Evet devrimci bir 8 Mart için!

8 Mart eylemleri nasıl olmalı?

8 Mart yaklaşırken, bir kere daha bu sorun çerçevesinde tartışmalar yürütüldü, yürütülüyor.  Bu yıl bu tartışmalar bir başka seviyeye vardırılmış durumda.

İstanbul Kadın Platformunun yaptığı çağrıya paralel olarak BDSP (Bağımsız Devrimci Sınıf Platformu), Partizan, Proleter Devrimci Duruş, Devrimci Hareket, Özgürlük İçin Mücadele Platformu ortak imzalı bir başka çağrı daha yayınlandı. Bu çağrı İstanbul Kadın Platformunun şimdiye kadar koyduğu eylemleri eleştiriyor, reddediyor ve alternatif eylem koymayı amaçlıyor.

Bizler de Yeni Dünya İçin Çağrı kadın çalışanları olarak geçen yıllarda İstanbul Kadın Platformunda yeraldık ve ajitasyon ve propaganda da serbestlik ilkemiz temelinde yürüyüş ve kadın mitingine katıldık. Bu nedenle yukarıda saydığımız grupların ortaklaşa yaptıkları “çağrı”yla ilgili tavrımızı belirlemek istiyoruz.

8 Mart’ı devrimci kılacak olan nedir?

Yıllardan beri tartışılan ve bu ‘Çağrı’ya da temel olan sorun 8 Mart’ta salt kadınların katıldığı eylemlerin yapılması, böylesi eylemler için çağrı yapılması devrimcilikle bağdaşır mı bağdaşmaz mı sorunudur.

Marksizm-Leninizm, devrim ve sosyalizm adına konuşan bir dizi örgüt, dergi ve grup (bunların bir bölümü yukardaki çağrıyı imzalayanlardır) 8 Mart’ta ilkesel olarak kadın ve erkeklerin birlikte eylem yapması gerektiğini, ancak bu şekilde 8 Mart’ın “sınıfsal” “devrimci” özüne uygun davranılabileceğini savunmaktadırlar.

Bunun karşı ucunda da hangi sınıfsal konumda durduğuna, kadınların kurtuluşu konusunda hangi pozisyonu savunduğuna bakmaksızın erkeklerle birlikte eylem yapmak istemediklerini açıklayan küçük-burjuva feministleri durmaktadırlar. Biz, bütün tartışmayı ‘erkekler katılacak mı, katılmayacak mı’ noktasına sıkıştıran, dolayısıyla her türden içerik tartışmasını geri plana iten her iki pozisyona karşı yıllardan beri mücadele ettik ve ediyoruz. Bizim görüşümüze göre,  her türden örgütlenme ve eylem biçimlerine amaca uygunluk açısından yaklaşılmak zorundadır. Bizler, dünya komünist hareketinin deneyimlerini de değerlendirerek, işçi ve emekçi kadın hareketinin, devrimci ve komünist kadın hareketinin, ihtiyaç duyduğunda salt kadınların katılımıyla sınırlı eylemler, miting ve yürüyüşler, toplantı ve konferanslar düzenleyebileceğini savunuyoruz. Bizler, bizzat devrimci ve komünist kadınlar olarak işçi ve emekçi kadınların kurtuluş mücadelesini ileriye taşıyan eylemliliklere (erkek yoldaşlarımız doğrudan katılmasa da!) önayak olabileceğimizi, örgütleyebileceğimizi, bizim dışımızda olan eylemlilikler içine devrimci talep ve şiarlarımızı taşıyabileceğimizi savunuyoruz. Biz, işçi ve emekçi kadınların mücadele günü olma özelliğini taşıyan 8 Mart’larda da salt kadınların katıldığı yürüyüşlerin, mitinglerin, eylemliklerin yapılabileceğini, ihtiyaç duyulduğunda yapılması gerektiğini savunuyoruz.

Geçen yıllardaki 8 Mart yürüyüş ve mitinglerinde biz tam da bu anlayışla hareket ettik. Kadınların kurtuluşu, devrim ve sosyalizme ilişkin yaklaşımımızı eylem içine taşımaya çalıştık.

Alternatif bir çağrıyla ortaya çıkan grupların geçen yıllarda yapılan 8 Mart eylemlerine yapıştırdıkları  “orta sınıf karnavalı”, “apolitik bir karnaval” türünden sıfatlamalar tamamen haksız bir karalamadır.

Geçen yıllarda İstanbul’da 7-8 bin kadının katıldığı eylemler kadınların cinsel-ulusal ve sınıfsal baskılara karşı öfkelerini sokağa taşıdıkları, bunlara karşı çeşitli taleplerini ileri sürdükleri geniş yelpazeli demokratik eylemler olmuştur. Bu eylemler içinde küçük-burjuva feministlerinden Kürt ulusalcı kadın gruplarına, devrimci kadınlardan komünist kadınlara kadar çok çeşitli kadın grup ve çevreleri yeralmıştır. Eylemlerin devrimci ve komünist kadınların önderliğinde gerçekleşmediği, eylemin genel muhtevasını onların belirlemediği açıktır. Bu ama devrimci ve komünist çevrelerin bir zaafıdır!! Ve bu zaafın, yukarda imzaları olan örgütlerin sergilediği tarzda  ‘ben de kendi eylemimi yaparım’ tavrıyla giderilemeyeceği bizce açıktır.

