Tarımda sorunlar çözülüyor!

 

Siz AKP hükümetinin icraatlarını nasıl bulursunuz bilemeyiz ama biz çooook iyi buluyoruz! Maşallah fesüphanallah her sorunu çözüyorlar! Eğitimden sağlığa, piyasalardaki dengelerden enflasyona, ulaşımdan yeni TL’ye… her birşeyi çözdüler… Tam “Çözecek sorun kalmadı! Herşeyi hallettiler!” derkeeeen, Tarım Bakanı “tarımda sorun” olabileceğini söylemiş… Bakana göre kuraklık tehlikesi varmış… Olsuuuun! Evvelallah imanı bütün AKP hükümeti bütün sorunları çözüyor; böyle ufak bir sorunun lafı mı olur? Hemen Bakan önlemini önermiş:

“Yağmur duasına çıkın!”

İmanı bütün hükümetin imanı bütün Bakanının “dua” çözümü karşısında tarımın sorunu mu kalır? Kuraklık neymiş?! Bir “dua” edersiniz, yer gök gürülder, ardından yağmur… Yağmur bol bereket getirir; sorun silinir süpürülür…

Yok canım, bu AKP hükümeti ile tarımda sorun kalmaz… Hatta bırakın sorunu, üç dua fazla okunur, tarımda ihraç ürünlerinde rekolte yaşanır; bir bakarsınız duanın dozunu kaçırırlar, Çin’e pirinç, Brazilya’ya kahve, Küba’ya şekerpancarı bilem satarız…

““Türk halkının” duasının yetmediği yerde n’olur?” gibi bir soruyu beklemiyoruz ama diyelim sordunuz…

AKP hükümeti bu…

Sorun mu yani?

Çözümü basit: Yerli duanın yetmediği yerde dini bütünlüğünden şüphe duyulmayacak Arap dünyasından dua yardımı! Eğer o da olmazsa hristiyan dünyasından dua kredisi… (Bir bakarsınız tüm dünyada dua borsası kurulmasına bile önderlik eder Türkiye devleti…) Bunlar da mı yetmedi? Sorun mu? Tevekkül ne güne duruyor? Duayla işleri düzelten tevekkülü de bilir…

Yok, yok…

Bu AKP hükümetinin elinden bir kaçan kurtulur, bir de göçen…

Sorunların ise hiç şansı yok!

İyi ki halkımız imanı bütün bu hükümeti işbaşına getirdi! Sorunların çözümü artık çok daha kolay!


CMUK yamuk mu?

 

TBMM Genel Kurulu’nda görüşülen Ceza Muhakemeleri Usul Kanunu (CMUK) hakkında yaptığı değerlendirmede Türkiye Barolar Birliği Başkanı Özdemir Özok “marangoz hatası” tespit etmiş… 

Neden?

Başkan’a göre savcılarla avukatların konumları eşit değilmiş… Bu yüzden CMUK’ta “marangoz hatası” varmış…

Bizce haksızlık etmiş başkan…

Ne yani, allayıp pullanarak, AB’ye yetiştirilmeye çalışılan, iktidarıyla muhalefetiyle yer yer katkı sunarak hazırlanan CMUK yamuk mu? Bizce değil… CMUK’ta herşey var ama “marangoz hatası” yok!

Neden mi?

E, canım birşeylerin hatalı olması için birşeylerin de düzgün olması gerek ki, hatadan bahsedilebilsin… CMUK’da “marangoz hatası”nın olması için CMUK’un bir taraflarının düzgün olması gerek değil mi ya?…

Deve hikâyesini bilirsiniz: Deveye demişler ki; “Boynun eğri!”… Deve cevap vermiş: “Nerem doğru ki?!”

CMUK’da öyle işte:

Neresi doğru ki?!

 

AYIN KUPÜRÜ

 

 

Atatürk kimin malı?!

