Kömür, çelik de neymiş!
Petrole gel sen petrole!

Kapitalist ekonomi, tarihinde hiç bir dönem bir hammaddeye, petrole bugünkü kadar bağımlı olmamıştı. Petrol kapitalizm için içinde bulunduğumuz dönemde en önemli hammaddedir.
Yapılan tahminlere, şu an bilinenlere göre dünyada toplam 156,7 milyar ton petrol rezervi bulunmaktadır. Bunun % 63,3’ü Ortadoğu, % 23’ü Avrupa ve Asya, % 8,9’u Güney ve Orta Amerika ile Afrika, % 5,5’i Kuzey Amerika ve % 6,6’sı ise Asya Pasifik bölgelerine aittir.
Dünya genelinde ham petrol üretimi toplam 3 milyar 697 milyon ton / yıldır. Ortadoğu bölgesinde üretim 1 milyar 94 milyon ton / yıl, Avrupa ve Asya bölgesinde toplam 818 milyon ton / yıl olmuştur. Toplam ham petrol tüketimi 2003 yılında 3 milyar 634 milyon tona ulaşmıştır.
Dünyanın en büyük petrol rezervine sahip Ortadoğu bölgesinin tüketimdeki payı ancak % 5,9 kadardır.
Petrol ürünlerinin en ucuz olduğu ABD’de petrole bağımlılık çok yüksek düzeydedir.
Dünya ham petrol talebinin yıllık % 1,6 artış hızıyla 2030 yılında 5,6 milyar tona ulaşması beklenmektedir. Arz esnekliğini kaybeden ham petrolün önemli bir kısmı ulaştırma ve petro kimya sektörlerinde kullanılmaktadır. Ayrıca Çin, Hindistan ve diğer gelişmekte olan ülkelerin ham petrol talepleri hızla artmaktadır.
Doğalgaz, talep tahminlerine göre 2020 yılına kadar her yıl % 3,2 artışla, 4,6 trilyon metreküp hacime ulaşması ve dünya enerji talebi içinde % 25’lik bir paya sahip olması beklenmektedir.

Bu durumu dünyanın önde gelen tekellerinin bilançosu somut olarak göstermektedir. Dünyanın önde gelen 200 en büyük çokuluslu tekelinin gelirlerinin yaklaşık % 55’i doğrudan petrolün çıkarılması, işlenmesi, rafine edilmesi, petrol sanayine çalışan yan sanayinin üretimi, otomobil, uçak ve silahlanma sanayi içerisinde elde edilmektedir. Bu rakamın, üretim alanının önemli bir bölümünü ham petrolün özel olarak işlenmesini oluşturan kimya ve ilaç sanayinin bilançosu bile dahil edilmemiştir.

Bu anlamda petrol tüm kapitalist ekonomi motorunun çalışmasını sağlayan en önemli yağlama aracıdır. Kapitalist ekonominin petrole yönelik bu maddi yoğunlaşması, tüm kapitalist ekonominin ve üretimin gelişmesini, yönünü, ama aynı zamanda tüm dünya siyasetinin gelişmesini de önemli ölçüde belirlemektedir.
Bunun emperyalist dünya ekonomisi açısından bir önemli sonucu ise, dünya ekonomisinin bir hammadeye aşırı bağımlı hale gelmesidir.

PETROL HAMMADDESİNİN SINIRLILIĞI

Bir dizi hammade kaynağında olduğu gibi petrol hammaddesi de dünyada sınırlı bir rezerv olarak bulunmaktadır. 1960’lı yıllarda yeni petrol rezervlerinin bulunması petrol üretimi ve rezervleri açısından en uç noktayı oluşturuyordu. Bugün ise her tüketilen dört petrol varilin karşılığında ancak bir varil yeni petrol bulunabilmektedir. Fakat bunun karşısında kapitalist dünya ekonomisinin hem genel enerji kaynağı, hammadde ihtiyacı, hem de en önemli enerji hammaddesi petrol tüketimi çok büyük bir hızla büyümektedir. Dünya ekonomisi, bir göl yatağının akar suyu emmesinden çok daha büyük bir hızla petrol enerji kaynağını emmektedir.

Yapılan araştırmalar 2010 yılında dünya ekonomisinin petrol ihtiyacının artık bütünüyle karşılanamayacağını ileri sürmektedir. Bunun önde gelen nedenleri şunlardır:

— Petrol hammadesi istenildiği gibi çoğaltılabilecek bir hammadde değil.

