Bask örneği, ulusal sorunun çözümüne bir örnek mi?

Türkiye’nin AB’ye üyelik müzakereleri için tarih almaya çabaladığı süreçte AB’ci kesimin propagandalarında öne çıkan noktalardan biri de, “azınlık sorunu” veya ulusal sorunun da çözüleceği yönlü propaganda oldu. Buna bağlı olarak “Kürt sorunu”nun da çözüleceği hikayeleri anlatıldı, anlatılıyor.

Ulusal sorunun çözümü bağlamında öne çıkarılan örneklerden biri de Bask örneğidir. Ki bu örnek, sadece Türkiye’nin AB’ye üyelik için müzakere tarihi almaya çaba gösterdiği dönemde değil, Kürt ulusal sorununun çözümü bağlamında son on, onbeş yıllık süreçte sık sık dile getirildi.

Ulusal sorunun çözümüne Bask örneğini verenler, gerçekte Bask ulusal sorununun “sınırlı otonomi” ile çözülmediği, Basklıların, biçimi değişse de İspanya devletinin ulusal baskısı altında yaşamaya devam ettiği gerçeğinin üzerini örtüyorlardı, örtüyorlar. Üzerini örttükleri bir gerçek de, Bask ülkesinin sadece İspanya tarafından değil, aynı zamanda Fransa tarafından da işgal ve ilhak edildiği gerçeğidir.

Basklıların Bask ülkesinin sadece bir tarafında değil, parçalanmış Bask ülkesinin bütününde, birleşmiş bir Bask ülkesi hedeflerine sahip oldukları, bu hedef için mücadele ettikleri de bir başka gerçek.

Bu temelde soruna yaklaşıldığında, aslında Bask örneği ulusal sorunun çözümüne değil, çözümsüzlüğüne bir örnektir. Hiçbir hakka sahip olmayan bir milletin veya milli azınlığın durumuna göre “sınırlı otonomi”nin daha iyi bir durum olması da, Bask örneğinin gerçekte ulusal sorunun çözümsüzlüğüne bir örnek olduğu gerçeğini ortadan kaldırmıyor.

Kuşkusuz Bask örneği sadece bir örnek… Aslında AB’ye üyelikle Türkiye’deki ulusal sorunun çözüleceği masallarını anlatanlara verilecek çok örnek var. Hem de AB sınırları içinde ve burjuva demokrasisinin yaşandığı emperyalist devletlerde.

IRA ile ateşkes anlaşması yapılmış olsa da, İngiltere yönetimi ile İrlandalılar arasında görüşmeler yapılmış ve belli anlaşmalara varılmış olunsa da İrlanda sorunu hâlâ çözüm bekliyor. İskoçya’nın durumu da farklı değil aslında. İngiltere (Britanya) devletinin bir parçası olarak sınırlı otonomiye sahip İrlanda, İskoçya veya Wales sorunu çözümü bekleyen ulusal sorunlardan.

Fransız emperyalizmi de Bask ülkesini işgal ve ilhak eden güçlerden biri. Yani Bask sorunu sadece İspanya’nın değil, aynı zamanda Fransa’nın da sorunu. Fransız sömürgeciliği Korsika’da da hâlâ sömürgeciliğini sürdürüyor. Korsika sorunu da çözüm bekleyen ulusal sorunlardan biri.

Ulusal azınlıkların olduğu ülkelerde de –örneğin Almanya’da, Sorblar, Danimarkalılar, Sinti ve Romanlar– ulusal eşitsizlik, baskı, ayrımcılık vb. vb. uygulamalar varlığını koruyor. Sinti-Romanların hemen hemen tüm Avrupa Birliği ülkelerinde istenmeyen bir azınlık olduğu gerçeğini daha önceki sayılarımızdan birinde ortaya koymuştuk.

Kısacası burjuva demokrasisinin varolduğu Avrupa Birliği ülkelerinde de gerçekte ulusal sorun çözülmemiştir. AB’ye üye olacak bir Türkiye’nin örneğin Kürt ulusal sorununu, ya da ulusal azınlıkların sorununu çözeceğini beklemek de abestir.

 BASKLILARIN OTONOMİSİ VE REFERANDUM TALEBİ…

Bask örneğinin ulusal sorunun gerçek çözümüne bir örnek olmadığı sadece sahip oldukları otonominin sınırlı olması değildir. Hayır, 25 yılı aşkın süreçte otonomi ile öngörülen hakların önemli bölümü hâlâ Basklılara verilmemiştir. Bu bağlamda 1979 Ekim ayında üzerinde anlaşılan “sınırlı otonomi”, Bask halkı için de gerçekte sorunun çözümü olarak kabul edilmiyor.

