UKRAYNA
Başkanlık seçimi ve emperyalistler arası dalaş…

Doğu Bloku’nun dağılması sonrasında emperyalist dünyanın egemenleri, dünya halklarına sosyalizmin, komünizmin öldüğünü; yaşanacak tek sistemin kapitalist sistem olduğunu; artık sınıf mücadelesinin sözkonusu olmadığını, tersine “aklın egemen” olacağı “barış çağı” olan bir dönemin başladığını yüksek sesle dillendirdi. Dünya işçi ve emekçilerinin bilincini karartmaya çalıştı…
Gerçeklerin hiç de emperyalist burjuvazinin ve genelde burjuvazinin ve kalemşorlarının anlattığı gibi olmadığı kısa sürede görülmeye başlandı. Vaadedilen “barış çağı” yerine her gün yerel savaşların, çatışmaların yaşandığı, bu yerel savaş ve çatışmalarda milyonlarca insanın yaşamını yitirdiği görüldü.
Dünyanın ezilenleri, işçi ve emekçileri, ezilen halkları tarafından görülmeyen, ya da bilince çıkarılmayan yan ise, Doğu Bloku şahsında yıkılanın sosyalizm değil, kitlelere sosyalizm olarak sunulan ama gerçekte modern revizyonizmin egemenliği ele geçirmesi ve sosyalizmi yozlaştırması sonucu oluşan bürokrat-devlet kapitalizmi olduğu gerçeğidir.
SSCB’nin dağılmasıyla birlikte bu devletler birliği içinde yer alan ülkeler, Rusya kesiminden ayrıldı. Bu ayrılık kitlelere ve genelde dünya kamuoyuna “bağımsızlık” olarak sunuldu. Burada da esas olarak yozlaşmış SSCB’nin, sosyal emperyalist karaktere büründüğü gerçeği gözardı edilerek genelde sosyalizme saldırının bir parçası olarak Lenin-Stalin döneminin sosyalist SSCB’sinin birlik içinde yer alan ülkelerin emekçilerinin özgür iradeleri ile oluşan özgür bir birlik olduğu gerçeğine saldırıldı.
Ukrayna’da Doğu Bloku’nun özellikle de SSCB’nin yozlaşmasından sonra bu bürokrat-devlet kapitalizminin kitlelere sosyalizm olarak sunulduğu devletlerden biriydi.
Doğu Bloku’nun dağılması sonrasında Ukrayna’nın bürokrat burjuva kesiminin önderliğinde açık kapitalizme geçildi. SSCB’nin varlığına son verilirken Ukrayna’da, yapılan referandumla Rusya’dan ayrılmaya karar vererek “bağımsızlığını” ilan edip yönünü Batı’ya çevirdi…
1991 Aralık ayında yapılan ilk seçimlerde başkanlık yarışını “Komünist Partisi”nin Kiev yönetiminde ideoloji sekreterliği görevini yapan Leonid Kravçuk kazandı. Siyasi alanda yozlaşmış sosyal emperyalist bir yapıdan, açık kapitalist yapıya geçilmesine rağmen, ekonomik alanda ileriye doğru herhangi bir gelişme sağlanamadı. Bu dönemde ekonomik durum öyle bir durumdaydı ki Rusya’dan alınan petrol ve doğalgazın parası bile ödenemiyor, SSCB içindeyken sosyal emperyalist Rusya’ya olan bağımlılık, şimdi başka biçime bürünerek kendisini gösteriyordu…
Yozlaşmış sistemin yıkılması sonrasındaki birkaç yıl ülkedeki zenginlik kaynaklarının yağmalanması ve bu yağmalamanın da, daha önce köşeleri kapan bürokrat burjuvalar arasında “yasaların olmadığı” koşullarda ve temelde gerçekleşti. Açık kapitalist sisteme geçiş yeni zenginlerin ortaya çıkmasını da beraberinde getirdi. Oligarklar denen zenginler mantar biter gibi bitiverdiler.
