Emekçi kadınlar! Savaş, yoksulluk, devlet terörü, erkek egemenliği… kader değil! Bunları değiştirmek ve yaşanacak bir dünya yaratmak mümkün!

Kurtuluş kendi elimizde!

İşçi ve emekçi kadın arkadaş...

Çalışma ve yaşam koşullarımız her geçen gün biraz daha zorlaşırken, AKP hükümeti her fırsatta “ekonominin düzeltildiği”, “refahın arttığı”, herşeyin iyiye doğru gittiği yönünde propaganda yapıyor. Hükümeti ve onun yardakçılığını yapan medyaya bakılacak olursa, her alanda atılım, her alanda ilerleme çizgisi izleniyor. Bu bir yanıyla doğru! Bir yanda gerçekten de tuzu kuru, her geçen gün zenginliğine zenginlik katan “mutlu azınlık” var. Fakat, halk kitleleri ve özelde işçi ve emekçi kadınlar bu çizilen “pembe mutluluk tablosunun” dışındalar. Emekçilerin iliğine kemiğine kadar sömürülmesi durumunda değişen birşey yok!
“Demokrasi” ve “özgürlük” açısından da durum farklı değil. Avrupa Birliği’ne girme isteğiyle çıkarılan “reform paketleri”nin üzerinden bir yılı aşkın bir zaman geçti. Sözümona AB koşulları çerçevesinde yasalarda kadınların aleyhine olan bütün maddeler değiştirilecek ve böylelikle yasalar önünde kadın-erkek eşitliği sağlanacaktı. Yasalarda bir dizi değişiklik yapıldı da! Fakat bir kere daha yaşadık ve yaşıyoruz ki, yasalarda değişiklik gerçek yaşamda değişiklik değildir. Yasalarla uygulamalar arasındaki uçurumun kapatılması değil, giderek daha da derinleşmesi sözkonusudur. Bir taraftan kağıt üzerinde “özgürlük ve demokrasi” demagojisi; diğer taraftan ama özgürlük ve demokrasi mücadelesinde yeralan emekçi kadınların bilinçli olarak bastırılmaya sindirilmeye çalışılmasıdır yapılan… Özellikle Kürt kadın hareketine bilinçli bir sindirme, gözdağı verme politikası dün olduğu gibi bugün de gündemdedir. Son dönemde kamuoyuna yansıyan birkaç olay bunu gayet açık bir şekilde gözler önüne sermektedir:
Uyum yasaları çerçevesindeki yasal değişikliklere rağmen örneğin zorla bekâret kontrolü uygulaması sürmektedir: Örneğin, Demokratik Özgür Kadın Hareketi (DÖKH) Meclisi Üyesi Cemile Bütün gözaltındayken kadın savcının istemiyle bekâret kontrolünden geçirilmek istenmiştir.
Özelde Kürt kadın hareketi içinde sivrilen kadınların kaçırılması, işkence ve tecavüzle tehdit edilmesi vb. gündemdedir. Daha yenilerde Şırnak’ta dördü kadın beş genç işkence edilerek katledilmiş ve bu olay yine alışılmış şekilde “teröristlerle güvenlik güçleri arasında yaşanan çatışma sonucu ölü ele geçenler” olarak kamuoyuna yansıtılmıştır.
Çıkarılan “reform paketleri”nin gözboyamacadan başka bir şey olmadığının bir göstergesi de kadınlara yönelik erkek şiddetini engelleme tedbirlerinin pratikte ne kadar uygulandığı noktasıdır. Bu ülkede sözümona kadınları koca dayağından korumak için çıkarılmış bir yasa var: Buna göre karısına şiddet uygulayan kocayı mahkeme kararıyla evden uzaklaştırmak mümkün. Fakat bu yasal tedbir, pratikte işe yaramıyor. Altyapısı olmadığı için pratikte pek yaşam bulmayan bu yasal tedbire, bir yenisi daha eklenmiş durumda. “Reform paketleri” bağlamında yenilenen belediyeler yasasına bağlı olarak elli bin nüfuslu beldelerde kadın sığınma evi açılması yasalaştırılmıştı. Aradan bir yıl geçmesine karşın bu noktada da pratikte herhangi bir yol katedilmemiştir.
Bütün bunlar “ekonomik iyileşme” kadar “demokrasi ve özgürlükler”in gerçekte palavra olduğunu ve hiç de ezilen kadın kitlelerinin yaşamına yansımadığının kanıtıdır.
Bütün bunlar yetmezmiş gibi, emekçi kadınları “haline şükretmeye” yönelten, köleliğe boyun eğmeyi öğütleyen, erkeği üstün, kadını “eksik” gören dinci propaganda ivme kazanıyor. İslamcı gericilik emekçi kadınlara İslam dini çerçevesinde “yeni bir yaşam tarzı” vaat ediyor! Kadınlara örtünmelerini, erkek ve kadınların mümkün olan her yerde mekânlarının ayrılmasını vs. öğütlüyor ve bunu kadınların özgürlüklerinin kısıtlanması olarak değil, kadınlar açısından bir “kazanım” olarak pazarlamaya çalışıyor.
İslamcı kesimin kadınlara yönelik “yeni yaşam” vaadi, vaat ettikleri cennet kadar sahtedir! Onların “yeni yaşam” dedikleri, erkek-egemen dinci ideolojiyle süslenen kapitalizmden başka bir şey değildir.
Bizler dinle ya da herhangi başka bir erkek egemen ideolojiyle uyutulmak avutulmak istemiyoruz. İnsanca yaşamak, insanca koşullarda çalışmak istiyoruz. Demokrasinin ve özgürlüğün lafını değil, kendisini istiyoruz. Ulusal, cinsel ve sınıfsal baskıların son bulmasını istiyoruz.
Bütün bunları kazanmak için önümüzde bir tek alternatif var: Kendi kurtuluşumuz için mücadelemizi kendi elimize almak, örgütlenmek! Egemenlerin bugün bize dayattıkları koşullar kader değil. Onların bize sundukları “çözümler” de çözüm değil. Kurtuluş ne Avrupa Birliği’nde, ne de sığınılacak dinci ideolojilerde...
Kadın ve erkeğin yasalar önünde ve toplumsal yaşamda eşit olduğu, baskı ve sömürüye yer olmayan bir dünya mümkün. Yeter ki, biz bugünkü durumu kökten değiştirmek için örgütlenelim ve sisteme karşı mücadele edelim!

• Kahrolsun erkek egemenliği ve her türden gericilik!
• Özgürlük ve demokrasi devrimle kazanılacak!
• Erkek egemen emperyalizmin gerçek alternatifi sosyalizmdir!

Mart 2005