İRAN

Nükleer silah dalaşı ve emperyalist saldırganlık…

Kamuoyunun da bildiği gibi, 11 Eylül 2001’de ABD’ye yönelik gerçekleştirilen saldırılar, ABD emperyalizminin saldırganlık planını pratiğe geçirmek için bahane oldu. “Terörizme karşı mücadele” adına ilkönce Afganistan, daha sonra da Irak-Güney Kürdistan işgal edildi.

Bu arada ama, “terörizme destek” verdikleri iddiasıyla birçok ülke saldırı menziline yerleştirildi. “Şer ekseni” olarak hedefe yerleştirilen ülkeler arasında İran da vardı. Irak’a yönelik saldırı savaşının hazırlandığı dönemde İran’a sıranın ne zaman geleceği üzerine de tahminler yapıldı. Hattâ Irak’a saldırıdan önce İran’a saldırılacağı yönlü tahminler bile yapıldı.

Sözkonusu tahminler yanlış çıkmış olsa da, İran’ın ABD emperyalizminin saldırganlık planında yer aldığı, Irak savaşı sürecinde ve işgal sonrasında da yer almaya devam ettiği olgudur. Irak-Güney Kürdistan’daki işgale karşı direniş hareketinin ABD emperyalizminin hesaplarının yanlış hesaplar olduğunu ortaya çıkarması, bir anlamda İran’a saldırının da geciktirilmesini beraberinde getirmiştir. Kimi burjuva diplomat çevreler bile, eğer Irak’taki işgale karşı direniş olmasaydı, sırada İran veya Suriye’nin olduğunu, savaşın bu ülkelerden birine yönelik başlamış olma ihtimalinin yüksek olduğunu açıklamaktadırlar.

ABD emperyalizmi ise Irak’taki hesaplarının yanlışlığını daha fazla askeri güçle, savaşla, baskıyla düzeltmeye çabalarken, İran’a karşı saldırgan tavrını –şimdilik diplomatik alanda– sürdürmekte, yakın gelecekte gerektiğinde askeri müdahalede bulunmaya zemin hazırlamaktadır. ABD emperyalizmi hangi gerekçeyle olursa olsun, kendisiyle işbirliği yapmayan andaki islamist yönetimi ya savaşla, ya da İran’daki iç mücadeleyle alaşağı etmeye kararlı görünüyor. Yani “ya değişeceksin, ya değiştireceğim” biçiminde tavır takınmaktadır ABD emperyalizmi.

Bush’un İran’ı “şer ekseni” içindeki bir ülke olarak göstermesinin kamuoyuna yansıyan gerekçesi, İran’ın “uluslararası terörizme destek” verdiği iddiasıydı. Fakat bu açıklama sonrasında geçen yaklaşık iki yıllık süreçte, ABD emperyalizminin saldırganlığı, kendisini İran’ın nükleer-atom silahı üretimi çalışmasına yönelik tavırda gösterdi, gösteriyor.

Bilindiği gibi Irak-Güney Kürdistan’a saldırının gerekçesi de esas olarak Irak’ın nükleer silahlara sahip olduğu ve bunun kendileri için tehdit oluşturduğu yönlü iddialardı. Bu iddiaların yalan olduğu savaş sonrasında ortaya çıktı. Ama ne gam! Zaten esas neden de Saddam’ın ya da Irak’ın nükleer silahlara sahip olup olmaması değildi… Irak-Güney Kürdistan petrolleri, yeraltı zenginlikleri kontrol altına alınmak isteniyordu ve bunun için de Saddam rejiminin yıkılması –bu esas olarak ABD’nin “ülkeye demokrasi” götürme maskesini takmasının bir aracı olarak kullanıldı– istendi, gerçekleştirildi de. Benzeri bir durum İran’a karşı tavırda da yaşanıyor.

Şah rejiminin yıkılıp dinci, islamcı rejimin kurulması ABD emperyalizminin İran’daki nüfuzunun ve ekonomik çıkarlarının hemen hemen sıfırlanmasını beraberinde getirdi.

Örneğin, Humeyni önderliğindeki rejimin kurulmasından önce ABD emperyalizmi İran’ın ticaretteki esas ortağıydı. Örneğin İran’ın ithalatının %21’i ABD’den yapılıyordu ve ABD birinci sıradaydı. Bu oran 1990’lı yılların başında %3 iken, ithalat giderek azaldı ve anda sıfırlanmış düzeyde.