Kravçuk’un yönetimi altında ülkenin ekonomik durumu düzeltilemedi, tersine Rusya’ya giderek bağımlı hale gelmesi sonucu Rusya’nın siyasi baskılarına maruz kalındı. 1994’de Kravçuk başkanlık koltuğunu Leonid Kuçma’ya bırakmak zorunda kaldı. Kuçma, Ukrayna için “acil durumda kurtarıcı” olarak seçtirildi.
Silah sektörünün tekellerinden birinin eski müdürü ve mühendis olan Kuçma Batı ile Rusya arasında denge kurma siyaseti yürütmeye başladı. Bir yandan ABD emperyalizminin ekonomik “yardımını” aldı, NATO ile “barış için ortaklık” kurdu; diğer yandan ise Rusya ile dostluk anlaşması imzaladı. 2003 Eylül ayında ise Rusya, Beyaz Rusya ve Kazakistan ile “ortak ekonomik alan” oluşturmak için ekonomik entegrasyon anlaşması imzalandı. Bunun kısa süre öncesinde ise ülkenin askeri doktrini belirlendi ve daha önce belirlenen NATO’ya ve AB’ye üyelik amacı sözkonusu belgede silindi. Odesa ve Brody (Polonya sınırına yakın bir yer) arasındaki petrol boru hattı da değiştirildi. Böylece tankerlerle Odesa’ya getirilen Azerbaycan petrolünün Avrupa’ya taşınması yerine, Rusya petrolünün Karadeniz’e doğru taşınması işine başlandı.
Kuçma’nın ülkeyi yönetim biçimi ise, başkanlık kurumunun büyük yetkilerle donatıldığı bir yönetim, zaten çalışmaz durumda olan parlamentoyu hiçe sayan ve yönergelerle yapılan bir yönetim biçimiydi.
İlk başkanlık döneminde ülkede yapılması istenen devlet işletmelerinin özelleştirilmesi işi durgunlaştı. 1999’da ikinci kez başkanlığa seçildikten sonra ise Kuçma, kendi kişisel iktidarını oluşturmaya, güçlendirmeye çalıştı. Geçilen kapitalist sistemin Batılı yönetim biçimi olarak görülen burjuva demokrasisine ve bunun da bir yansıması olarak görülen çok partili sisteme geçiş yerine, bir avuç çıkar grubunun, Oligarkların egemen olduğu bir yapı oluşturuldu.
Böylece yürütülen siyasetin yarattığı bir avuç zengin, –oligarşi de denebilir– ülkede yapılacak siyaseti belirlemeye başladı.
1990 sonrası on yıllık süreçte Ukrayna’da insanların ortalama yaşam düzeyi 2.5 sene kısaldı. 1992’den 2000 yılına kadarki süreçte kişi başına düşen ortalama gelir düzeyi % 42 azaldı. 1990’dan 2001’e kadarki dönemde nüfusu 51.6 milyondan 48.2 milyona düştü. Maden işinde çalışan işçilerin üretilen kömürle karşılaştırılmasında, 1989’da 1 milyon ton kömür üretimi karşılığında ortalama 1.54 insan yaşamını yitirirken, 1999’da bu oran 3.62’ye, 2002 yılı başlarında ise 5’e çıkmıştı.
İşçiler, emekçiler için yaşam koşulları giderek kötüleşirken ülkenin ekonomisinde ve giderek siyasetinde de belirleyici olan bir avuç zengin giderek daha fazla zenginleşti.
Avrupa basını tarafından klan diye de adlandırılan Oligarkların kendi aralarındaki çıkar çatışması-dalaşı, siyasi arenada kimin hangi partiyi, kişiyi destekleyeceğini, desteklediğini; hangi parti veya kişinin de kimin, hangi klanın çıkarının temsilcisi olacağını, olduğunu da belirliyor…
Doğu Bloku’nun dağılması sonrası dönemde iktidarı elinde tutan bürokrat burjuvazi, süreç içinde ortaya çıkan yeni burjuva kesimle karşı karşıya gelme durumunda. İktidar dalaşı da giderek şiddetlenmektedir.