Çağrıda “8 Mart özü ve esası itibariyle işçi ve emekçi kadına aittir, onun çifte baskıya, sömürüye ve eşitsizliğe karşı yükselttiği mücadeleyi simgelemektedir.” denmektedir. Peki, İstanbul’daki yürüyüşte olan nedir? Yürüyüşe katılanların büyük bölümü emekçi kadın değil midir? Taşınan döviz ve pankartlarda kadınların üzerindeki çifte baskıya, sömürüye ve eşitsizliğe karşı çıkan talep ve şiarlar yeralmıyor muydu? Bu eylemin içine kadınların kurtuluşunun devrim ve sosyalizm için mücadeleyle gerçekleşeceği ajitasyon ve propagandasının taşınmasının imkanı var mıydı? Evet vardı! Ve biz de bunu yaptık. Bu çok daha iyi, çok daha güçlü bir şekilde yapılabilirdi, yapılması gerekirdi. Bunun için ama devrimci grupların erkekli mi erkeksiz mi tartışmasından vazgeçip, artık içerik tartışmasına geçmeleri gerekir. Devrimci grupların görevi,  bu eylemler içine devrimci içeriğin daha iyi nasıl taşınacağı üzerine kafa yormaktır. Bu yapılacak yerde ama, devrimci içerik salt kadın ve erkeklerin birlikte yürümesine indirgeniyor ve “meydanları feministlere bırakmayacağız” türünden –özde erkek şovenizmine tekabül eden– gövde gösterilerine rağbet ediliyor.

İlle ‘kadın-erkek birlikte yürüyecek, yoksa devrimci olmaz’ diye tutturanlar, esasen kendi örgüt ve çevrelerindeki kadın yoldaşlarına, arkadaşlarına güvensizliklerini, kontrolü elden kaçırma korkularını dışa vuruyorlar. Biz, erkek yoldaşlarımız, mücadele arkadaşlarımız ille de bizim yanıbaşımızda olmasa da devrimci ve komünist görüşlerimizi savunabileceğimizi, bizim dünya görüşümüzü ifade eden eylemlikler düzenleyebileceğimizi düşünüyor ve uyguluyoruz. Bizim erkek arkadaşlarımız, yoldaşlarımız bize bu noktada güveniyor ve bizim istediğimiz her türden desteği bize sonuna kadar veriyorlar. Örneğin, o gün evde oturup çocuk bakıyor ve böylelikle çok sayıda kadın arkadaşımızın eylemlere katılmasını sağlıyorlar. Örneğin, eylemin hazırlığı döneminde bizim üzerimizdeki fazla yükleri paylaşıyor ve bizim bütün gücümüzü eylem hazırlığına vermemizi sağlıyorlar. Örneğin, aktif olarak tartışmalara katılıyor ve bizi ‘kendi mücadelemizi kendi elimize almamız’ yönünde yüreklendiriyorlar. Yani ‘kadın erkek elele, devrimci mücadeleye’yi göstermenin binbir yolu var. İlle 8 Mart’ta, alanda omuz omuza olmak gerekmiyor.

Sonuçta, bu gerekçelerle alternatif bir 8 Mart eylemine çağrı yapılmasını biz doğru bulmuyoruz. Biz, bugünkü şartlarda salt kadınların katıldığı güçlü 8 Mart eylemlerinin yapılmasını doğru buluyoruz. Görevimizi bu eylemler içine devrimci bakış açımızı taşımak olarak görüyoruz. Bu eylemlerde komünist ve devrimci kadınlar olarak güçlenmeye ve etkinliğimizi artırmaya çaba gösteriyoruz.

Bu ortamda ve bu gerekçelerle ayrı bir eylem çağrısının objektif olarak karşı devrimci olmayan, demokratik bir muhtevaya sahip olan ve objektif olarak ezilen kadınların eylemi olan bir eylemi gereksiz ve yanlış bir temelde böldüğünü; dolayısıyla güçlerin bölünmesinden başka birşeye hizmet etmeyeceğini düşünüyoruz.

Bizim de içinde yeraldığımız  8 Mart eylemlerine ilişkin “apolitik karnaval” türünden karalamaları kökten reddediyoruz. Devrimci örgütleri, devrimci erkekleri devrimci kadın arkadaşlarına daha fazla güvenmeye, onların kendi inisiyatiflerini geliştirmelerinin imkanlarını yaratmaya çağırıyoruz. Küçük burjuva feminizminin yanlış çıkışlarını aşmanın yolu erkek şovenisti pozisyonlarda diretmek değil, devrimci ve komünist kadınlara gerekli her türden desteği vermektir. Küçük burjuva feministi ya da ulusalcı kadın hareketlerinin yerini devrimci kadın hareketine bırakmak üzere geriletilmesi devrimci ve komünist kadın hareketinin gelişmesine ve ezilen kadın kitleleri içinde kökleşmesine bağlıdır. Esas görev burda yatmaktadır.

Devrimci kadınlar elele ... devrimci 8 Mart’lar için güçlerimizi birleştirmeye!

28 Şubat 2005