— Sınai olarak üretilen ve belirli bir mekana, yere mecburen bağlı olan ürünlerin üretimine göre (örneğin televizyon ya da bilgisayar gibi) petrolün üretimi somut bir yere aşırı bağımlıdır. Petrol Kuveyt’te, Irak’ta, ya da Venezüella’da vardır, örneğin Macaristan’da yoktur. Bu yüzden petrolün üretilmesi, bu hammadeye sahip olunması emperyalist büyük güçlerin egemenlik dalaşında, petrolün üretildiği coğrafi bölgenin, ülkenin kontrolünü gereklilik haline getirmektedir.

— Bu kontrol gerekliliği, aynı zamanda dünya pazarının fonksiyonel açıdan da, örneğin petrol hammaddesinin fiyatının kontrolünü, mümkün olan en az merkezi mekanizmalar tarafından belirlenmesini de gerektirmektedir.

Petrolün (ve giderek önemi artan ikinci hammadde doğalgazın) üretiminin, işlenmesinin, dağıtımının kontrolü amacı ile İkinci Dünya Savaşı sonrasında en önemli uluslararası anlaşmazlıklar çıkmış, en sık savaşlar yürütülmüştür. Son 14 yıl içerisindeki uluslararası çatışmaların içerisinde petrol hammaddesinin oynadığı rol (Irak krizinde olduğu gibi) sıradan insanlar için bile açık anlaşılır bir olgu, gerçek haline gelmiştir

PETROL SANAYİİNDE ÖZELLEŞTİRME YA DA TEKELLERİN DAHA DA BÜYÜYEN İKTİDARI

Son 15 yıl içerisinde özel petrol tekellerinin tüm dünya petrol sanayiinde oynadığı rol büyük bir oranda, sıçramalı olarak artmıştır. 1970’li yıllara kadar da özel petrol tekellerinin petrol sanayiindeki ağırlığı büyüktü. Fakat bunun yanında küçümsenmeyecek oranda da devlet tekelleri vardı. Bir çok ülkede, örneğin İran, Libya ve önemli ölçüde Suudi Arabistan’da da petrol üretiminin millileştirilmesi özel petrol devlerinin gücünü kısıtlayan bir etmen olmuştu. OPEC üyesi devletlerin 1979 yılında ürettiği petrol oranı tüm dünya petrol üretiminin % 42’sine kadar ulaşmıştı.
1990 yılına kadar Doğu Bloku ülkelerinde üretilen petrol de özel batılı kapitalist tekellerin etki alanı dışındaydı.
Son 15 yılda bu gelişme tersine dönmüş durumdadır. Bir çok ülkede devlet işletmeleri tarafından yürütülen petrol üretimi ve işlenmesi, özelleştirme yöntemi ile birlikte büyük ölçüde özel tekellere devredilmekte ve petrol üretimi çok daha büyük bir oranda özel tekelci sermayenin elinde toplanmaktadır.
Bunun sonucunda emperyalizme bağımlı petrol üreten devletlerin emperyalist devlet ve tekellere olan bağımlılığı arttığı gibi, bu çok uluslu tekellerin bağımlı ülkelerde doğrudan oynadıkları ekonomik, mali ve siyasi rol de büyük bir oranda artmaktadır.
Bu gelişme kapitalist dünya ekonomisindeki eşitsizlikleri ve çarpıklıkları da hızla artırmaktadır. Petrol üreten ülkelerin petrol tüketimi, özellikle kişi başına düşen petrol tüketimi azalırken, dünya nüfusunun yalnızca % 4’üne sahip ABD’nin tükettiği petrol, dünya petrol tüketiminin % 25’ine ulaşmaktadır. Diğer yandan neoliberal politikalarla işçi ve diğer emekçi sınıfların sömürüsünü daha da hızlandırarak ekonomik büyümesini artıran Çin, Hindistan ve ekonomisi gelişen nüfusu büyük ülkelerin petrole olan ihtiyacı, petrol tüketimi hızla büyümektedir.
Dünya ekonomisinin artan petrol üretimi ve tüketimi işçi sınıfı ve diğer emekçi sınıflar için daha fazla sömürü, daha ağır çalışma koşulları, daha fazla işsizlik, daha fazla küçük köylülerin ve yerli halkın yaşadığı yerlerden sürülmesi, daha fazla çevre kirliliği, doğal çevrenin mahvedilmesi anlamına gelmektedir.

