Almanya’da Courage Kadın Örgütü 6. Kadın Konferansını gerçekleştirdi:
"Öfkeli, sevecen, öngörülü ve dünya çapında"
Almanya’da bir kadın örgütü olan Courage bu yıl ‘öfkeli, sevecen, öngörülü ve dünya çapında– mottosuyla Almanya’nın Düsseldorf kentinde 6. Danışma Kadın Konferansını gerçekleştirdi. Üç gün olarak organize edilen Konferansın birinci gününde, ülkelerindeki kadının durumunu anlatmak için 19 ülkeden kadınların davet edildiği ‘Dünyadaki Kadınlara Doğru Seyahat’ başlığı altında bir etkinlik düzenlendi. Güney Afrika, Ruanda, Filipinler, İran, Endonezya, Filistin, Arjantin, Ekvador, Peru, Küba, Kolumbiya, Polonya, Türkiye, Ukrayna, İngiltere, Fransa, Norveç, İsveç ve Almanya’dan kadınlar yaptıkları sunumlarla ülkelerindeki kadının ekonomik, sosyal ve siyasal durumunu resimler, müzikler ve filmlerle ortaya koydular.
Saat onbirde başlayan etkinlik Güney Afrika ile açıldı. Güney Afrika’dan iki tane delege katılmıştı. Bu ülkede kurulan kadın grubu Courage’ın desteği ile kurulmuş. Afrikalı kadınların yaptıkları konuşmada; Afrikalı kadınların çok erken yaşlarda ve henüz yaşlanmadan hayatlarını kaybettiklerini, ekonomik durumlarının son derece kötü olduğunu belirttiler. Afrika ülkelerinde en büyük sorunlardan biri de AIDS. Güney Afrika’da kurulan çeşitli kadın örgütlerinin AIDS’li kadınları desteklediklerini, sahip çıktıklarını ve bilgilendirme çalışması yaptıklarını anlattılar.
Ruanda’dan katılan delege Esther Mujawayo- Keiner 1994 Ruanda’daki halk soykırımından kurtulan bir Psikoterapist. Esther soykırımdan sonra kurulan ve soykırımdan kurtulan kadınlarla dayanışma çalışmaları yürüten ‘Soykırımdan kurtulan kadınlarla dayanışma örgütü’ hakkında bilgi verdi.
Filipinler’den katılan Emmi de Jesus 1983’den bu yana Gabriela adlı kadın örgütünde aktivist ve aynı zamanda Gabriela kadın örgütünün Genel Sekreteri. Şu anda kadın örgütü olarak cinsel istismara ve fuhuşa karşı kampanyalar yürütüyorlar. Filipinlerde kadınların %30’u eksik ücret alıyor, sosyal güvenceleri yok, işyerinde cinsel tacize uğruyorlar. Son derece olumsuz eğitim koşullarında bir sınıfta sekseni aşkın öğrenci ile ders yapılıyor. 2002’den bu yana ülkedeki benzin fiyatları 10 defa artmış. Filipinler'den göç eden insan sayısı 8.6 milyon civarında. Başkanları kadın ama Amerikan uşağı. Filipinli kadınlar bir taraftan işçi sınıfını bilinçlendirirken diğer yandan emperyalizme karşı mücadele ediyorlar.
İran’daki kadınların durumunu anlatan Shaiesteh Hakami Yalilzahdet, İran’da en ufak bir demokratik talebin şiddetle bastırıldığını söyledi. Dört yıldır Almanya’da yaşayan Yalilzahdet, İran’da idamın kadınlarda 9, erkeklerde ise 16 yaşından itibaren uygulandığını söyledi. Konuşmacı, İran’dan verdiği bir örnekle kadınlar üzerindeki dinci faşizmin baskılarının boyutlarını ortaya koydu. Tecavüze uğrayan bir kadın kendisine tecavüz eden erkeği mahkemeye veriyor. Tecavüz eden erkek yargılanıp cezalandırılacağına, tecavüzcüyü mahkemeye veren kadın yargılanıyor ve idam cezasına çarptırılıyor.
Endonezya’dan katılan konuşmacı 74 yaşında olmasına rağmen taşıdığı devrimci enerji ile herkesi coşturdu. Endonezya’da bir kadın hareketinin genel sekreteri olan Kardinah ülkedeki cezaevlerinin durumunu ve kadınların içinde yaşadığı durumu anlattı. Konuşmasını ‘yaşasın dünya kadınları’, ‘kazanana kadar mücadele’ sloganları ile bitirdi.
