SİVAS KATLİAMININ 12. YILDÖNÜMÜ VE KİMİ GERÇEKLER

Dinci faşistler 2 Temmuz 1993 yılında, devletin
gözetimi altında Sivas’ta bir katliam yaptılar. Pir
Sultan Abdal şenlikleri için Sivas’ta bulunan,
insanlardan 37’si Madımak otelinde yakıldı. Bu katliamın
hazırlığı günler öncesinden başlamıştı. İnsanlar otelde
yanarken, dinci faşistler otel önünde zafer çığlıkları
atıyor, yangından kaçan olursa linç etmek üzere
beklemeyi uygun görüyorlardı.
Madımak Oteli’ni kuşatanlar saatler boyu, ‘Kemalist
devlet yıkılacak elbet’, ‘Vali gidecek şeriat gelecek’,
‘Cumhuriyet, Sivas’ta kuruldu Sivas’ta yıkılacak’ diye
bağırmalarına rağmen engellemeyle karşılaşmadılar. ‘Din
elden gidiyor’ haykırışları saldırganların kullandığı
ana tema idi.
Sivas katliamının 12. yıldönümünde, onu gerçekleştirmiş
görünen bazı kişilerin yargılanması ve çeşitli cezalara
çarptırılması dışında, katliamın ardında yatan gerçek
nedenler, gerçek failleri meçhul kalmaya devam ediyor.
Devlet, bu katliamı aydınlatmak adına bugüne kadar
sadece mağdurları ‘tahrikçi’ olmakla, olayı kimi
şeriatçı örgütlerin üzerine atmakla yetindi. Bu tavır
katliamın üzerini örten, devletin sorumluluğunu göz ardı
eden bir yaklaşımdır. Oysa Sivas katliamının, değişik
boyutlardan irdelenmesi ve tüm bu farklı boyutların
bütünlük içinde aydınlatılması gerekiyor.
Aziz Nesi’nin Sivas’ta ateist olduğunu söylemesi,
katliamcılar açısından bu bir ‘tahrik’ unsuru olarak
görüldü ve propagandası yapıldı. Katliamı yapanlar
kendilerini ‘Müslüman’, eylemlerini de ‘İslamiyet
gereği’ olarak sunuyorlar. Bu katliamın ideolojik arka
planını öncelikle İslam literatürde aramak gerekiyor.
Katliamı yapan, kışkırtan ve mazur gösterenler hep bir
ağızdan, ‘Müslüman mahallesinde salyangoz satılamaz’
diyorlar! Kendileri gibi düşünmeyen, aykırı seslerin
dile getirilemeyeceğini söylüyorlar! ‘Müslüman
mahallesi’ denilen yer, 7. Yüzyıl Arap kültürünce
benimsenen şeriattır. Buna göre kendileri gibi
düşünmeyen, hakim durumda olan İslam akım dışında kalan
diğer Müslümanları ‘salyangoz’ olarak
nitelendirmektedirler! Bunlar ‘salyangoz’ olduklarına
göre, katledilmeleri gerekir! Kendi inandığından farklı
değerleri savunuyor, diye insanları yakabilen bir vahşet
olamaz, olmamalı. Bunu yapanların ve dayandıkları
ideolojik bir arka plan var. Buna göre:
“Hak dini kendilerine din edinmeyen kimselerle
(Hıristiyan ve Yahudilerle), küçülerek (boyunlarını
büküp) elleriyle cizye (haraç) verinceye kadar savaşın (Tevbe-29)”
“Haram aylar geçince müşrikleri (tövbe etmedikleri
müddetçe) bulduğunuz yerde öldürün. Yakalayıp
hapsedin... (Tevbe-5)”
“Fitne ortadan kalkıp din yalnızca Allahın oluncaya
kadar onlarla savaşın...(Bakara-193)”
“...Eğer yüz çevirirlerse onları yakalayın, bulduğunuz
yerde öldürün ve hiç birisini dost ve yardımcı edinmeyin
(Nisa-89)”
“Doğrusu ayetlerimizi inkar edenleri ateşe sokacağız,
derilerinin her yanışında azabı tatmaları için
derilerini değiştireceğiz (Nisa-56)”
“İnkar edenler için ateşten elbiseler biçilmiştir,
başlarına da kaynar sular dökülür, karındakiler ve
derileri eritilir, demir kamçılar da onlar içindir.
