Asgari ücretli açlıkla boğuşuyor, sermaye, hükümet ve sendika ağaları danışıklı dövüşüyor

Asgari ücret komisyonu 2005 ilk altı ayı için asgari ücreti belirlemek amacı ile yeniden görüşmelere başladı. Komisyon üyesi hükümet, patron ve sendika temsilcileri tavır ve açıklamalarını ortaya koydular. Bu açıklamalara tavır takınmadan önce bir kaç somut gerçeğin ortaya konması yararlı olacaktır. Böylece neyin üzerine tartışıldığı, Asgari Ücret Komisyonu’nda görüşüldüğü belirginleşsin:

Şu an asgari ücret net 318 milyon 233 bin 475 TL.

TÜRK-İŞ’in yaptığı araştırmaya göre 4 kişilik bir ailenin yalnızca gıda harcamaları için gerekli olan asgari gider tutarı 496 milyon TL.

Yine TÜRK-İŞ’in hesaplamasına göre 4 kişilik bir ailenin yoksulluk sınırı 1 milyar 509 milyon TL.

1 Ocak 2005’ten itibaren en düşük devlet memuru maaşı net 505 milyon TL olacak.

Var olan asgari ücret, bırakalım 4 kişilik bir ailenin bugünkü şartlarda insanca yaşayabilmesi için gerekli olan ve yoksulluk sınırı üzerinde bir gelire sahip olmasını, çıplak varlığını devam ettirebilmesi için gerekli olan gıda maddelerini bile karşılayacak bir seviyede değil.

Aileleri ile birlikte hesaplandığında her gün 10 milyonu bulan asgari ücretli işçi karnını doyurmak için gerekli olan gıdayı bile alamamaktadır. Aç işçi ve ailesinin bu durumu bilindiği şartlarda, milyonlarca işçinin açlığı üzerinde pazarlıklar yapılabilmektedir. Tüm asgari ücret pazarlığı milyonlarca işçi ve ailesinin açlık içinde yaşamasının ortadan kaldırılması üzerine değil, ne kadar aç kalacağı üzerinde yürümektedir.

Bunu komisyon üyesi ya da sorunun muhatabı olan önde gelen tarafların açıklamalarında bariz bir biçimde görmek hiç zor değil.

Sermaye kesiminin baş sözcüsü TİSK asgari ücretin ekonomik ve siyasi rolünü kendi sınıf çıkarları açısından çok açık kavrayan bir sınıf örgütü olarak politikasını sürekli olarak asgari ücretin mümkün olan en alt sınırda tutulması üzerinde kurmuştur. Bu amacına ulaşmak için de bir dizi gerekçe getirmektedir.

Bu gerekçeler içerisinde her gün her saat kendi üyeleri tarafından sömürülen, üzerlerinden büyük kârlar edindikleri işçilerin açlık içinde yaşayıp yaşamamaları hiç mi hiç rol oynamamaktadır. Onları ilgilendiren tek sorun, kârın kaynağı olan işgücü maaliyetinin nasıl düşürüleceği ya da yükselmesinin nasıl önlenebileceği konusundaki gerekçeler ve tedbirlerdir.

Bu yüzden TİSK sürekli olarak asgari ücret konusunda Türkiye’deki asgari ücret ile seçilmiş bazı ülkelerdeki asgari ücretler arasındaki karşılaştırmayı öne sürmektedir. Öne sürdüğü karşılaştırmadan birisi de, AB’ye yeni üye ya da aday üye Orta ve Doğu Avrupa ülkelerindeki asgari ücret seviyelerinin Türkiye’deki asgari ücret ile karşılaştırılmasıdır. Bu karşılaştırmada TİSK’in vardığı sonuç, seçilmiş ülkeler içerisinde Slovenya dışında tüm diğer Orta ve Doğu Avrupa ülkelerinde brüt asgari ücretlerin Türkiye’den daha düşük olduğudur. Bu araştırmanın sonuçlarının doğruluğu veya yanlışlığından bağımsız olarak neden Türkiye işçi sınıfının Avrupa’da en kötü düzeyde asari ücretin olduğu ülkelerle karşılaştırılmak zorunda olduğu, neden Türkiye’deki asgari ücretten çok çok daha fazla ücret alan AB ülkeleri ile karşılaştırılmadığı sorulmak zorundadır.

TİSK’in asgari ücreti düşürme hedefi yönünde öne sürdüğü başka “öneriler” de var.

