Yeni
TCK ve kadınlar...
Çile bitti mi?
Cumhuriyet döneminin ilk “Türk Ceza Kanunu” TBMM tarafından 1 Mart 1926 tarihinde kabul edilerek, 13 Mart 1926 yılında yürürlüğe girmişti. 78 yıl sonra, nihayet TCK yenilendi.
Yıllardan beri üzerinde çalışılan ve alt komisyonlarda bekletilen yeni TCK yasasını “jet hızı”yla çıkarmak AKP hükümetine ‘nasip’ oldu. Yasa taslağının hazırlanmasında AKP hükümetinin esasta bir rolü yoktu. TCK taslağı yıllardan beri hazırlanmış, meclis gündemine gelebilmeyi bekliyordu. AKP hükümeti işte bunu başardı. Hazırlanmış taslağı meclis gündemine getirdi. Bunu yaparken, kendisinin de bir katkısı olsun istedi. Ve son dakika hamlesiyle “zina maddesi”ni yasa taslağına sokmaya çalıştı. Fakat, bu ters tepti. TCK reformunu yakından takip eden ve parti ve komisyonlar üzerinde baskı oluşturmaya çalışan 50’yi aşkın kadın örgüt ve derneğinin bir araya geldiği Yeni Ceza Yasası için kadın platformunun çabalarının da etkili olduğu bir karşı kampanyayla ve Avrupa’dan gelen tepkilerle AKP geri adım atmak zorunda kaldı. Sonuçta yeni TCK “zina maddesi” olmaksızın TBMM’de onaylandı ve yürürlüğe girdi.
Yeni TCK’nın getirdiği değişiklikler neler?
Biz burda yeni TCK’nın öncelikle kadınlar açısından getirdiği yenilikler üzerinde durmak istiyoruz. Kadın örgütlerinin taleplerinin ne kadar karşılandığı, nelerin değiştiği ve nelerin kaldığı ilgilendiriyor. Yeni TCK’da yapılan olumlu değişiklikler şunlar:
* Yasada kullanılan kavramların açıklandığı, tanımlamaların yapıldığı bölümdeki kadın-kız ayrımı çıkarıldı.
* “Töre cinayetleri”nde uygulanan “ağır tahrik” indirimi kaldırılıyor, bu suçlara müebbet hapis cezasının verilmesi öngörülüyor. (“namus cinayeti” yerine “töre cinayeti” kavramının kullanılması bazı kadın örgütleri tarafından haklı olarak eleştiriliyor. “Töre cinayeti” kavramının daha dar kapsamlı olduğu; ayrıca tanımlar bölümünde töre kavramının açıklanmadığı, böylelikle keyfi uygulamalara açık kapı bırakıldığı ileri sürülüyor.)
* Yeni TCK’da cinsel tecavüzün tanımı genişletiliyor. Eskiden herhangi bir araçla örneğin şişeyle, copla vs. işlenen tecavüz fiili tecavüz olarak kabul edilmiyordu. Yeni yasaya göre cinsel tecavüzün vajinal, oral ya da anal nitelikte olabileceği veya herhangi bir alet aracılığıyla gerçekleştirilebileceği açıkça belirtiliyor.
* Evlilik içi tecavüz şikayete bağlı olarak suç kabul ediliyor. Evlilik içi şiddet, sürekli olması durumunda işkence suçu kapsamına alınıyor.
* Kadınların kendilerini kaçıranlar ve kendilerine tecavüz edenlerle evlendirilmeleri durumunda eski yasada öngörülen “davanın ertelenmesi”ne ilişkin düzenleme kaldırılıyor.
* İşyerinde cinsel taciz suç kapsamına alınıyor.
Yasada değişmeyenler:
* Zorla bekaret kontrolü uygulamasına yeşil ışık sürüyor. Yeni TCK, bekaret kontrolünü yetkili hakim ya da savcının kararına bağlamakla yetiniyor. Bekaret kontrolü için mağdurun onayını gerekli görmüyor. Zorla bekaret kontrolü uygulatan müdürlere, uygulayan doktorlara vb. hiçbir cezai yaptırım getirmiyor.
* Devletin polisinin, jandarmasının, kolluk görevlilerinin kadınlara yönelik taciz ve tecavüzü özel ve ağır bir suç olarak tanımlanmıyor.
* Namus cinayetleri faillerinin Ceza Yasasında öngörülen “ağır tahrik”e indirimden yararlanamayacakları açıkça belirtilmiyor.
* Yeni bir maddeyle 15-18 yaş arası gençlerin kendi arzularıyla girdikleri ilişkilere hapis cezası getiriliyor.
Bunlar ilk göze çarpanlar... Yasanın uygulanması durumunda pratikte hangi sorunlarla karşılaşılacağı henüz belli değil. Yasanın, bir dizi noktada eskiye göre düzelme kaydettiği açık. Bunu bilince çıkarmamız ve yasadan doğan haklarımızı kullanmamız önemlidir. Fakat biz hayalci değiliz. Bugünün toplumsal koşullarında bu yasaların kadınların büyük çoğunluğu emekçi kadınlar açısından çok fazla şey ifade etmeyeceğini, pratikte işe yaramayacağını da biliyoruz. İşte bunun en basit örneği:
Yeni TCK, evlilik içi tecavüzü suç kapsamına alıyor. Bunun çok iyi bir adım olduğu açık. Fakat, kadınların çok önemli bir bölümünün ekonomik olarak kocalarına bağımlı olduğu, evliliğin “yegane garanti” olarak görüldüğü toplumsal koşullarda, evlilik içi tecavüzle karşı karşıya olan belki yüzbinlerce kadın kocalarını şikayet etmeyecekler, dolayısıyla bu maddeden faydalanamayacaklardır. Türkiye’de yapılan bir dizi istatistik, kadınların çoğunluğunun koca dayağına maruz kaldığını ortaya koymaktadır. Nedir peki kadınları bu sürekli şiddet ortamında alıkoyan güç? İlk başta ekonomik zorluklar ve ardından da toplumsal baskılar gelmektedir. Bu koşullar değişmediği sürece yasalarda tanınan haklar kağıt üzerinde kalmaya mahkumdur. Bu nedenle biz, salt yasalardaki kadın-erkek eşitsizliğinin ortadan kaldırılması için mücadeleyle yetinmiyor, kadın-erkek eşitliğinin toplumsal olarak sağlanması için mücadele ediyoruz. Buna karşılık örneğin TCK’nın yenilenmesi bağlamında “baskı gücü” oluşturmaya çalışan burjuva feministleri yasaların özünü tartışmıyor, bunun yerine eski ile yeni yasayı madde madde karşılaştırıyor ve ‘şurda ilerleme var, burda ilerleme yok’ türünden değerlendirmelerle kalıyorlar. Bu yaklaşım, erkek-egemen burjuva devletlerin yasalarının reforme edilmesinin öze dokunmayan cinsten olduğunu görmezlikten gelmektedir. Yeni Medeni Yasa’da olduğu gibi Yeni Türk Ceza Yasası da reforme edilirken öz kalmıştır. Yasalar değişse de, tüm kurumlarıyla erkek egemen olan devletin yapısı kalmaktadır.