Türkiye’de kimi aklı-evveller ulusal sorunun çözümünü sağlamak adına AB’ye üyeliğin bayraktarlığını yaparken, Basklıların –aynı zamanda Katalanların da– büyük bir kesimi AB Anayasası’na hayır tavrını takınmaktadırlar. Gerekçeleri gayet açık ve basit: Anayasa andaki durumun üzerini betonlamak ve böylece Basklılar, Katalanlar, İskoçlar, Korsikalılar ve diğerlerinin kendi devletlerine sahip olmalarının önünü tıkıyor ve böylece ulusal sorunun çözümü önünde engel oluşturuyor.

Bu açıklamaların temelinde milliyetçi yaklaşımların varlığının bilincinde olmamıza rağmen, yapılan tespitin olgu tespiti olduğu açıktır.

Bu olgu tespiti 25 yıllık otonomi sürecinde yaşanan gerçeklere de dayanmaktadır. 2004 Ekim ayında otonominin 25. yıldönümü sürecinde yürüyen tartışmalarda, Basklılar, İspanya merkezi hükümetine otonomi anlaşması ile sahip olunması gereken haklara hâlâ sahip olmadıkları gerçeğini hatırlattılar…

İspanyalı kimi “sol” örgütlerin –örneğin Birleşik Solcular– temsilcileri de Bask ülkesinde ikiyüzlü, sahtekâr bir tavrın yaşandığını, hükümete gelenlerin otonominin uygulanmasını bloke ettiğini, anlaşma tüzüğünde öngörülen 37 değişik hakkın Basklılara devredilmediğini açıklayıp sözkonusu hakların Basklılara devredilmesi talebini dile getirdiler.

Dile getirilen bu gerçekler aslında burjuva siyasetin de gerçek yüzünü ortaya koymaktadır. Varılan anlaşmaların, elde edilen hakların, yasalardaki değişikliklerin vb. gerçekte uygulanması için de kitlelerin mücadelesi gerekiyor. Aksi halde kazanılan hakların kâğıt üzerinde kalacağı, yapılanın esasta kitlelerin mücadelesini sonlandırmanın bir aracı olarak başvurulan bir vitrin değişikliği olacağı garantilidir…

Burjuvazinin iktidarı şartlarında, burjuvaziyle ulusal sorunun sistem içi çözümü bağlamında anlaşılsa bile –ki gerçekte böylesi bir anlaşma tarafların güç dengelerine, mücadele güçlerine bağlı–, yapılan anlaşmanın pratiğe uygulanmasında yeni sorunlar çıkmaktadır. Çünkü anlaşmanın temelinde de yatan anlayış, tarafların eşitliği anlayışı değildir. Eşitlik için mücadele eden taraf, egemen tarafı belli bir anlaşmaya zorlamış ama egemen tarafın temel konumuna, yani egemenliğine son vermemiştir.

Böylesi bir durumda, egemen olan taraf, belli bir mücadele sonucunda vermek zorunda kaldığı tavizleri, hakları geri almak için elindeki tüm imkânları kullanmaktadır, kullanacaktır da. Bunun da en kısa yollarından biri üzerinde anlaşılan planın uygulanmasını sürüncemede bırakmaktır.

Tüm barış önerilerine rağmen, ETA, Batasuna gibi örgütlere karşı baskı ve yasaklamalar gibi, Bask bölgesinde İspanya devletinin baskılarının sürekli gündemde olması vb. gerçekler de Basklıların mücadelelerini başka biçimlerde sürdürmelerinin gerekliliğini ortaya koyuyor.

Sözkonusu tartışmalar içinde otonom Bask bölgesinin Başbakanı Juan Jose Ibarretxe’nin adıyla anılan “Ibarretxe Planı” gündeme getirildi.

Sözkonusu planın temel düşüncesi 2005 yılında bir referandumun yapılması ve Bask ülkesinin İspanya merkezi devletiyle ilişkisi hakkında nasıl yaşayacağı konusunda karar vermesi düşüncesiydi.

Kısacası, açıkça ayrılma hakkını dile getirmeyen, ama referandumla bugünkü otonomi ile İspanya merkezi devletiyle “serbest birlik” temelinde birlikte yaşama arasında karar verilecek, bir biçimde kendi kaderini tayin etme hakkı kullanılmak isteniyordu. Bu isteği destekleyen ve kendi kaderini tayin hakkına sahip olunmadan barışın mümkün olmadığını savunan kesimlerin düşüncelerini onaylayan eylemler, miting ve yürüyüşler gerçekleştirildi ve binlerce Basklı bağımsız ve birleşik bir Bask ülkesi için taleplerini haykırdı.

30 Aralık 2004’e gelindiğinde “Ibarretxe Planı”, planı tartışan komisyonun çoğunluk oyuyla onaylanmasından sonra otonom Bask bölgesi parlamentosunda da onaylanmış oldu.