Özellikle Batılı emperyalistler açısından önemli görülen eski Doğu Bloku ülkelerinde, iktidar dalaşı aynı zamanda emperyalistler arası dalaşla üstüste binmekte, örtüşmektedir. Örneğin, dünyanın yeniden paylaşımı, nüfuz alanı vb. dalaşında ABD emperyalizmi başta olmak üzere AB içindeki emperyalist büyük güçler de dağılan Doğu Bloku'nun paylaşımı dalaşındadırlar. Bu dalaş, bir bakıma bir başka büyük emperyalist güç olan Rusya’ya karşıdır da. Bu bağlamda iktidar dalaşında karşı karşıya gelen sadece bürokrat burjuvazinin artıklarıyla yeni burjuvalar değil, aynı zamanda değişik emperyalist güçlerdir de.
Emperyalistlerarası bu dalaşta örneğin daha bir sene önce Gürcistan’da yaşandığı gibi, Rusya yanlısı veya doğrudan Rusya yanlısı olmasa da, eski bürokrat burjuvazinin iktidardaki temsilcileri, yerini giderek kendine liberal diyen batılı burjuva kesime terketme durumunda kalıyor. Bunlar da kendi aralarında AB’ciler ve ABD’ciler olarak ayrışıyor. Bu bağlamda Doğu Bloku ülkelerinde iktidar dalaşı ve gelişmeler birçok yönüyle benzerlik arzediyor.
Ukrayna’daki başkanlık seçimi sürecinde yaşananlar, ABD ve AB’nin desteklediği başkan adayı ile, Rusya’nın desteklediği başkan adayı şahsında, aslında bu emperyalist güçler arasında yürüyen dalaşı açık biçimde gözler önüne serdi.
BAŞKANLIK SEÇİMİ ÖNCESİ DURUM…
2004 yılında yapılacak başkanlık seçiminin tarihi 31 Ekim olarak belirlenmişti. Başkanlık için yarışacak esas iki adaydan biri, anda Başbakanlık görevini sürdüren, Başkan Kuçma’nın ve Putin’in desteklediği Viktor Yanukoviç, diğeri ise ABD ve AB’nin de desteklediği, “Batı yanlısı” Viktor Yuşçenko’ydu. Yuşçenko, Yanukoviç’ten önce başbakanlık görevinde bulunmuş, daha önce de “Ulusal Banka”nın başkanlığını yapmış biri. Başbakanlık yaptığı dönemde açıkça batı yanlısı siyaseti savunmuş, batı yanlısı kesimin temsilciliğini yapmıştır.
Rusya ve batı yanlısı olarak başkanlık seçimlerinde aday olan Yanukoviç ile Yuşçenko şahsında, aslında ülkenin doğusu ile batısı da karşıya karşıya gelme durumundaydı.
Buna göre kısaca anlatılırsa, Yanukoviç+Rusya+ülkenin sanayisinin esas olarak olduğu bölge –bu bölgede Rus kökenli nüfus oranı %17 ve çoğu Rusça konuşmakta– insanı, başka deyişle sanayi proletaryası bir yanda, Yuşçenko+ABD+AB+ülkenin esas olarak tarım alanı olan bölgenin insanı diğer yandaydı…
Yanukoviç, uzmanların tahmini hesaplarına göre anda ülkenin ekonomisinin %70’ini kontrolünde tutan ülkenin en zengin üç kişisi ve aynı zamanda “ekonominin üç klanı”yla da ilişkisi olduğu söylenen Viktor Medvetçuk, Viktor Pinçuk ve Rinat Ahmetov tarafından desteklenen, onların siyasi alandaki temsilcisi… Viktor Pinçuk andaki başkan Kuçma’nın da damadı.
Yuşçenko ise esas olarak bu adı geçen Oligarklarla dalaş içinde olan, aynı zamanda Rusya yerine batı yanlısı, ABD ve AB emperyalist güçleriyle ilişkide olan kesimin temsilcisi…
Safların böyle belirlendiği koşullarda, 31 Ekim’de yapılması planlanan başkanlık seçiminin olası bir ikinci tur seçiminin de sonucu baştan belirlenmeye çalışıldı.