PETROL VE İNSAN HAKLARI

İşçi sınıfına ve diğer emekçi sınıflara yönelik emperyalist devletlerin ve tekellerin yürüttüğü saldırının en belirgin alanlarından birisini ayaklar altına alınan insan hakları oluşturmaktadır.
Emperyalist devletler ve büyük çok uluslu petrol şirketleri ordu, polis ve finanse ettikleri paramiliter silahlı çetelerle maksimum kâr hedefinin önünde engel olan her insan kitlesini yok etmek için elinden geleni ardına koymamaktadır. Örneğin Endonezya’da Suharto rejimi döneminde Mobil Oil tekeli, faşist rejimin kitle katliamı yürüten faşist ordusunu her yönlü destekleyen önde gelen bir şirketti. Fransız TOTAL petrol şirketi ile ortağı ABD’li UNOCAL tekeli 1996 yılından bu yana, ihtiyaç duydukları doğal gaz hattı istedikleri zaman diliminde problemsiz olarak bitirilsin diye Burma’nın Myanmar askeri rejimini elinden gelen her araçla desteklemektedir. Bu dönem içerisinde Burma askeri rejimi işçileri zorla bu hatta çalıştırmakta, yerli halktan direnenleri kurşuna dizmekte, köylerde cezalandırma seferleri düzenlemektedir.
Rusya’nın Sibirya bölgesinde üretilen petrolün en ufak sağlık önlemi alınmadan üretilmesi sonucunda aynı bölgede yaşayan insanların % 90’ı ağır, kronik hastalıklara yakalanmış durumdadır.
Sendikal hareketin örgütlü ve güçlü olduğu, bu nedenle petrol tekellerine karşı sendikal direnişin örgütlenebildiği ülkelerde örneğin Kolombiya’da askeri güçlerin yanısıra paramiliter cinayet şebekeleri tekellerin bekçi köpekliğini yapmaktadır. Bu çetelerin en büyük “faaliyetleri” içerisinde sendikacı ve aktif işçi katletmek yer tutmaktadır.
Artan neoliberalizm, özelleştirme, insan ve sendikal haklara saldırı karşısında bir çok ülkede işçi ve sendika hareketinin özellikle petrol sanayiinde çalışan işçi ve sendikaların yükleri büyük oranda artmıştır.

ÖRNEĞİN TÜRKİYE’DE YAŞANAN GÜNCEL SORUNLAR

Türkiye’nin toplam petrol rezervi 974,7 milyon tondur. Bunun ancak 156,6 milyonu üretilebilir petroldür.
Doğalgaz rezervi ise 20,3 milyar metre küptür. Bunun 14 milyar metre küpü üretilebilir rezervdir.
Bilindiği gibi dünyadaki petrol şirketleri petrol arama, üretim, iletim, rafinaj, dağıtım ve pazarlamayı kapsayan dikey bir yapıya sahiptir. Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı (TPAO) sadece arama ve ham petrol üretim faaliyetini yürütmektedir. Dolayısıyla dikey yapıdaki petrol şirketleri karşısında eşit olmayan bir rekabetle karşı karşıyadır.
Ham petrol üretimi her yıl azalarak 2003 yılında 1,6 milyon tona düşmüştür. Tüm yatırımlarını ürettiği ham petrol ve doğalgaz geliri ile yürüten TPAO arama faaliyetlerinin % 74’ünü, üretimin % 70’ini gerçekleştirmiştir. Uluslararası petrol şirketleri olan CHEVRON, PERENCO, BP, MEDISON, EL PASSO, AMITIY OIL şirketleri ile ortak arama faaliyetleri yürütmektedir.
Türkiye’de ham petrol talebinin yerli üretimle karşılanma oranı ancak % 8’dir. Yani TC ekonomisi petrol bağlamında tamamen ithale bağımlı durumdadır. Ham petrol talebinin % 92’si Suudi Arabistan, Libya, Suriye, İran, Irak, Cezayir ve Rusya’dan karşılanmaktadır. TC oldukca liberal olan bir petrol yasasına sahip olduğu halde, tek devlet kuruluşu olan TPAO özelleştirilmeye çalışılmaktadır.
Türkiye’de ham petrol 27,6 milyon ton / yıl kurulu kapasiteli, devlete ait Türkiye Petrol Rafinerileri AŞ (TÜPRAŞ) rafinerilerinde ve 4,4 milyon ton / yıl kapasitaeli SHELL, BP ve Marmara Petrolleri ortaklığı olan özel sektöre ait ATAŞ rafinerisinde işlenmektedir.
TÜPRAŞ rafinerilerinde 2003 yılında 23,9 milyon ton ham petrol işlenmiştir. Bu miktar Türkiye’de işlenen 26,5 milyon ton ham petrolün % 90’ını oluşturmaktadır. Şimdi bu şirket ille de özelleştirilmek istenmektedir.