TİSK, asgari ücret bölgelere göre farklı olsun, ya da TİSK kapsamındaki işçiler ve kapsam içinde olmayan işçiler için farklı olsun diyor. Bunu öne sürerken asgari ücret düşürülsün ya da artırılsın diye açık bir tavır takınmıyor, fakat somut önerisi ile birlikte bir çok bölgede yaşayan işçilerin ve TİS kapsamı içinde yer almayan işçiler için asgari ücretin daha da düşük tutulması gerektiğini geçirmek için bu önerileri getiriyor.

TİSK’in bu öneriler ile bir başka amacı, işçi sınıfının çeşitli bölgelerde yaşayan kesimlerini ve TİS kapsamı içinde olan kesimi ile TİS kapsamı içinde olmayan kesimini karşı karşıya getirmek, işçi sınıfının çeşitli kesimleri arasında daha büyük çıkar çatışması geliştirmek.

Bu son önerilerin bir başka rolü ise, şu an farklı asgari ücret talebi gerçekleştirilmezse, genel asgari ücret görüşmelerinde asgari ücretin yükseltilmesi konusundaki olası taleplerin düzeyini şimdiden düşük tutmaktır. TİSK “bakın asgari ücret konusunda yüksek taleplerle gelirseniz, biz de size farklı asgari ücret taleplerimizi dayatırız” demektedir.

Patronların ve onların örgütlerinin bu tür taktik ve amaçlarında şaşılacak hiç bir şey yok. Onlar kendi açık sınıf çıkarları yönünde bilinçli ve planlı olarak hareket ediyorlar.

Peki, “tüm vatandaşlarına sahip çıkan”, Anayasa hükmü ile “sosyal” olması ve davranması gereken devletin yürütme organı hükümetin tavrı ne?

Asgari ücret komisyonunda hükümet temsilcilerinin tavrı ve oyu her zaman belirleyicidir. Komisyonda kararlar çoğunlukla alındığından hükümet temsilcilerinin oyu sendika-patron anlaşmazlığında hangi kesimin görüşünün çoğunluğu alacağını belirlemektedir.

Ocak 1983 yılından Temmuz 2004 tarihine kadar belirlenen toplam 27 asgari ücret kararlarının hiç birinde hükümet temsilcilerinin muhalifliği yok, ya oybirliği sağlanmış ya da yalnızca bir sendika temsilcileri bir de işveren temsilcileri muhalif olmuşlar. 27 asgari ücret kararı içerisinde 7 kez oy birliği ile karar çıkarken, hükümet temsilcileri sendika temsilcilerine karşı 15 kez patron temsilcileri ile birleşmiş ve yalnızca 5 kez işveren kesiminin muhalefetine rağmen hükümet temsilcileri sendika temsilcileri ile birlikte hareket etmiş. Bu kaba tablo bile hükümet (devlet) temsilcilerinin kural olarak patronların yanında ve onların çıkarları için hareket ettiğini açıkça ortaya koymaktadır.

Ocak 2005 asgari ücret tespiti konusunda hükümet temsilcileri şimdilik dışarıya yönelik çok belirgin tavır takınmasalar da, önlerine koydukları ekonomik ve mali hedefler ve dayandıkları sınıf çıkarları temel alındığında patron temsilcilerinin çıkarlarına uygun davrandıkları ve bu yönde oy kullanacakları bellidir. Sermaye sınıfının devletinden ve onların Asgari Ücret Komisyonu’ndaki temsilcilerinden işçiler için beklentilere girmek abesle iştigal etmektir.

SENDİKA TEMSİLCİLERİNİN TAVRI

En büyük işçi konfederasyonu olma durumu nedeni ile komisyonda temsil edilen tek sendika kesimi TÜRK-İŞ. TÜRK-İŞ’in genel tavrı, şimdiye kadarki tüm asgari ücret görüşmelerindeki tavrında olduğu gibi hükümet temsilcilerini ikna etmeye yönelik. TÜRK-İŞ sendika ağalarına göre devlet ve hükümet temsilcileri belirli bir sınıfın çıkarını, sömürücülerin çıkarını temsil eden kişiler değil, “tarafsız” devletin, “tarafsız” olması gereken hükümetin temsilcileri. Bu yüzden onlar bunları “kendi taraflarına” çekmeye çalışıp dururlar. Bu planın, taktiğin sonucu işte 21 yıllık asgari ücret kararlarının bilançosunda ortaya çıkmaktadır.