Daha seçimlerden çok önce, batılı emperyalistlerin açık desteğini alan Yuşçenko’nun seçim kampanyası müdür yardımcısı, “Eğer sorumlular seçim sonuçlarını çarpıtırlarsa (seçim sahtekârlığı yaparlarsa) birçok yerde protestoların olacağı hesaba katılmalıdır.” biçiminde açıklama yaptı. ABD ve AB hükümet temsilcileri ise Ukrayna ile ilişkilerini, seçimlerin ne kadar “demokratik” geçeceğine ve siyasi önderliğin hangi reformları gerçekleştirmeye muktedir olabileceğine bakarak belirlemek istediklerini açıkladılar.
Bunun da ötesinde, seçimlerden kısa süre önce, ABD emperyalizminin “savaş kabinesi” batı yanlısı Yuşçenko’yu desteklediğini açıkça ilan edip “oylamanın adil olmaması halinde tedbirler” alacağını belirtti. Seçimlerde gözlemcilik yapan AGİT’in ABD misyonunda yapılan açıklamada, seçimlerde uluslararası standartların uygulanmaması halinde sorumlulara yaptırımların gündeme geleceği açıklanırken, “ABD-Ukrayna ilişkileri ve Ukrayna’nın Avrupa-Atlantik kurumlarına entegrasyonu sorunlar yaşayacaktır” biçimindeki tespitle de uyarıda bulunuldu.
ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı Richard Armitage, İngiliz gazetesi Financial Times’da yazdığı makalede “Ukrayna hükümeti, seçim kampanyasını lekeleyen ihlallere son vermelidir. Kötü bir seçim, bizi, ilişkimizi gözden geçirmeye zorlayacaktır.” (Evrensel, 31 Ekim 2004) tavrını takındı, Ukrayna’ya gözdağı vermeye çalıştı.
ABD emperyalizmi sadece gözdağı vermiyor. Doğrudan doğruya işin içindedir de… Hem doğrudan uzmanlarıyla Yuşçenko’ya danışmanlık yapılarak, hem de değişik enstitüler aracılığıyla, –örneğin eski Dışişleri Bakanı Madeleine Albright önderliğindeki “Ulusal Demokratik Enstitü” veya Bush’a yakınlığıyla tanınan “Uluslararası Cumhuriyetçi Enstitü” (IRI) aracılığıyla binlerce aktivist eğitilerek Yuşçenko desteklenmektedir.
Cumhuriyetçi milletvekili Ron Paul, “ABD’nin Ukrayna’daki ikiyüzlülüğü (sahtekârlığı)” başlıklı yazısında Powell’in yalanlarını ortaya koyduğu gibi, “ABD’nin değişik acentalarının Ukrayna’daki seçimi parayla etkilemeye çalıştığını” da ortaya koydu. Buna göre milyonlarca dolar paranın Ukrayna’ya, özellikle de NGO’lara (Parlamento Dışı Örgütler, ya da Türkiye’de alışıldığı gibi Sivil Toplum Örgütleri’ne) aktarılmıştır. Bunların açıkça Yuşçenko’yu desteklediği, paranın da bu desteği güçlendirmek amacıyla aktarıldığı açıktır. Açık olmayan, ya da tam bilinmeyen şey, gönderilen paranın miktarıdır. Paranın aktarıldığı kanallardan biri, basına yansıdığı kadarıyla “Polonya-Amerika-Ukrayna Kooperasyon İnisiyatifi”dir (PAUCI).
Putin ise Ukrayna ziyaretinde televizyonlardan Yanukoviç için oy kullanılması talebini kitlelere yönelterek kime destek verdiğini açıkça ortaya koydu.
Başkanlık yarışında seçimler öncesindeki bu durum dikkatleri Batı yanlısı aday mı, Rusya yanlısı aday mı kazanacak sorusuna yöneltirken, başkan adaylarının seçim propagandalarında veya programlarında doğal olarak gündeme gelmesi gereken ülkenin sosyal-siyasal konuları gündemin geri planına itti. İşçiler, emekçiler için adayların programlarının veya bu programlar arasındaki farklılıkların ne olduğu bile pek belli değil…
Seçimlerden önce, eğer seçim sonuçları çarpıtılırsa protestolar beklenmelidir açıklamasını yapan Yuşçenko tarafının göze batan bir tavrı da Yuşçenko’nun seçim kampanyasını esas olarak Viyana’da bir klinikten yönetmesiydi.