SENDİKAL ÖRGÜTLENME

Petrol sektöründe çalışanlar sondaj, arama, rafinaj, dağıtım olarak ele alınırsa; sondaj ve arama faaliyetlerinin % 70’ni yapan TPOA’daki çalışanların hemen tamamı sendikalıdır ve toplu sözleşme yapma hakkına sahiptir.
Diğer yabancı şirketler ise arama ve sondaj faaliyetlerinin % 30’una sahiptir ve burada çalışanların önemli bir bölümü de sendikalıdır ve toplu sözleşme hakkını kullanmaktadır. Rafinaj faaliyetlerini yürüten TÜPRAŞ rafineri şirketinin 5 rafinerisinde 4 bin işçi çalışmaktadır ve hemen tamamı sendikalıdır ve toplu sözleşme hakkına sahiptir.
Toplu sözleşme hakkına sahip olan bu sektörde işçi ücretleri ülke ortalamasının üzerinde ve diğer işçilere göre iyi durumdadır. Ancak tamamı özel sektör olan dağıtım şirketlerinde (SHELL, MOBİL, BP, ELF, PETROL OFİSİ, TOTAL, OPET, TÜRK PETROL) sendikal örgütlenme yok denecek düzeydedir. Yani özelleştirmenin dolaysız sonucu sendikasızlaştırma olmuştur. Yine bunun doğal sonucu reel ücretlerin hızla düşmesi ve çalışma şartlarının kötüleşmesidir.

ÖNDE GELEN BAZI SORUNLAR

Bu işkolunda yaşanan sorunların başında sendikal örgütlenmeye karşı yürütülen saldırı ve özelleştirme gelmektedir.
Örgütlenme konusunda bu alanda esas etkili sendika olan PETROL-İŞ’in önemli ve ciddi sorunları bulunmaktadır.
Petrol, lastik, kimya işkollarında çalışan resmi işçi sayısı 400 bin civarındadır. İki konfederasyonda örgütlü olan iki sendikanın örgütlediği işçi sayısı 35 bin civarındadır.
Örgütlenmenin önünde bulunan engeller ise şöyle sıralanabilir:

— İşyerlerinde yoğun bir müteahhit, taşeron ve geçici işçi çalıştırılması,

— Sendikaların işyeri yetkisi alması prosedürünün çok karmaşık, uzun ve bürokratik olması,

— Bir işyerinde örgütlenmek için işkolu barajı olan % 10 barajını aşmak ve her bir işyerinde % 50 artı 1 işçi üyeye sahip olmak zorunluluğu,

— Patronların baskıları ve sendikal örgütlenmeye düşmanlıkları ve sendikaya üye olan işçilerin işten atılması, mahkeme kararına rağmen işe iade olmaması,

— İşin niteliğinin değiştirilmesi, esnek çalışma, geçici-sürekli çalışma, iş yapma, part-time çalışma, kapsam dışı denilen yüksek tahsilli işçilerin işyerlerinde çalıştırılması gibi araç ve yöntemlerin çokça uygulanması.

İşsizlik, özellikle de genç işsizlerin çok büyük sayıda olması, işyerlerinde sendikalaşmanın önüne büyük bir engel olarak çıkmaktadır. Bir çok çalışan işçi işini kaybetmektense, sendikasız ve düşük ücretle çalışmayı yeğlemektedir.
Özelleştirme sendikal örgütlenmelere büyük darbe vurmaktadır. Özelleşen işletmeyi alan özel sektör, istihdamda daraltmaya gitmekte, daha az işçi çalıştırılmakta, daha az ücret ödemek için sendikaları yok etmeyi hedeflemektedir.

15 Aralık 2004