Bu sütunlarda bazen mizah haberleri yazıp yayınlıyoruz… Kendimizce kimi siyasetçileri konuşturuyor veya onların yaptıklarından yola çıkarak senaryolar üretiyoruz… Kendimizi övmek gibi olmasın kimi zaman komik de oluyor… Ne yalan söyleyelim, kimi zaman da yazdıklarımızla “gerçeğin mizahı”nın yanına bile yaklaşamıyoruz… Öyle ibretlik şeyler konuşuyor, öyle davranışlarda bulunuyorlar ki, komikliği bir tarafa, kimi zaman haberi yorumlamanın güçlüğünü çekiyoruz… Eksik kalıyoruz… “Ancak bu kadar olur!” diyoruz… Ve yorum gerektirmeyen haberler olarak siz okurlarımıza aktarıyoruz… Tıpkı aşağıdaki haber gibi…

Efendim Meclis’te SSK hastaneleri tartışması yapılırken Sağlık Bakanı Recep Akdağ, muhalefeti sıkıştırmak amacıyla onların seçim bildirgesindeki tavırlarını okur… Ve “Türkiye”(!) “Büyük”(!) “Millet”(!) Meclisi’nde kavga başlar… Aşağıya aktardığımız kupürde yeralan ibretlik konuşmalar geçer milletvekilleri arasında… İbretle okuyacağınızı umuyoruz…

 

BİR KUPÜR – ÜÇ İBRETLİK…

Türkiye resmi!

Bu yıl bir kampanya yürütülmeye başlandı: “Haydi kızlar okula!” kampanyası… Birçok kişi ve kurum kampanyaya katkıda bulunmaya çalışıyor… Elbette kampanyanın birçok nedeni var. Buna girmeyeceğiz, daha önce bu konuyla ilgili yazdık…

Ama yukarıdaki fotoğrafta başka ibretlik bir durum var… Diyarbakır’da Cumhuriyet Bayramı törenlerinde çekilen fotoğrafta askeri zırhlıları görüyoruz.

Arka planda bir pankart. Üzerinde; “Haydi kızlar okula!” yazıyor. Ön plandaki tankla tam bir uyum içinde…

“Kızlar ya okula… ya okula!” der gibi…

Klasik bir Türkiye resmi…

Değil mi?

 

Huşu…

Zaman zaman tarikatların zikirlerinden görüntüleri televizyonlarımızdan izleriz değil mi? Görüntülerde zikire katılanların nasıl huşu içinde davrandıklarını, ağlayıp sızlandıklarını, kendilerini kaybettiklerini görürüz… Bir afyon olarak dinin insanları ne hale getirdiğini görür, huşu içinde kendinden geçenlerin cehaletleri karşısında adeta kanımız donar…

Bu tür görüntüler yer yer Kemalistler tarafından da –haklı olarak– eleştirilir…

Ama gel gör ki, Türkiye’de sadece dinci tarikatların ayinleri, bu ayinlerdeki görüntüler yoktur basın yayın organlarına yansıyan…

Bu tür görüntüleri eleştirenler de özde eleştirdiklerinden farklı davranışlar sergilemiyorlar…

Örneğin Samsun’da yapılan Cumhuriyet Bayramı törenlerinde yaşanan bir olay…

Habere yansıdığına göre törenler sırasında Atatürk’ün sesi kasetten yayınlanmış ve törende bulunan bir yüksek rütbeli subay “gözyaşlarına hakim olamamış!”

Çokça vurguladıkları “Çağdaş Türkiye”ye bu tür görüntüler ne kadar uyuyor bilemeyiz. Bildiğimiz bunun da bir çeşit ayin olduğu…

Diğerleri gibi…

Arada fark tabii ki var:

Birisi gizli ayin yapıyor, diğeri açık…

Birisi “toplu” ayin yapıyor; diğeri topun yanına tüfek de koyuyor!!! Toplu, tüfekli “ayin”…

Birisi ilahi eşliğinde gözyaşı döküyor, diğeri Mustafa Kemal’in kasetteki konuşması eşliğinde…

Vs. vs. vs.