Filistin’den davet edilen konuşmacı Faten Mukarker, 25 yıl Almanya’da yaşamış, tekrar Filistin’e dönmüş ve Filistin’de yaşanan durum ile ilgili kitaplar yazmış bir kadın. Kendisi Filistin’de yaşayan az sayıdaki hristiyan kadınlardan biri. Filistin ve İsrail halklarının barış içinde bir arada yaşamalarını savunan ve bunun için mücadele eden Mukarker, Filistin’li ve İsrail’li kadınların kurtuluşunun, Filistin sorununun çözümünden geçtiğini vurguladı.
Paula Maether Arjantin’de belgesel filmler yapan bir kadın. Toplantıda gösterdiği belgeselde Arjantin’de işçi ve emekçilerin durumu ve kadınların durumu konu ediliyordu. Belgeselde, halkın faşizmin gölgesinde nasıl ‘normal’ bir yaşam sürdürmeye çalıştıklarını görebiliyordunuz.
Davetliler arasında ilginç bulduğumuz bir diğer konuşmacı Küba’dan katılan profesör Rosalba idi. Küba tarihini kısaca anlatan konuşmacı bir taraftan Küba’da sosyalizmi nasıl inşa ettiklerini anlatırken diğer taraftan insanların büyük bir yoksulluk içerisinde yaşadıklarını bu nedenle özellikle gençler arasında şiddetin ve yolsuzluğun önemli boyutlarda olduğunu, fuhuşun geliştiğini vs. anlattı.
Ülkedeki işçi sınıfının durumunu anlatırken Küba’da grevin yasak olduğunu fakat zaten sosyalist olan Küba’da işçilerin buna ihtiyacı olmadığını söyledi. Bu görüş salonda gülüşmelere neden oldu. Küba’da kadınların mücadelesini şu şekilde ortaya koydu:
Kadınlar arasında ideolojik ve kültürel seviyeyi yükseltmek, kadın işini kalifiyeleştirmek için kültürel ve siyasal alanda iş alanı açmak, kadınlara yönelik şiddete karşı mücadele etmek. Konuşmasının devamında halklar arasında saygıyı geliştirmek için caba sarfetmek gerektiğini belirttikten sonra herkesi Küba ile dayanışmaya çağırdı. Küba’da sosyalizmi nasıl inşa ettiklerini gelip görmemiz gerektiği şeklinde bir sonuç konuşması yaptı.
Toplantıya İngiltere’den üç tane maden işçisi kadın katıldı. 1984 yılında İngiltere’deki 12 aylık maden grevi sırasında işçi erkeklerin eşlerinden oluşan kadınlar biraraya gelerek bir kadın tiyatrosu kuruyorlar. Bugün halen çalışmalarına devam eden tiyatro grubu, 12 aylık grevi tiyatrolaştırarak sergilerken bunun yanında başka grevleri ve işçi mücadelelerini konu alan tiyatro oyunları hazırlıyor. Ülkede yürüyen bütün işçi mücadelelerine sanatları ile aktif destek sunuyorlar.
Biz Yeni Dünya İçin Çağrı dergisinden kadınlar olarak bu toplantıya davet edildik ve Türkiye’de kadınların durumu, talepleri ve mücadeleleri hakkında bir sunum yaptık. Sunumumuzda değişik alanlarda çalışan kadınlar, köylü kadının durumu, ev içinde kadının durumunu, namus cinayetlerini, gözaltında kadınlara yönelik şiddeti, Kürt kadınları üzerindeki baskıları değişik açılardan ele alıp anlattık. Devrimci mücadele yürüten kadınların en büyük sorunlarından birinin devrimci hareketlerdeki erkek şovenizmi olduğunu, buna karşı mücadele ettiğimizi, Türkiye’de henüz güçsüz de olsa bir kadın hareketinin yaratılmaya çalışıldığını fakat bu hareketin en önemli eksiklerinden bir olarak işçi ve emekçi kadınlar arasında çalışma yürütme konusunda fazla bir çaba göstermediğini belirttik. Türkiye’de komünist bir kadın hareketinin yaratılması görevinin önümüzde durduğunu, bunu için de işçi kadınlar arasındaki çalışmaya önem verdiğimizi anlattık. Konuşmamızın yanısıra bu toplantı için hazırladığımız ve her kesimden kadınları anlatan müzikli slayt gösterisi katılımcılar tarafından ilgi ile karşılandı. Bizim dışımızda Türkiye’den KA-MER davet edilmişti. Kamer’den katılan arkadaşlar Kamer’in kuruluş tarihçesi hakkında verdikleri bilgilerin ardından bölgede şiddete uğrayan kadınlar arasında yaptıkları çalışmalar hakkında bilgi verdiler.
