük bir sahtekârlıkla gözaltında ve hapiste muhalif kadınlara yapılan işkence ve cinsel işkenceyi yalanlıyorlar. Bu uygulamanın faillerini değil, bu uygulamaları teşhir ve protesto amacıyla kamuoyuna duyuran devrimci basını cezalandırıyorlar.
Bu uygulamalara son verilmelidir. Gözaltında taciz ve tecavüz ağır suç olarak sayılmalı ve failler cezalandırılmalıdır!
Devlet eliyle gerçekleşen kadınlara yönelik şiddet bunlarla sınırlı değildir. Bu ülkenin hapishanelerinde, yatılı okullarında, yurtlarında vb. hâlâ zorla bekaret kontrolü uygulaması yapılmakta, onurları kırılan gencecik kızlar intihara sürüklenmektedir. Talep ediyoruz: Bekâret kontrolü uygulamalarına son verilmeli, ve zorla bekâret kontrolü yaptıranlar cezalandırılmalıdır!
Ev içi şiddete karşı mücadele!
Toplumdaki erkek egemenliğinin kendisini en açık ve vahşi biçimde gösterdiği yer –sıcaklığına çok vurgu yapılan– “aile yuvası” olmaktadır. Kadınların önemli bir bölümü (ve belki de çoğunluğu) için çok fazla sıcaktır, hatta cehennem sıcağıdır o “aile yuvası”! Baba, ağabey, koca, sevgili dayağı yüzbinlerce kadının günbegün karşılaştığı “olağan” şiddet biçimidir. Kadınların tekmelenmesi-yumruklanması, hastanelik edilinceye kadar dövülmesi hiç de kuraldışı değildir. Dayak ve zorla cinsel ilişki… Yani tecavüz… Kadınları bekleyen “sıcaklık” maalesef bu olmaktadır.
Toplumdaki erkek egemenliğinin en açık göstergesi olan ev içi şiddete karşı çok yönlü toplumsal bir mücadele yürütülmek zorundadır. Gazeteler, televizyonlar, kitaplar, reklamlar kadınlara karşı şiddete özendiren mesajlarla dolu! Bütün bunlara bir son verilmeli. Bizim kağıt üzerinde kalan naylon yasalara değil, kadınların gerçekten korunmasını amaçlayan tedbirlere ihtiyacımız var.
Ve kadınlara yönelik şiddete karşı devrimci tarzda mücadelemizi yürütebilmek için herşeyden önce kendi saflarımızda “tam temizlik”e ihtiyacımız var.
İşyerinde cinsel tacize karşı mücadele!
Kadınlara yönelik şiddetin bir biçimi de işyerlerindeki cinsel taciz. Elle, sözle sarkıntılık ve hatta bazen tecavüze kadar varan olaylar yaşanıyor. Ve bunlar genellikle ortaya çıkmıyor. Uygulayanlar çoğunlukla kadınların “amiri” pozisyonunda olan erkekler: Patronlar, müdürler, ustabaşları… Ama salt onlar değil; bir bölümü de yanıbaşındaki iş arkadaşı.
Bu olaylar çoğunlukla ortaya çıkmıyor ve failler cezasız kalıyor. Çünkü kadınlar korkuyorlar. İşlerini kaybetmekten korkuyorlar, failin kendisine daha fazla saldırmasından korkuyorlar, kendi aileleri tarafından suçlanmaktan-dışlanmaktan korkuyorlar... Korkmakta da haklılar, çünkü bir şikâyet durumunda ne kadınlara inanılıyor ne de kadınlar korunuyor. Bu durum değişmek zorunda! “İşyerinde cinsel taciz” suçunun adı konmalı ve failler cezalandırılmalıdır.
Bütün bu talepler yerine getirilse, yasalar düzeyinde eşitlik sağlansa bile, esas meselenin uygulama olduğunu; kadınlara yönelik şiddetin temelinde özel mülkiyet düzeninin yattığını; özel mülkiyet düzeni sürdükçe uygulamada erkek egemenliğinin bir görüntüsü olan kadınlara karşı şiddetin şu veya bu biçimde süreceğini de biliyoruz. Bunun için kadınlara yönelen şiddete karşı mücadelemiz erkek egemen-özel mülkiyetçi-sömürücü düzenin yıkılması mücadelesinin bir parçası olarak yürütülmesi gerektiğini söylüyoruz.
25 Kasım, kadınlara yönelik şiddete karşı mücadele alanında daha alınacak çok mesafemizin olduğunu bilincimize çıkarıyor. Görevlerimiz büyük ve esası bizim omuzlarımızda. Ezilen, emekçi kadınların örgütlenerek kendi hakları ve çıkarları için mücadele etmesinden başka yol yok. Devlet terörüne, feodal ya da burjuva her türden erkek şiddetine karşı isyan etmek haklıdır!
Gelsin baba, gelsin koca, gelsin patron, gelsin devlet, gelsin cop!
İnadına isyan, inadına özgürlük!