Böylece İspanya merkezi hükümetiyle sözkonusu plan üzerine diyalog ve tartışmaların önü açıldı… İspanya Anayasası’na göre merkezi devletin meclisi tarafından onaylanmadan böylesi bir planın ortaya konması veya, böylesi bir plan için referanduma gidilmesi yasaktır. Fakat buna rağmen sözkonusu plan Madrid’e götürüldü, meclis tartışmalarına sokuldu…

Katalanların da benzeri planlarla kendilerini gündeme getirmeleri olasılığını baştan engellemek ve Basklıların planının olamayacağını Basklılara göstermek için Zapatero önderliğinde merkezi devlet yetkilileri, daha Bask parlamentosunda “Ibarretxe Planı” ile ilgili tartışmalar sürerken harekete geçti.

İspanya tarihinde ilk kez bölgelerin başbakanları bir zirvede buluştu. “Tarihi” olarak da adlandırılan bu buluşmanın temel gündemi “federalizm”di.

Başbakan Zapatero gibi “sosyalistlerden” tutucu halkçı partiye kadar birçok partinin temsilcilerinin Basklıların taleplerine karşı takındığı tavırlar, Türkiye’de de sıkça karşılaştığımız tavırlardan özde farklı değildi. Hatta kimi tavırlar, Türkiye’den kopya edilmiş tavırlar denebilecek kadar benzerdi. Bilimum şovenler İspanya’nın birliği ve bütünlüğü için rüştünü gösterme çabası içinde Basklıları “bölücülükle” suçlamalardan, İspanya’da “sadece bir ulus var: İspanyol” düşüncesine kadar birçok şovenist tavırlar takındılar.

Merkezi hükümet ise sorunun bir an önce gündemden çıkarılması amacıyla, daha önce 8 Mart’ta mecliste görüşülmesi planlanan “Ibarretxe Planı” görüşmelerini tutucu “Halk Partisi”nin de desteğiyle 1 fiubat’a aldı… Yapılan tartışmalar sonrasında, sözkonusu planın İspanya Anayasası’na aykırı olduğu, somut olarak plan üzerine görüşmelerin yapılamayacağı vb. anlatıldı… Buna rağmen plan üzerine mecliste tartışılması ise Katalonya Cumhuriyetçi Solu’nun destek verme tavrıyla mümkün oldu. Katalanlar da otonomilerini reforme etmek istiyorlar. Sonuçta “Ibarretxe Planı” 29 kabul oyuna karşın 313 oyla reddedildi.

Böylece Basklıların en basit demokratik bir hakkı, kendilerinin İspanya merkezi devleti ile ilişkilerini belirlemek için referandum hakkı reddedildi. Kendi kaderini tayin hakkı bir kez daha çiğnendi.

Merkezi meclisin bu planı reddetmesi karşısında Ibarretxe’nin “Ne olursa olsun, bu yolun sonu Bask halkına danışmakla bitecek”, ve “Gelecek bizim ve biz geleceğimizi kendi gücümüzle ve elyazımızla yazacağız” vb. tavırlar takınması, Bask halkının İspanya merkezi devletine karşı mücadelesinin süreceğini göstermektedir.

ETA veya Batasuna devlete barış görüşmeleri ve sorunun çözümü için önerilerde bulunsalar da devletin Basklılara karşı baskıları, saldırganlığı sürmektedir. Onlarca kişi ardı ardına hiçbir kanıt gösterilmeden ETA üyesi olmakla suçlanmakta, hapse atılmakta, mahkemelerde yargılanmaktadır. Bask kökenli olmaları ve Bask ülkesinin eşitliğini istemeleri yargılanmak, suçlanmak ve hapse atılmaları için yeterli “kanıt” olmaktadır. Mahkemeye çıkarılmadan dört seneye kadar “gözaltı” uygulamaları da yaşanan kimi uygulamalardır. Hemen hemen her tutuklanan Basklı’nın işkenceye maruz kaldığı da tutuklananların verdiği bilgilerle açığa çıkmaktadır.

Bask dilinde yayınlanan tek günlük gazete olan “Egunkaria” iki sene önce herhangi somut bir “suç” kanıtlanmadan yasaklandı. Aradan geçen iki yıllık süreçte daha mahkemesi bile başlamamış durumda… Bu da “yargısız infazın” İspanyolcası oluyor!

Burada kısaca değindiğimiz olgular, burjuva demokrasisine sahip bir ülkede –AB üyesi bir ülke– ulusal sorunun gerçekte çözülmediğini, Bask örneğinin de ulusal soruna gerçek bir çözüm örneği olmadığını ortaya koymaktadır.

Bu bağlamda bilince çıkarılması gereken temel düşünce; “Sermaye egemen olduğu sürece, üretim araçlarında özel mülkiyet sürdükçe ve sınıflar varoldukça, ulusların eşitliği güvencelenemez; sermayenin iktidarı sürdükçe ve üretim araçlarına sahip olmak için savaşıldıkça, ulusların eşitliği ve ulusların emekçilerinin işbirliği sağlanamaz.” (Stalin) düşüncesidir.

Ulusların eşitliğini sağlamak isteyenlerin, bunda samimi olanların görevi kapitalist sisteme karşı sosyalizm için mücadele etmektir.

12 Mart 2005