Cuma günü yaklaşık 8 saat süren ülke raporlarının ardından bütün katılımcılar sahneye davet edilerek müziklerle ve her ülkenin kendisini ifade ettiği, kendi dillerinde attırdıkları sloganlarla etkinlik sona erdirildi.
Cumartesi günü, onbir tane seminer konusu ve altı tane çalışma grubuyla toplam onyedi konuda değişik tartışmalar yürütüldü.
Bu seminer ve çalışma gruplarının konusu şunlardan oluşuyordu:
Seminer konuları:
- Yaşlılara ayrımcı yaklaşım her yaştan kadınları etkiliyor
- Uzun çalışma saatleri kadınlar için ne anlama geliyor?
- Kadınların çalışma yaşamları, kadınların (iş için yürüttükleri) mücadeleleri
- Politikada kadının durumu
- Aile, meslek ve toplumsal angajmana bölünmüşlük içinde kadınlar, Agenda 2010’un etkileri (Almanya’da andaki hükümetin çalışma ve sosyal hayata ilişkin kısıtlama programı)
- Sağlık = Lüks? – Sağlık alanında Agenda 2010’a karşı mücadele
- Aşk, arkadaşlık, cinsellik konusunda gençlik forumu
- Halklara karşı savaş – Kadınlara karşı şiddet
- Küreselleşmenin kadınlar üzerindeki etkileri
- Sosyalizm ve Feminizmin karşılaşması
- Eğitim ve öğrenim
Çalışma Grupları (Workshops)
- Avrupa'da baş örtüsü yasağı ve din
- Almanya’da illegal yaşayan kadınların gündelik ve iş hayatında yaşanan problemler
- Kadınlara yönelik şiddet – Kadın sığınma evlerinin durumu
- Stalking (bireyden bireye yönelen psikolojik terör ve takip) Kadınlara yönelik şiddet
- Kadınların kurtuluşuna ilişkin şarkılar (şarkı atölyesi).
- ‘Turismo Cummunitario’ Halkların anlaşması ve karşılıklı öğrenmek amacıyla köy toplumlarında yaşamak.
‘Almanya’da başörtüsü ve din’ konulu çalışma grubunu, ‘Başörtüm İnsiyatifi’ adlı Almanya’da yaşayan bir kadın grubu ile birlikte organize ettik. Yaklaşık otuz kadının katıldığı çalışma grubunda oldukça canlı tartışmalar yürütüldü. Tartışma esas olarak şu noktalarda yürüdü; Din kadınlar için ne anlama geliyor? Başörtüsü ‘giyinme özgürlüğü’ mü yoksa dini bir sembol mü?, Avrupa ve Almanya’daki başörtüsü yasağı ne anlama geliyor?, Avrupa devletlerinin din konusundaki çifte standartçı yaklaşımlarının anlamı nedir?