Bu durumun seçim sonuçları bağlamında, seçimi kazanmadıkları koşullarda seçim sahtekârlığı yapıldığına, kriminel işler yapıldığına dair dedikodu yaymanın bir aracı olarak kullanılabileceği, kimi batılı muhalif gazete mensupları tarafından dile getirildi. Haklı da çıktı bunu tespit edenler.
SEÇİMLERDEN SONRA DURUM…
Seçimlerin ilk turu 31 Ekim’de gerçekleşti. Hiç bir adayın %50’inin üzerinde oy almaması sonucu, başkanın kim olacağının belirlenmesi işi ikinci tur seçime kaldı. İlk tur seçimde Yanukoviç oyların % 39.88’ini, Yuşçenko ise oyların %39.22’sini alarak ikinci tur seçime katılmaya hak kazandılar.
Batılı seçim gözetleyicileri hem seçimde sahtekârlık yapıldığını hem de aslında Yuşçenko’nun %50’den fazla oy almış olabileceğini tahmin ettiklerini açıkladılar. Önemli ölçüde seçim kurallarının çiğnendiğini belirten AGİT gözlemcileri, ABD ve AB emperyalistleri, gündemde ikinci tur seçimler olduğu için, ilk turda yapılan seçimlerin sonuçlarını kabul ettiler. Belli açıklamalar dışında özel bir protesto tavrı takınılmadı. Böylece dikkatler seçimin ikinci turunun yapılacağı 21 Kasım tarihine çevrilmişti…
Bu iki seçim tarihi arasında yapılan seçim propagandasında Yanukoviç, Yuşçenko’yu “ABD’nin kuklası” ve “batı Ukrayna milliyetçisi” olarak teşhir etmeye çalıştı. Yuşçenko ise Yanukoviç’i “Ukrayna’daki Rusya Başkanı Putin’in hizmetçisi” olarak gösterdi. Karşılıklı suçlamalarda aslında belli ölçüde gerçeği de dile getirme durumunda kaldılar.
21 Kasım seçimlerinin ilk sonuçları 22 Kasım’da, oyların %99.14’ünün sayılması sonrasında açıklandı. Buna göre Yanukoviç oyların %49.42’sini, Yuşçenko ise oyların %46.69’unu almıştı. Buna göre Yanukoviç başkanlığı kazanmıştı.
Buna göre seçimi kaybettiği ortaya çıkan Yuşçenko, daha önce takınılan “yenilgiyi getirecek hiçbir seçim sonucunu kabul etmeyecekleri” yönlü tavırlara uygun olarak seçimde sahtekârlık yapıldığı iddiasıyla, seçim sonucunu kabul etmediklerini ilan edip protestolara başladılar.
Yuşçenko taraftarları, hem de yüzbinlerce kişi katıldı protestolara. “Gül devrimi”, “barışçıl devrim”, ya da “kestane devrimi” vb. isimlendirmelerle “devrimden” bahsedilir oldu… Yuşçenko yanlısı protestocular “zafere kadar meydanı terk etmeyin” çağrılarına uymaya çalıştı.
Yuşçenko taraftarlarını protestolara yöneltirken, başta ABD emperyalizmi olmak üzere AB temsilcileri de seçim sonuçlarının çarpıtıldığı, seçimde sahtekârlık yapıldığı yönlü açıklamalar yaptılar. Hatta AB Temsilcisi Hollanda Dışişleri Bakanı Bernard Bot, açıkça Yuşçenko’nun zaferinden bahsederek kimi desteklediklerini de açıkça beyan etti. Sahibinin sesi medya da buna uygun tavır takındı tabii ki. Kimi medya kesimi daha 21 Kasım’da Yuşçenko’nun oyların %58’ini alacağından yola çıkabileceğini belirtti; kimisi de daha seçim sonuçları açıklanmadan seçim sahtekârlığı yapıldığını açıklayarak, olası bir istenmeyen duruma müdahale için ortam hazırlıyordu…
Böylece batılı emperyalistler için bir şey açıktı: Seçim sonuçları kabul edilemez! Ve gerçekte herhangi bir seçim sahtekârlığı yapılmasa bile, batılı emperyalistler Yuşçenko seçilene kadar, yapılacak seçimlerin sonuçlarını, “seçimlerde seçim sahtekârlığı yapıldı, batılı demokratik normlara uygun seçim yapılmadı” vb. gerekçelerle kabul etmeyecektir.