Şimdiki asgari ücret görüşmelerinde TÜRK-İŞ adına açıklama yapan Genel Eğitim Sekreteri Mustafa Türkel, “üzülerek ifade etmek isterim ki; geçmiş dönem komisyon çalışmaları sonucu belirlenen asgari ücret, kimi zaman kısmi bir iyileşme sağlanmış olsa da, çalışanların geçim şartlarını karşılamaktan her zaman uzak olmuştur.” demekte ve açıklamasının sonunda “yapılacak çalışmaların ülke ekonomisine ve çalışanlarla birlikte işveren kesimine de olumlu sonuçlar getirmesini dileriz.” diye güller dağıtma ihtiyacı duymaktadır.

Yani TÜRK-İŞ ve TÜRKEL efendi görüşmelere patron ve hükümet temsilcilerinin çıkarlarına karşı işçilerin çıkarlarını temel alarak değil, “ülke ekonomisinin” ve hatta “işveren kesiminin de olumlu sonuçlar” alacağı, onların çıkarlarına da uygun amaçlarla gitmektedir. İşçiyi açlığa mahkum eden, mahkum edilmesini devam ettirmek amacı ile yeni gerekçeler öne süren patron kesiminin de çıkarlarını gözetmek, kural olarak sermaye kesiminin yanında yer alan hükümet temsilcilerini aslında sermaye temsilcileri olarak görmeyen bir kafa ile soruna yaklaşmaktadır.

Bu anlayış ve bu hedefle soruna yaklaşan TÜRK-İŞ’in aslında pratik olarak temsil etme iddiasında olduğu işçilerin değil, öncelikle sermaye sınıfının ve onun devletinin çıkarlarını temel aldığı bir kez daha görülmektedir.

Bu çıkış noktasından hareket edilerek ve diğer tarafları ama her şeyden önce “tarafsız” hükümet temsilcilerini ikna etmek amacı ile TÜRK-İŞ asgari ücretin, “İşçi ve ailesinin günün ekonomik ve sosyal koşullarına göre insanca yaşamasını (mümkün) kılacak, insanlık onuruyla bağdaşacak bir düzeyde olması”nı öne sürmektedir.

Peki, diyelim ki sizin iyi niyetinizden kuşkulanmıyoruz, ya bu ve benzeri talepleriniz kabul görmediğinde bu talepleri kabul ettirmek için bir planınız, eylem programınız, amacınız var mı? Tabii ki yok! Şimdiye kadar olduğu gibi, taktik kapalı kapılar ardında yapılan görüşmelere yönelmiş ve “Biz ne yapalım? Biz istedik vermediler!” üzerine kurulu. İşçileri harekete geçirmek, eyleme sokmak, talepleri işçi sınıfının pratik zorlaması ile kabul ettirmeye çalışmak TÜRK-İŞ’in asgari ücret siyasetinde yeri olmayan düşünceler.

Bundan bir sonuç çıkmaktadır.

Asgari ücretin reel olarak yükseltilmesi konusunda TÜRK-İŞ’ten olumlu birşeyler beklemek ve onun üzerine hesap yapmak yanlıştır.

Komisyon içerisinde yer almayan ama konunun doğrudan muhatabı olan diğer işçi konfederasyonları da tavırlarını koymaktadır.

DİSK için önde gelen taleplerden birisi kendisinin de Asgari Ücret Komisyonu içinde yer almasıdır. Formel açıdan bu talep haklı ve doğru bir taleptir, fakat belirleyici olan yön bu değildir. DİSK’in asgari ücret alanında şimdiye kadar yaptıkları, komisyonda yer aldığında yapacağının aynasını oluşturmaktadır. DİSK de TÜRK-İŞ gibi hatta ondan kısmen daha ileri talepler ileri sürmekte fakat siyasetini ve taktiğini işçi sınıfının eylemliliğinde, sınıf hareketinin geliştirilmesinde değil, kapalı kapılar arkasında yürüyen asgari ücret görüşmelerinde, kendilerinin de bir taraf olarak tanınmasına ve tanındığında görüşmelerle sonuç alma üzerine kurmuştur.