‘Başörtüm İnsiyatifi’nden kadınların Kuran’dan verdikleri örneklerle genel yaklaşımları; İslam dini kadını köleleştiren değil özgürleştiren bir dindir, biz dinimizi bulunduğumuz Avrupa ülkelerinde rahatça yaşamak istiyoruz. Kimse dini inançlarından dolayı aşağılanmamalı ve yasaklanmamalı, müslümanlık bizim için hobi değil yaşam biçimidir. Almanya’da okullarda ve kamu alanlarındaki dini sembollerin kaldırılması konusunda tavır takınmayan bu kadınlar, hristiyanlığın yanında müslümanlığın gereklerinin de yerine getirilmesi konusunda kimsenin müdahale etmemesi gerektiğini vurguladılar. Konuşmalarında Freud’a ait olduğunu söyledikleri şu sözlere yer verdiler; ‘Utanç duygusunun kaybedilmesi, barbarlığın başlangıcıdır.’ Katılımcıların çoğunluğun yaklaşımı şu idi: Bütün dinler kadını ikinci sınıf insan olarak görür ve köleleştirir, bütün dinler erkekler tarafından yapılmış, erkek egemenliğinin kadınlar üzerindeki barbarlığıdır. Avrupa’daki türban yasağı kadınları savunma adına yapılsa da ikiyüzlülükten ve yabancı düşmanlığının daha da geliştirilmesinden başka bir anlam ifade etmiyor, emperyalistler bilinçli bir politika ile insanlar arasında düşmanlığı geliştiriyorlar. Dine inanmak herkesin özel sorunudur. Kimse kimseye bu konuda bir dayatmada bulunmamalıdır. Hangi ülkede olursa olsun devlet ve din işleri birbirinden radikal bir şekilde ayrıştırılmalıdır. Tartışmaların devamında, özellikle 11 Eylül olaylarından sonra Avrupa ülkelerinde ve Amerika’da yaşayan müslüman nüfus üzerinde terör estirildiği, geliştirilen ırkçılığa karşı mücadele etmek batı ülkelerinin komünistleri açısından çok önemli bir görev olduğu belirtildi. Almanya somutunda pratikten verilen örneklerle (dini bayramlar, okullardaki dini eğitim vs.) hristiyan dininin Alman toplumunda ne anlama geldiği ortaya konarak, en gelişmiş emperyalist ülkelerde bile dinin egemenler açısından kitleleri uyutmanın önemli araçlarından biri olduğu belirtildi.
Bir kaç Alman katılımcı savundukları görüşlerle, uyum sağlama vs. adına yer yer şovenist pozisyonlara düştüler bu yaklaşımlar katılanların çoğunluğu tarafından açık bir şekilde eleştirildi.
Toplantıda derin görüş ayrılıklarının olmasına ve birbirine zıt görüşler savunulmuş olmasına rağmen oldukça seviyeli bir tartışma yürütüldü. Biz toplantının olacağı salonu yanımızda götürdüğümüz yazılı materyal ve resimlerle süsledik. Bu, katılan çoğunluk tarafından ilgi ile karşılandı.
Çalışma gruplarının ardından kültürel etkinlikler sergilendi. Bu etkinlikte enternasyonalizmin insanları birbirine yaklaştırması açısından ne kadar önemli olduğunu bir kez daha gördük.
Konferansın üçüncü ve son gününde bir önceki gün yapılan onbir tane seminerin sonuçları aktarılarak, açık mikrofon yöntemi ile sonuçlar üzerine tartışmalar yürütüldü. Burada gördüğümüz en önemli eksiklik sadece seminer sonuçlarının büyük toplantıya sunulması idi. Bunun dışında altı tane çalışma grubu yapılmış, buralarda çok ilginç tartışmalar yürütülmüştü fakat bunların sonuçları genel toplantıya aktarılmıyordu. Bunu sözlü olarak kalkıp eleştirdik ve bunun doğru bir eleştiri olduğunu belirtti divan. Biz genel toplantıdaki konuşmamızda başörtüsü çalışma grubunda yürüttüğümüz tartışmaların sonuçlarını aktarmaya çalıştık.
Yaklaşık bin kişinin katıldığı (katılımcıların üçte birini erkekler oluşturuyordu) Üç günlük Konferans okunan dayanışma mesajları ve sonuç bildirgesi ile sona erdirildi. Sonuç bildirgesinde dünya kadınlarının ortak ve özgün sorunları için verdikleri mücadelenin güçlendirilmesi, destek ve dayanışmanın arttırılması vurgulandı. Iraklı ve Filistinli kadınlarla dayanışma ifade edildi. Almanya’da sosyal demokrasi ve yeşillerin koalisyon hükümetinin sosyal hakları tırpanlama programına karşı sürdürülen mücadeleye daha fazla kadının katılması, kadınların politik yaşama aktif katılması için çaba harcanacağı bildirildi. Bildirge şu sözlerle bitiriliyordu: “En önemlisi örgütlenmemiz gerekli. Gücümüz birliğimizden kaynaklanıyor. Öğrenerek, severek, mücadele ederek yenilmez hale geleceğiz. Yaşama, sevgiye, işe, geleceğe öfkeli, sevecen, öngörülü ve hep birlikte sarılalım!”
Kasım 2004