Ama huşu “aynı” huşu…

Coşku aynı coşku!!!

 

“Çak!”

“Çak” ordunun yeni selamı oldu sanki… Yer yer kimi komutanların “halkın arasına karıştığı” haberlerini okuyoruz gazetelerden… Komutanların “halkın arasına karışmasının” haber olduğu bir ülkenin evlatları olarak elbette haber ilgimizi çekiyor… Sırça köşklerinden, garnizonlarından, komplekslerinden… vs. vb. çıkıp “halkın arasına karışmak!” lütfunda bulunan komutanlar daha da ileri gidiyor ve “şirin” görünmek için olsa gerek; özellikle çocuklara “çak” yapıyorlar…

“Şirin” bulunup bulunmadığını bilemeyiz… Biz “şirin” bulmadık… Çünkü biz onların 27 Mayıs’ta, 12 Mart’ta, 12 Eylül’de, 28 Şubat’ta yaptıkları başka “çak”ları biliriz… Hiç de “şirin” değildi… Unutmayacağız… Yeni “çak”lar eski “çak”ları unutturamayacak…

 


Saldırganlıkta “sınır” yok!

 “Sosyaldemokratları nasıl bilirsiniz?”

Şimdi cenaze başındaki klasik imam sorusu da nereden çıktı diyeceksiniz… Sadece “aslan sosyaldemokratların” saldırgan özelliğini vurgulamak için bir giriş cümlesi… Yok özel bir anlamı…

Sorunun cevabına gelince:

“Saldırgan bilirdik!”

Yandaki kupürde ne yazıyor?

“CHP Grup toplantısında konuşan Deniz Baykal, Türkiye’nin Kerkük’e müdahale hakkı bulunduğunu ileri sürdü. Türkiye’nin Kerkük’teki gelişmelere seyirci kalamayacağını  belirten Baykal, Türkiye’nin bölgede gerektiğinde kimseden izin almadan, ulusal çıkarları doğrultusunda müdahalede bulunma hakkı olması gerekir dedi.”

Nasıl, saldırgan biliriz demekle haksızlık etmemişiz değil mi? Biz bu “aslan sosyaldemokratların” saldırgan olduğunu bugün keşfetmiyoruz… Kıbrıs sorunundan Ege sorununa, Ortadoğu’dan Kürt sorununa bunlar ne mal olduklarını gösterdiler, gösteriyorlar… Bu siyaset bugünün de siyaseti değil… “Misak-ı Milli”ci siyasetin devamı bu…

Şimdi de “aslan sosyaldemokratlar” Kerkük’e saldırmaktan dem vuruyorlar… Neden?

“Hakkımız var!” diyorlar…

Neyin hakkı, kimin hakkı, kime karşı, kim bu hakkı vermiş? vs. gibi soruları geçelim… “Gücü gücüne yeten” dünyada bunların bir önemi var mı ki?! “Aslan sosyaldemokratlar”da bu olguya uygun hareket ediyor, tarihlerinde kendilerine “temel” olacak şeyleri çıkarıyor, barbarca davranışlarına zemin hazırlıyorlar…

“Ulusal çıkar” diyorlar…

Hangi ulusal çıkar; hangi ulusun çıkarı, hangi ulusa karşı? Ulusal çıkar dedikleri sermaye devletinin çıkarı; Türk devletinin çıkarı!

“Hakkı var!” “aslan sosyaldemokratlar”ın “haklarını teslim edelim!” Saldırganlık başkalarının olduğu gibi bunların da “hakkı” günümüz dünyasında…

Saldırın Kerkük’e! Gitmişken Musul’u da unutmayın…

“Hakkınız!”

Nasıl olsa “saldırganlıkta sınır yok!”