Güney Asya’da Deprem ve Tsunami...

2005 yılına yüzbinlerce insan büyük acılarla girdiler. 26 Aralık 2004’de meydana gelen ve Hint Okyanusu’na kıyısı olan birçok ülkeyi etkisi altına alan deprem ve ardından onun tetiklediği Tsunami sonucunda andaki resmi açıklamalara göre ölü sayısı 150 bine ulaştı. En çok zarar gören Endonezya’da ölü sayısı 100 bine ulaştı. Endonezya’dan sonra felaketten en çok zarar gören ikinci ülke Sri Lanka oldu. Sri Lanka’da ölü sayısı 29 bine ulaştı. Hindistan’da ölü sayısı 13 bin, Tayland’da 4.500... Felaket ayrıca Doğu Afrika ülkelerini, Malezya’yı, Maldivler’i ve Myanmar’ı da etkisi altına aldı...
9.0 şiddetindeki büyük depremden sonra 7.0 ve 6.5 şiddetinde iki büyük artçı deprem daha meydana geldi.
Yukarıda açıkladığımız ölü sayısına ilişkin rakamlar hükümetlerin ve Birleşmiş Milletlerin yaptıkları açıklamalara dayanıyor. Kayıpların ve yaralıların büyük bölümünün de ölülere eklenmesiyle ölü sayısının hızla artacağı tahmin ediliyor. Birleşmiş Milletlerin tahminine göre bu rakam 200 bini bulacak.
Büyük insanlık, büyük bir dram yaşıyor. Bütün felaketlerde olduğu gibi Güneydoğu Asya depremi ve Tsunami (Deniz Fırtınası) en yoksul ülkelerin en yoksul insanlarını vurdu en çok. Yine sağlam binalara bir şey olmazken hemen yanlarındaki, topraktan, çamurdan yapılmış evler yerle bir oldu. Türkiye’deki büyük Marmara depreminde de olduğu gibi egemenler timsah gözyaşlarını eksik etmezken felaketzedelere yapılan yardımların akıbeti bilinmeyecek.
Elbette bu tür doğa felaketleri önlenemezler. Fakat insanların en az zarar göreceği önlemler almak bugünkü teknolojiyle mümkün. Yine milyarlarca doların savaşa harcandığı bilindiğinde, felaket sonrası insanların acılarını dindirecek önlemler almak da teorik olarak mümkün.
Ancak bunlar yapılmıyor, çünkü emperyalist-kapitalist sistemin yoksulları felaketlerden koruma, onların acılarını dindirme gibi dertleri yoktur.. Onların tek derdi karlarına kar katmaktır. Bu nedenle onlar bu tür felaketlerde ölen insanlardan daha çok azalan turistlerden doğacak ekonomik “zararlarına” hayıflanıyorlar, bunu düzeltmeye çalışıyorlar. Onlar ayrıca felaketleri fırsat bilerek talanlarını ve egemenliklerini güçlendirmenin yollarına bakıyorlar.
Sömürü, baskı, talan yoluyla insanın ve tabiatın yok edilmesi üzerine kurulmuş olan bir sistemden de zaten başkası beklenemez.
Bunlar ancak azami karı değil de insanın kendisini merkezine koyan, her ne yapıyorsa bunu insan için yapan, emekçilerin kendi toplumlarında, yani sosyalizmde mümkün olacak ve beklenecek. Böyle bir toplum ise kendiliğinden gelmeyecek, tam tersine barbarlık düzeni emekçilerin devrim depremiyle yerle bir edilerek gelecek.
Bunun için örgütlenmeye, bunun için mücadele etmeye değer! Öyleyse durmayalım, yeni yılda daha büyük bir enerjiyle, daha büyük bir azimle katılalım kavgaya.
Deprem ve felaketlere karşı yapılabilecek en büyük katkı sömürüsüz yeni bir dünya mücadelesi olmasına karşın, andaki deprem ve felaketzedelere yapılabilecek doğrudan yardımlarımızı esirgemeyelim.
Öyleyse durma.... Haydi büyük insanlıkla dayanışmaya!