İran’ın dünyadaki petrol rezervlerinin %9’una, doğalgazın ise %15’ine sahip olması ABD emperyalizminin İran’ı kontrol altına alma esas amacının perde arkasını oluşturmaktadır. Yani İran’ın nükleer silah üretme amacında olduğu ve bunun için çalıştığı iddiaları ve suçlamaları, bu gerçek amacın üzerini örtmek için öne sürülen bir gerekçedir.

Avrupalı emperyalistlerin İran’la ticari ilişkileri ABD emperyalizmine göre yüksek düzeyde olsa da, –İran’ın ithal mal ilişkilerinde Almanya %11, Fransa %7, İtalya %6 ile başı çekmekteler– 1990’lı yıllara göre gerilemiş durumdadır.

ABD ve AB emperyalistlerinin İran’daki pazarına giderek daha fazla Rusya, Japonya, Çin vb. ülkeler yerleşmiş durumda. “Fischer Yıllığı” (“Fischer Almanach”) 2004 verilerine göre İran’ın ihracatında Japonya %19’luk oranla birinci sırada yer alıyor. Japonya’yı %9 ile Güney Kore, %8 ile Birleşik Arap Emirlikleri ve Çin takip etmektedir. İhracatta Almanya %1 ile en az ihracat gerçekleştirilen ülkeler arasında yer alıyor.

Kısaca özetlediğimiz bu durum, İran’a yönelik siyasi tavırlarda emperyalistlerin kendi aralarındaki tavırlara da yansıma durumunda. ABD emperyalizmi Humeyni rejimi ile ve sonrası dönemde kaybettiği yerini yeniden ele geçirme, İran’ı kontrol altına alma amacında. Diğer emperyalist güçler de kendi nüfuzlarını güçlendirme, ABD emperyalizminin İran’da yeniden egemen güç olmasını engellemeye yöneliktir. Yer yer emperyalistler arası “birlik” sağlansa da, gerçekte herkesin kendi hesabı, planı var. Bu hesap ve planlar örtüşünce, emperyalist “birlik”ler de gündeme gelmektedir. İran’ın “atom programı”na karşı tavırlar da bu hesaplara göre şekillenmektedir.

“ATOM PROGRAMI” VE EMPERYALİST SAHTEKÂRLIKLAR…

Özellikle son iki yıllık süreçte İran’ın “atom programı”na sahip olması emperyalistlerce –başta ABD emperyalizmi olmak üzere AB içindeki emperyalist büyük güçlerce de– sorun haline getirilmiştir. Sürekli bir tartışma, diplomatik görüşmeler yürütülürken, bu ilişkilere emperyalistlerin tehditleri de eşlik etmektedir.

ABD emperyalizmi –bu arada İsrail de– İran’a karşı tehditler savurarak İran yönetimini “korkutma” temelinde hizaya getirme çabasında. Hizaya gelmediğinde de tehditlerini gerçekleştirme adımı olan saldırı, savaşın gündeme getirileceği bir durum ortaya çıkmaktadır.

AB içindeki emperyalist büyük güçlerden Almanya, Fransa ve İngiltere ise “papaz” rolünü oynama temelinde, diplomatik ve siyasi, tabii ki öncelikle de ticari ilişkiler temelinde İran’ı hizaya getirme çabasında.

Bu emperyalist güçler –ABD ve AB, somutta da Almanya, Fransa ve İngiltere– bir yandan kendi aralarındaki dalaşta karşı karşıya gelirken, diğer yandan da, sanki birlikte bir görev dağılımı gerçekleştirmiş gibi, kimi kırbaç, kimi de havuç siyaseti gütmektedir.

Tüm bu emperyalistler ama İran’ın “atom programı”na, özellikle de atom bombası, ya da nükleer silah üretimine karşıdır. Bunun için de İran atom silahı üretme koşullarına ve imkânlarına sahip olmadan, engellemeye çalışmaktadırlar. Onlar, yani emperyalist güçler atom bombasının, nükleer silahların ne kadar büyük bir tehdit oluştuğunu, İran’ın böylesi bir tehdit gücüne kavuşmasının da ne kadar tehlikeli ve kötü olduğu üzerine nutuklar atmakta, atom bombasının, nükleer silahların üretimine karşı(!) olduğu görüntüsü vermektedirler.

