GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ!
İŞKENCECİ POLİSLER İÇİN BERAAT KARARI VERİLDİ

İşkence davasının 16. Duruşması 22 Aralık 2004 tarihinde İzmir  7. Ağır Ceza Mahkemesinde yapıldı. Esas hakkındaki savunma ve değerlendirmeler yapıldıktan sonra savcı  esas hakkındaki mütalaasını verdi. Savcı mütalaasında sanıkların üzerlerine atılı suçu işlediklerine ve cezalandırılmaları için dosyada yeterli kanıt ve delil olmadığından dolayı beraatlerine karar verilmesini istedi! Mahkeme Heyeti  savcının istemine uyarak Muhteşem Çavuşoğlu, Hürriyet Gündüz, Mesut Angı ve Alim Erçetin hakkında yasa yolu açık ve nedenleri gerekçeli kararda yazılmak üzere beraatlerine karar verdi!

İzmir Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü'nde 09.07.2002-13.07.2002 tarihleri arasında gözaltında olduğum sırada gördüğüm işkenceler nedeniyle suç duyurusunda bulundum. İki defa yapılan suç duyurularına soruşturma derinleştirilmeden, polislerin ifadeleri alınmadan iki ayrı takipsizlik kararları verildi. İzmir Almanya Başkonsolosluğunun 22.10.2002 tarihli yazısı üzerine başlatılan 3. Hazırlık soruşturması sonucunda Ağustos 2003 tarihinde dört polis hakkında dava açıldı. Bu dava Ege Üniversitesi ve İzmir Tabip Odası'nın raporları temel alınarak açıldı. Birbirlerini tamamlayan bu iki raporda gözaltı süreci içerisinde işkence gördüğüm hekim raporları ile belgelendi. Mahkeme Heyeti bu raporlara itibar etmeyerek yargılanan polisler hakkında beraat kararı verdi.

Karar duruşmasını İnsan Hakları Vakfı, İnsan Hakları Derneği, İzmir Almanya Başkonsolosluğu ve basın mensupları izledi.

Siyasi iktidar “işkence ve kötü muamele olaylarını önlemeye ve sıfır hoşgörü göstermeye kararlı olduğunu” açıklamaya devam ediyor. Ama yaşanan pratik süreç ve uygulamalar bu söylemlerin tersini ortaya koyuyor. Diğer işkence davalarında olduğu gibi, bu davada da verilen beraat kararı işkencecilerin korunduğunu gösteriyor.

Bir yandan işkenceye karşı 'sıfır hoşgörü' tanınacağı söyleniyor. Diğer yandan işkence tüm hızı ile sürüyor. Yapılan düzenlemeler, makyajdan öte başka bir anlam taşımadığı için işkence ve tecavüzlerin azalması ve önlenmesi yönünde bir gelişme sağlanamıyor. İşkencenin sistematik olup olmamasının önemli göstergelerinden biri, işkence ve tecavüzle suçlanan görevlilere karşı etkin yaptırımların uygulanıp, uygulanmamasıdır. Bu ülkede gözaltında işkence, kötü muamele, cinsel taciz ve tecavüzün sistematik olarak uygulandığı herkesçe bilinen bir olgudur. Bu fiilleri gerçekleştiren kamu görevlilerinin yargı önüne çıkartılmasında karşılaşılan zorluklar, yargı önüne çıkartıldığında da zamanaşımına uğratma çabaları ve ağırlıklı olarak verilen beraat kararları işkencenin sistematik olarak uygulandığının en belirgin göstergesidir.

Kimi işkencecilerin yargı karşısına çıkartılması, kimilerinin cezalandırılması buzdağının sadece görünen kısmıdır. Kimi işkencecilerin devlet ve milletin bekası için feda edilmesi bu devletin işkenceye karşı mücadele ettiği anlamına gelmiyor. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nde, Türkiye'nin mahkum olmasına ve trilyonlarca lira tazminat cezası ödemesine neden olan olayların başında 'işkence davaları' geliyor. Bunun en önemli nedeni ise işkenceciler aleyhine açılan davaların büyük bölümünün 'beraatla' sonuçlanması, yani işkencenin cezasız kalmasıdır.

İşkencenin başlayıp bittiği yeri saptamak mümkün değil. İşkencenin görüntüleri değişebilir. Ama bir toplumun ruhunu kemirecek, kişiliğini belirleyecek kadar yaygınlaşmış olan işkence, her adımda farklı kisvelere bürünerek üretilecektir.

Bütün işkenceciler güçlü konumlarda yer almaktadır. İşkence raporu veren doktorların başına gelmedik şey kalmıyor. İşkence var diyenler, 'vatan hainliğiyle, polis düşmanlığıyla, bölücülükle' suçlanıyor. Kısacası bu ülkede işkenceciler adli ve idari açıdan sistematik bir biçimde kayrılmakta ve korunmaktadır.

İşkencenin kapalı kapılar ardında ve yaşamın her alanında uygulanmaya devam ettiği bir gerçektir. Bu kapıların anahtarı, işkenceye uğramış, tanık olmuş ya da kendilerine işkence vakaları anlatılmış kişilerin ellerinin altındadır. Anahtar bilgidir. Eğer bilgi anahtarsa, işkence gören insanların suç duyurularında bulunmaları, yaşadıklarını kaleme almaları ve insan hakları kuruluşlarına başvurmaları gerekir. Bir işkence mağduru olarak tam da bunu yapmaya çalışıyorum. 

Verilen Beraat kararı ile hukuki süreç sona ermemiştir. Bu dosya Yargıtay'a gidecektir.  İşkence ve işkencecilere karşı hukuki mücadelemi sonuna kadar sürdürmeye devam edeceğim.

Mehmet DESDE
23 Aralık 2004