DİSK-AR’ın asgari ücret konusundaki değerlendirmesinde, “Başta konfederasyonlar olmak üzere tüm kurumların asgari ücret tespit komisyonu çalışmalarını dikkatle izlemeleri, taleplerini gerekçeleri ile birlikte kamuoyuna sunarak baskı grubu olma fonksiyonlarını yerine getirmeleri, gerekiyorsa çeşitli etkinliklerle yaşama geçirmeleri günümüz koşullarında gerekli görünmektedir.

Çünkü asgari ücret mücadelesinde de, ‘hak verilmez, alınır’ ilkesi geçerlidir.”

 DİSK bir yandan mücadeleye kararlıymış görüntüsü vermek için “hak verilmez, alınır” ilkesine değinirken, hakkın alınması konusunda söyledikleri ise tümüyle bu ilkenin içinin boşaltılmasına yönelik. DİSK-AR’a göre gerekli olan asgari ücret hakkını almak için ne yapılmalı imiş: “asgari ücret komisyonu çalışmaları dikkatle izlenmeli”ymiş, talepler “kamuoyuna sunulmalı”ymış, “gerekiyorsa (yani gerekmeyeceğinden de yola çıkılıyor!) çeşitli etkinliklerle (eylemden korktukları, eylem yapmak temel alınmadığı için etkinlik öneriliyor) “yaşama geçirilmeleri günümüz koşullarında gerekli görünüyor”muş!

Bu siyasetin, bu taktiğin TÜRK-İŞ’in açık sınıf işbirlikçisi siyaset ve taktiğinden temelde ne farkı var? TÜRK-İŞ sendika ağaları da, asgari ücret komisyonunun çalışmalarını dikkatle izliyorlar, hatta en büyük dikkati ona gösteriyorlar. TÜRK-İŞ ağaları da, taleplerini kamuoyuna sunuyorlar, onlar da talepleri kabul edilmezse “çeşitli etkinliklerle” (örneğin basın açıklaması, basın toplantısı gibi ‘mücadeleci’ etkinliklerle) tavır takınmayı gerekli görüyorlar ve yapıyorlar.

DİSK reformizminin söylediğinin anlamının özeti aslında işte bu!

HAK-İŞ’e gelince, şimdiki AKP hükümetinin sendikalar içinde en belirgin destekçisi. Hükümet de onu bir çok kamu işletmesindeki sendikalı işçileri şimdiye kadar üye oldukları başka sendikalardan istifa ettirerek, HAK-İŞ’e geçmelerini sağlama yöntemi ile ödüllendiriyor.

HAK-İŞ bu bakımdan diğer iki konfederasyondan ayrılıyor. Fakat asgari ücret siyasetinin ve taktiğinin temelinde hiç bir farklılık yok.

HAK-İŞ Genel Başkanı Uslu güncel asgari ücret komisyonu görüşmeleri hakkında şu tavrı takınıyor: “Ekonomi politikalarıyla sosyal politikaları eş zamanlı sürdürecek, gelişmeyi eş zamanlı gerçekleştirecek bir politikaya ihtiyaç var. Yoksa asgari ücreti düşük tutarak makro dengeleri kurmak, ya da asgari ücreti yükselterek ekonomik ve sosyal sorunları çözmek gibi bir iddia çok gerçekci olmaz.”

Kendini şimdiki AKP hükümetinin sendikasının başkanı olarak gören Uslu efendi, hükümet bakanı, hadi biraz alçak gönüllü konuşacak olursak hükümet baş danışmanı gibi tavır takınıyor. Söylediğinin özeti aslında, “ekonominin ihtiyacı kadar asgari ücret” diye daha iyi özetlenebilir. Bu dediğinin sermaye ve hükümet temsilcilerinin dediğinden ise hiç bir farkı yok.

Görülüyor ki var olan sendika konfederasyonlarından asgari ücretin işçi kitlelerinin gerçek ihtiyaçları düzeyinde yükseltilmesi, bırakalım yoksulluk sınırı düzeyine, açılık sınırı düzeyi üzerine bile yükseltilmesi amacı için mücadele etmeyi, reel bazda biraz olsun bile yükseltilmesi için gerçekten mücadeleyi beklemek boş bir hayaldir.

Bu amaca ulaşma imkânını verecek tek siyaset ve taktik işçi sınıfının işletmeler başta olmak üzere, işletmeler içerisinde “grev ve mücadele komiteleri” oluşturarak, azınlıkta olan mücadeleci sendikaları ve sendika şubelerini harekete geçirerek bağımsız sınıf eylemlerine girişmesidir.

13 Aralık 2004