İran’ın nükleer silah, atom bombası üretme amacı ve projesinin, İran’ın en azından kendi bulunduğu bölgede egemen güç olma dalaşında öne çıkardığı bir proje olduğu açıktır. Başta İran’ın ve bölgedeki diğer ülkelerin işçi ve emekçilerinin bu projeye karşı sesini yükseltmesi ve bütün ülkelerde atom bombası, nükleer silahların, genelde kitlesel imha silahlarının üretiminin durdurulması ve varolanların imha edilmesi için mücadele etmesi gerekir, bu onların görevidir.

Fakat, emperyalist güçlerin İran’ın atom bombasına, nükleer silah üretimine karşı tavırları tam bir sahtekârlıktır. Bu, kendi saldırganlıklarının üzerini örtmeye yarayan bir tavırdır.

Herşeyden önce bilinmesi gereken şey, örneğin ABD emperyalizminin –ama sadece onun değil–, elinde dünyayı yerlebir edecek düzeyde nükleer silah, atom bombası var! Atom bombasının ilk üreticisi ABD emperyalizminin atom bombasıyla gerçekleştirdiği barbarlığı dünya Hiroşima vb. somutunda yaşadı. Ve bu barbarlık teknik gelişmenin bugünkü boyutlarda olmadığı ve nükleer silah üretiminin de bugünküne göre daha karmaşık olduğu koşullarda gerçekleştirildi.

Günümüzde ise nükleer silahlar, atom bombası, genelde kitlesel imha silahlarının üretimi hem üretim bağlamında daha basitleşmiş, hem de silahların biçimi bağlamında –örneğin küçültülme, füze başlıklarına takma vb.– gelişmeler 1945’le karşılaştırılmayacak düzeydedir.

Evet emperyalistlerin ellerinde dünyayı yerlebir edecek düzeyde nükleer silah, atom bombası var. Ama onlar yine de örneğin İran’ın, Kuzey Kore’nin, ya da kendilerinin emrinde, kontrolünde olmayan herhangi bir ülkenin nükleer silah üretimine karşıdırlar.

Bunun perde arkasında yatan gerçek, emperyalistlerin –bu somutta esas olarak nükleer silah sahipleri emperyalist güçlerin– nükleer silah, atom bombası vb. kitlesel imha silahları bağlamında da egemenlik dalaşıdır. Nükleer silah, atom bombası vb. alanlarda tekel olma durumunu elinde tutmak, kendi izni olmadan başkalarının bu silahlara sahip olmasını engellemek vb. bunların bu alandaki temel siyasetidir.

Bu açıdan bakıldığında, kitlesel imha silahlarının kendi ellerinde olması “iyi, olması gereken” bir şey olarak görülürken, İran, Kuzey Kore gibi “şer ekseni” içinde gösterilen ülkelerin, veya emperyalistlerce “terörist ülke” olarak gösterilen, onlar tarafından istenmeyen, kendilerine rakip olabilecek bir potansiyele bile gözyummama siyasetine uygun olarak “kötü, olmaması” gereken bir şey olarak görülmektedir.

Emperyalist ve gerici güçler arasındaki dalaşta, anda ezilen, bağımlı ülke konumunda olanlar, ya da dünya üzerindeki dalaşta genel düzeyde ya da yerel alanlarda daha fazla pay almaya heveslenenlerin nükleer silah, atom bombası vb. üretimine çalışması, dünya güvenliğini, özelde de kendi güvenliğini sağlama adına savunulmaktadır.

Bu arada genelde nükleer silahlara, kitlesel imha silahlarına karşı olmak, dünya çapında bu tür silahların imha edilmesi için mücadele etmek gerektiği gerçeğinin de üzeri örtülmektedir. Dalaş giderek daha fazla silahlanma temelinde yürütülmektedir. Daha fazla silah üretimi ise, bunların kullanımının gündeme gelmesinin olasılığını da yükseltmektedir. ABD emperyalizminin Afganistan ve Irak’ta kullandığı silahların bir bölümünün yeni üretilen silahlar olduğu, savaşın aynı zamanda bu silahların denenmesi anlamına geldiği de bilinçlerde tutulmalıdır.