Orada uğradıkları ıstıraptan ne zaman çıkmak isteseler
geriye döndürülürler, yakıcı azabı tadın denilir
(Hac-19-22)”
Bu liste uzayıp gider. Müslüman olmayanları katletmenin
vacip olduğu da kuranın bir emri olduğunu da belirtmek
gerekir. Onlar kendilerine inanmayanları, ‘en büyük suç’
olarak adlandırmakta ve bunun gereğini de yapmaya
çalışmaktadırlar! Onlara göre, inanmamanın karşılığı
cehennemde yakılmadır! İnanmayanları ve kendileri gibi
düşünmeyenleri yok etmek dinin gereğidir!
Kuşkusuz insanları yakabilecek kadar inanılmaz bir
katliamın failleri ve onları teşvik eden bu zihniyetin
sorgulanması gerekir. Sivas katliamının sadece bu yönünü
görmek, gericiliğin ve faşizmin sadece bir yönünü görmek
anlamına gelir. Soruna genel bakıldığında, Sivas
katliamını devletin politikaları kapsamında da
sorgulamak gerekiyor. Sivas katliamı bir devlet
operasyonuydu.Türkiye’nin tam orta yerindeki bir şehirde
binlerce kişinin, 8 saat süren bir eylemi ve bu
katliamın engellenmemiş olması nasıl açıklanabilir?
İnsanları yakabilen bir vahşetin, günler öncesinden
hazırlanması, ona dur demeyen bir devlet aygıtı var
ortada. Sıradan bir basın açıklamasını bile görülmemiş
bir şiddetle bastıran kolluk kuvvetlerinin, insanları
yakmak gibi bir vahşeti saatlerce seyretmekle yetinmesi,
en hafif ifadeyle söz konusu katliama göz yumulduğunun
açık göstergesidir.
Dönemin Cumhurbaşkanı Demirel’in, katliam sırasında,
‘devlet, halkla karşı karşıya getirilmemelidir’
açıklaması, nasıl bir devlet politikası ile karşı
karşıya olduğumuzu gösteriyor. Dönemin başbakanı Tansu
Çiller’in, ‘Devlet oradadır. Otelin etrafını saran
vatandaşlara hiçbir zarar gelmemiştir. Onlardan ölen ve
yaralanan yoktur’ demeci, katliamcıları vatandaş,
yananları ise ‘düşman’ gördüğünün açık bir
kanıtıdır.Aynı şekilde dönemin DGM Başsavcısı Nusret
Demiral’’n, ‘‘Olayda örgüt yok, tahrik var’ açıklaması
ise, devletin olayların failleri ve ardındaki güçlere
ilişkin soruşturmayı nasıl saptırdığını göstermektedir.
Basının büyük bölümü ise, katliamı Aziz Nesin’e
yükleyip, esas olarak olayı ‘tahrik’ sonucu çıktığını
açıklaması ibret vericidir. Bütün bu açıklama ve
yaklaşımlar, devletin ideolojik aygıtlarının da katliama
yol döşediği ve gerçeklerin üstünü örtmeye çalıştığını
göstermektedir.
Sivas katliamı, egemenlerin, dinci faşistlerin meşru
görmediği inanç, kimlik ve siyasal görüşlere ilişkin
değişik zamanlarda uyguladıkları katliamların bir
örneğidir. Bu sahneleri daha önce 6-7 Eylül olaylarında,
1970’li yıllarda Çorum, Sivas, Maraş, Erzincan ve daha
sonra Gazi Mahallesinde görmüş ve yaşamıştık. Hepsinde
saldırının hedefi, devletin topluma dayattığı resmi
kimliğin dışında kalanlardır. Bu katliamların ortak
paydası saldırganların engellenmeyerek katliama çanak
tutulması ve ardından olayın üstünün örtülmesi veya
sadece bir kısım piyonun cezalandırılmasıyla
yetinilmesidir.