Onlar için seçimlerin “demokratik”, “batılı normlara uygun” şekilde yapılmış olduğu durum, onların desteklediği Yuşçenko’nun seçimi kazandığı durum ve sonuçtur. Aynı güçler, seçimin ilk turunda da “batılı normlara uygun olmayan”, bir seçim ve seçimlerde “seçim sahtekârlığı” yapıldığını açıkladılar. Ama bu seçimin sonuçlarını bu gerekçelerle reddetmediler, tersine destekledikleri Yuşçenko’nun ikinci tur seçimlere kalmış olması nedeniyle sonucu kabul ettiler.
Seçim sonucuna karşı tavırda ABD ve AB emperyalistleri Yuşçenko’ya destek verdiklerini çok açık gösterdiler. Sadece destek verdiklerini açıklamakla yetinmediler. Bush, Özel Temsilcisi olarak Virginia Senatörü ve Senato’nun Dış Politika Komisyonu Başkanı Richard G. Lugar’ı Ukrayna’ya gönderdi. AB ise ABD’nin rakibi olarak –Ukrayna’da Yuşçenko’yu desteklemede birleşseler de, aslında AB de ABD ile rekabet içindedir ve ABD’nin Ukrayna’da nüfuzunu geliştirmesini-genişletmesini mümkün olduğunca engellemeye çalışmaktadır– AB Dış Politika Sorumlusu Javier Solana’yı Ukrayna’ya gönderdi.
Batılı emperyalistlerin bu tavırları doğal olarak Rusya’yı rahatsız etti. Başkan Putin Yanukoviç’i başkanlığa seçildiği için kutlarken batılı güçlerin Ukrayna’daki gelişmeler bağlamındaki tavrını eleştirdi. Putin ayrıca: “Afganistan’daki seçimlerin ne kadar karmaşık olduğunu, Kosova’da seçimlerin nasıl yürüdüğünü, ülkelerinden sürgün edilen yüzbinlerce Sırp kökenli vatandaşın seçimlere katılamadığını biliyoruz. Önümüzde duran Irak seçimlerinden AGİT’in hangi sonuçları çıkaracağını biliyorum, onlar hepsi de biliyor.” biçiminde tavır takınarak kendi üslubuyla batılı emperyalistlerin ikiyüzlülüğünü teşhir etmeye çalıştı. Ve kimsenin Ukrayna’nın iç işlerine karışma hakkının olmadığını savundu… Tabii ki kendisinin aynı konumda olduğunun üzerini gizlemeye çalışarak!
Tüm çelişkilere, çıkar dalaşına rağmen taraflar, özellikle arabuluculuk rolüne soyunanlar –bunlar içinde, AB Dış Politika Sorumlusu Javier Solana, AGİT Genel Sekreteri Jan Kubis, Litvanya Cumhurbaşkanı Valdas Adamkus, Lech Walesa, Polonya Devlet Başkanı Aleksander Kwasniewski, Rusya temsilcisi olarak da DUMA Başkanı Boris Grizlov vardı–, ki çoğunluğu Yuşçenko’yu destekleyen kesimdi, sorunun çözümünde şiddete başvurulmaması için çaba gösterdiler ve tarafları biraraya getirdikleri “yuvarlak masa toplantısında” bu konuda anlaştılar da.