ABD ve AB içindeki emperyalistlerin İran’ın nükleer silah, atom bombası üretme çabasına, isteğine karşı tavırları sahtekârca tavırlardır. Eğer nükleer silahlara karşı olunması gerekiyorsa –ki öyle olması doğru olanıdır–, o zaman en başta emperyalist büyük güçlerin genelde kitle imha silahlarına, özelde de nükleer silahlara, atom bombalarına karşı olunması gerekiyor. Dünyanın barbarlıktan kurtulmasının bir ön adımı da emperyalistlerin ellerindeki bu silahların kullanılamaz hale getirilmesi, imha edilmesidir. Kuşkusuz bunun için de emperyalistlere, emperyalizme karşı mücadele edilmesi, onların iktidarlarına son verilmesi gerekiyor.

İRAN İLE PAZARLIKLAR, GELİŞMELER…

İran’daki nükleer teknoloji, İran hakim sınıflarının açıklamalarına göre enerji üretmek amacıyla kullanılmaktadır. Ama emperyalistler, nükleer teknolojinin varlığının çok kolay biçimde nükleer silah, atom bombası üretmeye de hizmet ettiğini, edeceğini kendi deneyleriyle bilmektedirler.

İran’ın nükleer silah üretimini engellemek için de emperyalistler İran’ın nükleer teknolojisini ne için kullandığını, nükleer tesislerini kontrol etmeye çalışmaktadır.

En son Şubat 2003’ten beri İran’ın nükleer tesisleri, kısmen de olsa Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu (Ajansı da deniyor. BN) (IAEA) tarafından denetlenmektedir. Bu konuda sık sık taraflar arasında sorun çıksa da, sonuçta İran hakim sınıfları, kendilerinin sözkonusu nükleer teknolojiyi “barışçıl amaçlar” için, somutta da enerji üretimi için kullandıklarını ispatlamak için çaba göstermektedir. Bunu yaparken kendilerinin 2003 yılı başında imzaladığı “Nükleer Silahların Yayılmasını Önleme Anlaşması”na (NSYOA) uygun davrandıklarını, bu anlaşmanın uranyum zenginleştirme çalışmasını yasaklamadığını vb. anlatmaktadırlar. İran gibi petrol ve doğalgaz kaynaklarına sahip bir ülkenin, enerji üretmek için neden nükleer teknolojiye ihtiyaç duyduğu da tabii ki soru işaretidir.

Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu, esas olarak emperyalist güçlerin nükleer silah, atom enerjisi vb. bağlamda sahip olduğu egemen rolünün devamını sağlama; emperyalistlerin istemediği gelişmeleri önleme vb. amacı için kurulan ve onlara hizmette kusur etmeyen bir kurumdur.

Bazen doğrudan ABD emperyalizminin isteği doğrultusunda raporlar verilmekte, bazen de ABD’yi tam karşısına almasa da, diğer güçlü emperyalistlerin işine geldiği raporlar yazılmaktadır. Herhalükârda ama, emperyalistlerin egemenliklerinin bir aracı olma rolünü oynamaktadır bu kurum.

Kurumun merkezi Viyana’da bulunuyor. ABD emperyalizminin İran’a yönelik tehditleri yoğunlaştırdığı ve İsrail’in de bu tehditlere ortak olduğu bir ortamda, Eylül 2004’te toplanan kurum, İran’a yönelik aldığı kararda –ABD emperyalizminin daha önce İran’a, aksi halde konuyu BM Güvenlik Konseyi’ni götürme tehdidiyle tanıdığı süre olan 25 Kasım’a kadar– İran’ın 25 Kasım’a kadar gönüllü olarak nükleer silah üretmeye hizmet eden adımlardan vazgeçmesi, uranyum zenginleştirme çalışmalarını durdurmasını talep etti.

Bu süreçte Almanya, Fransa ve İngiltere’nin ortaklaşa attığı adım, İran’la anlaşarak İran’ın nükleer silah üretme yönlü adımlarını durdurma yönündeki adım oldu.

Buna göre “barışçıl kullanma”, enerji üretmek için gerekli malzemenin Almanya, Fransa ve İngiltere tarafından İran’a satılması, buna karşılık da İran’ın uranyum zenginleştirme çalışmalarını durdurması isteniyordu. Ayrıca sorunun BM Güvenlik Konseyi’ne götürülmemesi için İran’a destek verileceği sözü veriliyordu.

Bu emperyalist güçler, bir yandan İran’ın nükleer silah üretimine karşı görünürken, aynı zamanda İran’la ticareti geliştirmenin, nüfuzlarını artırmanın hesapları ve planlarını yapıyorlar. Önerdikleri anlaşma içindeki kimi maddelerin İran tarafınca zaten Rusya ile anlaşma temelinde çözdüğü sorun(lar) olduğu da bilinmektedir. Bu, aynı zamanda Rusya’nın pazar alanına göz dikme, ona sahip olmaya yönelik de bir adımdır.