Resmi Türk kimliğini kabul etmeyen, asimilasyonu kabul
etmeyenler her uygun fırsatta tasfiye edildiler. Kürt
tehcirleri ve İskan Kanunları, Varlık Vergisi, 6-7 Eylül
talanı vb. bu politikanın somut göstergesidir. Sivas’ta
uygulamaya sokulan tam da bu politikadır. Sivas’ta
toplananların yaptığı tek şey türkülü, panelli, halaylı
bir etkinlikle Pir Sultan’ın anıtını kendi memleketine
dikmektir. Etkinliği düzenleyenlerin amacı, Anayasa’da
yazılı demokratik, hukuk ve laiklik iddiasını laftan
gerçeğe dönüştürmektir. Üstelik her şey resmi izinle
gerçekleştirilmektedir. Etkinlik başta Aziz Nesin olmak
üzere aydın ve sanatçıların katılımı ile
gerçekleştirilmektedir. Durum buyken ‘devlet, halkla
karşı karşıya getirilmemelidir’ sözü, devletin
saldırganları halktan sayması, yananları ise halktan
saymamasının göstergesidir. Bu ülkede solcu olan
herkesin bir ‘örgüt’ kategorisi içerisine konulup
yargılanması, hukuksuz cezalara çarpıttırılması,
işkenceden geçirilmesi vb. devletin uyguladığı bir
politikadır. Devlete göre; Sivas’ta yaşanan vahşette
sadece ‘tahrik’ vardır. Katliamı yapanlar sadece
‘tahrik’e kapılmışlardır. Onun için bunların devlet ile
karşı karşıya getirilmesi doğru değildir! Gerçekte ise,
hazırlığı önceden yapılmış örgütlü faşistlerin, kolluk
kuvvetlerinin yol vermesi ile bir katliam yapılmıştır.
83 yıldır hakim sınıfların verdiği mesaj çok açıktır.
Devlet kendisinin belirlediği sınırların dışına
çıkılmasını istememektedir. Devlet nezdinde ‘örgüt’ sola
özgü bir olaydır. Bu yüzden de yok edilmesi gereken bir
‘düşman’ kurumdur. İnsanları yakan, katledenler ise
‘örgüt’ sayılmamaktadır. Egemen sınıflara göre, halkın
‘tahrik’ olması söz konusudur. Devletin istemediği hak
talebinde bulunursanız, bir takım odaklar ‘tahrik’ olur,
devletin desteğiyle tehdit eder, katliamlar yapar.
‘Tahrik’ olanlar görevlerini yaparken, kolluk kuvvetleri
kör-sağır davranır; ta ki iş bitene, hak talep edenlere
‘haddi’ bildirene kadar!
Devlet’in nelere kadir olduğu, demokratik haklarını
kullanan kitle eylemlerine karşı yaklaşımı çok iyi
bilindiğine göre, Madımak’a çok yakın mesafedeki polis
ve ordu güçlerinin katliama seyirci kalması üzerinde
özellikle düşünülmelidir.Tüm bu gerçeklerin gösterdiği
gibi Sivas katliamı, daha önce yaşanan katliamların bir
tekrarıdır. Saldırganlar farklı, ama mizansen aynıdır.
Sivas katliamının özgülünde çıkarılması gereken esas
ders, süreci bütünlük içerisinde değerlendirmektir. Bu
katliam devlet dışında, bir grubun yaptığı bir katliam
değildir. Sivas katliamı devletin gözetimi altında
yapılmış bir katliamdır. Bu katliamın sorumluluğu
devlete aittir.
Ancak böyle gelmiş, böyle gitmeyecektir. Gün gelecek
devran dönecektir. Bu sistem varolduğu sürece, bu gibi
katliamlar devam edecektir. O halde görev, sisteme karşı
mücadeleyi yükseltmek ve örgütlenmektir.
23.06.2005
İzmir’den bir YDİ Çağrı Okuru