Yuşçenko yanlılarının yoğun ve sürekli protesto eylemleri, arabulucuların çabaları sonuç vermeye başladı. Parlamentoda hükümet için verilen gensoruyla Yanukoviç başbakan olarak ve hükümeti güvenoyu alamadı. Başkan Kuçma parlamentonun aldığı hükümeti düşürme kararını hâlâ onaylamadığı için hükümet hâlâ işbaşında.
Hukuki alanda esas mücadele seçim sonuçlarının ne olacağı, yeni bir seçimin olup olmayacağı ve olursa tamamen mi yeniden olacak yoksa ikinci tur seçim mi yinelenecek? vb. sorulara cevap arandı.
Yüksek Mahkeme ilk önce seçim sonuçlarının resmi gazetede yayınlanmasını durdurdu. (Mahkemenin ilan edilmiş seçim sonuçlarını iptal etme hakkı yasal olarak yok.) Ardında protestolar, tehditler gölgesinde yürüyen tartışmalar ertesinde, parlamento seçim sonuçlarını iptal etti. Merkezi Seçim Komisyonu’na güvensizlik oyu verdi. Yüksek Mahkeme de ikinci tur seçimlerin 26 Aralık’ta yeniden yapılmasını kararlaştırdı. Bu arada “reform paketi” adıyla anayasa da yapılan değişiklikle, başkanlık sisteminin temeli de oyuldu, parlamentoya daha fazla hak, yetki tanındı. Seçimlerde sandığa hile karışmasın diye bazı önlemler de alınan bu değişiklik sonucunda, Yuşçenko taraftarlarını eylemleri bitirmeye ve seçimlere konsantre olmaya çağırdı. Şimdilik eylemlere son verildi.
Protesto eylemlerine son verildi ama bu sefer de, basına yansıdığı kadarıyla Yuşçenko’nun önderliğindeki “Bizim Ukrayna” blokunda çatlaklar oluşmaya başladı. Yuşçenko’nun en yakın yardımcısı konumunda olan ve eylemlerin başını çeken Yuliya Timoşenko, Yuşçenko’nun sözkonusu “reform paketi”ne onay vermesini beklemediğini ve bu yasal değişikliğin aslında Kuçma’nın bir kazancı olduğunu savunarak Yuşçenko’nun tavrını eleştirdi.
Yuşçenko ise 6 Eylül’de hastalanıp Viyana’da tedavi gördüğü hastalığını seçimlerin yinelenmesi kararı sonrasında gündeme getirerek kendisinin rakipleri tarafından zehirlendiğinin propagandasını yapmaya başladı. Sözkonusu Yuşçenko’nun doktoru Dr. Nikolai Korpan, İngiliz, ABD ve Fransız uzmanların da yardımıyla Yuşçenko’nun “kasten zehirlenmiş olduğunu” tespit ettiklerini açıkladı.
Yuşçenko da yaptığı açıklamayla Ukrayna gizli servis şefiyle birlikte gittiği bir yemekte zehirlendiğinden şüphe ettiğini belirtti. Şimdi bu, seçim malzemesi olarak kullanılıyor…
21 Kasım sonrası süreçte gündeme gelen konular içinde önemli olan konuların başında, seçim sonuçlarının kabulü ya da reddinin Yuşçenko ve Yanukoviç şahsında Ukrayna’nın doğusu+güneyi ve Kırım yarımadası ile batı bölümünü karşı karşıya getirmiş olmasıdır.
Öyle ki Ukrayna bir parçalanmayla karşı karşıyadır. Anda egemenler bundan yana görünmüyor. Bunu engellemek için de karşılıklı tavizlerde bulunuyorlar. Ama, özellikle Rusya ve Batılı emperyalistler arasındaki dalaş ilerlerse ve Rusya seçimlerde Yuşçenko’nun kazanması olasılığını, bunun sonucu olarak da Ukrayna’daki nüfuzunu kaybetmek istemezse, bunu olmazsa olmaz gibi görürse, o zaman Ukrayna’nın parçalanma ihtimali büyüktür.
Emperyalistlerarası dalaş hangi biçimlere bürünecek ve seçimin ikinci turu hangi sonuçlara yol açacak birlikte göreceğiz.