İran, bir yandan mecliste aldığı kararla “barışçıl nükleer teknolojiden yararlanma ve ulusal çıkarlarını koruma konusunda ısrarlı olduğunu” gösterirken, aynı zamanda AB içindeki emperyalistlerin önerileri üzerine de görüşmelere hazır olduğunu gösterdi. Almanya, Fransa ve İngiltere ile görüşmelerin sonucunda Kasım ayı ortalarında yapılan bir anlaşma ertesinde İran, sözkonusu görüşmelerin devamının “sağlıklı geçmesi” için 22 Kasım’dan itibaren uranyum zenginleştirme çalışmalarını, dondurduğunu ve bu kararın “İran’ın nükleer programı ile ilgili nihai bir anlaşma sağlanması amacıyla AB ile görüşmeler devam ettiği sürece geçerli” olacağını açıkladı.

Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu’nun yayınladığı raporda –ABD emperyalizminin tersi yönde dayatmalarına rağmen–, İran’daki “nükleer malzemelerin hiçbirinin yasaklanmış nükleer faaliyetler için kullanılmadığı” dile getirildi. Buna rağmen ama, İran’ın “temiz olduğuna kesin karar vermek için daha çok iş” olduğu da Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu Başkanı Baradei tarafından açıklandı, ABD emperyalizminin isteği temelindeki bir raporun gelecekte yayınlanmasının yolu açık bırakıldı. Bu rapor, aynı zamanda Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu’nun 25 Kasım’a kadar İran’a verdiği sürede İran’ın konumunu rahatlatan, ABD’nin isteğini tam yerine getirmeyen ve aynı zamanda Almanya, Fransa ve İngiltere’nin isteğini yerine getiren bir rapor olma konumunda.

İran’ın “atom programı” şimdilik BM Güvenlik Konseyi’ne götürülmedi. Ama ABD emperyalizminin temsilcileri, bu sorunu “kendi başına” da olsa gündemde tutacaklarını, gerektiğinde tek başına hareket edeceklerini ilan ettiler.

ABD’nin bu konuda ciddi olduğunun bir göstergesi dışişleri eski bakanı Powell’in ABD emperyalizminin yeni “savaş kabinesi”nde yerini kendisinden daha “şahin” birine bırakma adımı olarak istifasını sunarken İran’a yönelik yaptığı tespit oldu. Buna göre İran “nükleer silah taşıyacak füze geliştiriyor”du… ABD emperyalizmi İran’a yönelik saldırganlığını değişik biçimlerde gündemde tutmaya devam etmektedir.

Bu dalaşın, çelişkilerin savaşa varıp varmayacağı, ABD emperyalizminin İran’a savaşla müdahale edip etmeyeceği birçok etmene bağlıdır. İran’ın uzlaşmaya hazır olup olmaması da bu konuda önemli bir etmen olacaktır. ABD emperyalizmini frenleyen önemli etmenlerden biri, hâlâ Irak-Güney Kürdistan’daki işgale karşı direniş ve bunun sonucu da ABD emperyalizminin önemli ölçüde askeri gücünü –aynı zamanda ekonomik gücünü de– bağlamış olması durumudur.

Olasılıklardan biri de, ABD’nin Ortadoğu’daki askeri güçlerin komutanı olan General John Abizaid’in dile getirdiği, “Bizim terörizme karşı savaşmak için çok askerimiz var. Nükleer açıdan düşünüldüğünde, herkes açıkça anlamalı ki, ABD ile askeri yönden baş edebilecek hiçbir güç yoktur.” (Hürriyet, 30 Kasım 2004) anlayışa uygun olarak, nükleer silahların kullanımının doğrudan gündeme getirileceği bir savaşın başlatılmasıdır.

Gelişmelerin hangi yönde olacağını hep birlikte göreceğiz. Açık olan şey, dünyanın işçi ve emekçilerinin, ezilen halklarının dünyanın barbarlık içinde yokoluşa gidişini engellemek için emperyalist barbarlığa, emperyalizme karşı mücadele yürütmek zorunda olduğudur.

“Ya sosyalizm, ya barbarlık içinde çöküş!” şiarı hergünkünden daha fazla güncel ve daha geçerlidir.

Görev bu barbar sistemi tarihin çöplüğüne atmaktır!

20 Aralık 2004