BOLİVYA

 

Kitle hareketi bir başkanı
daha koltuktan etti…

Carlos Mesa’nın başkanlığının yolu, Lozada’nın 2003 yılı Eylül-Ekim aylarındaki kitlesel mücadeleyle başkanlıktan edilmesiyle açılmış, 18 Ekim 2003 tarihinde parlamentodaki oylamada 26 red oyuna karşın 84 evet oyuyla Mesa başkanlığa seçilmişti.

Lozada’nın başkanlık koltuğundan edilmesi ve yerine Mesa’nın seçilmesi gelişmelerinin temeli, bugün Mesa’nın başkanlık koltuğundan edilmesiyle bir ve aynı.

Bolivya’daki gelişmelerle ilgili dergimizin 73. sayısında takındığımız tavırda, Mesa’nın işinin zor olduğunu, Bolivya halkının önemli bölümünün –ki bunun da önemli bölümü indigen halk– “koka üretiminin yasaklanmasına, ülkenin doğal kaynaklarının, özellikle de doğal gaz kaynaklarının emperyalistlere peşkeş çekilmesine, genel olarak ‘neoliberal ekonomik’ siyasete karşı mücadele” (agd, sayfa 20) ettiğini, Mesa’nın başkan olarak geleceğinin de bu taleplerin yerine getirilip getirilmeyeceğine bağlı olduğunu tespit etmiştik.

Bu talepler uğruna mücadele eden kitlenin önemli bölümünün indigen halktan olması, mücadeleye aynı zamanda “ulusal” yanı da olan bir karakter vermektedir. Bolivya’da yerli halklar hâlâ ezilen kesimi oluşturmaktadır. Egemenler ise hâlâ “Avrupalılar” dedikleri eski sömürgecilikten kalma “beyaz” kesimdir.

2003 yılındaki kitlesel mücadeleye manivela rolü oynayan doğal gaz kaynaklarının yeniden devletleştirilmesi ve “yabancı petrol şirketlerinden” alınacak gelirin yüzdesinin ne kadar olacağı konusunda ise Mesa, başkan seçilir seçilmez, kitleyi sakinleştirmek için de olsa bir referandum sözü verdi.

Sözkonusu referandum 2004 yılında yapıldı da. Aslında Mesa’nın söz verip yerine getirmek zorunda kaldığı ve gerçekleştirdiği esas şey de bu referandumdu. Kuşkusuz bu referandumda Mesa’nın ve temsil ettiği egemenlerin çıkarlarına uygun bir sonuç da çıkabilirdi. Ama referandumun sonucu onların isteği yönünde olmadı.

Oy veren kitlenin çoğunluğu “yabancı tekellerin” doğal gaz kaynaklarını işletmede elde ettiği gelirlerinin %50’sini Bolivya’ya vermesine karar verdi.

Başkan olarak Mesa ise esas olarak emperyalist ağababalarının, somutta da sözkonusu tekellerin çıkarlarına büyük darbe vuracak olan bu yönlü yasanın çıkarılmaması için elinden geleni yaptı. Bolivya’daki doğal gaz rezervlerinin Latin Amerika’da Venezüella’dan sonra ikinci büyük rezervler olduğu bilindiğinde, bu kaynakların emperyalist tekellerce talanının da onlar için ne kadar önemli olduğu anlaşılabilir.

ABD emperyalizmi Bolivya’da etkin olan esas emperyalist güç ve gelişmelere perde arkasında yön vermeye çalışmaktadır. Lozada kendilerinin çıkarlarını temsil etme gücüne sahip olmadığı yerde, Lozada yerine Mesa’yı destekleme siyaseti kondu. Mesa da ABD emperyalizminin çıkarlarını savunma, ABD emperyalizminin tekellerinin çıkarlarına zarar vermeme siyasetini savunmayı sürdürdü.

Mesa’nın doğal gaz kaynaklarının yeniden devletleştirilmesi işine hiç yanaşmaması ve tekellerin gelirlerinin %50’si yerine daha düşük seviyede bir oranda vergi vermesine yönelik siyaseti, –daha önce verilen sözlerin yerine getirilmemesi anlamına da gelen bu siyaseti– kitlelerin sabrını taşırdı…

Şubat ve Mart aylarında yeniden kitlesel protesto eylemleri, yolların bloke edilmesi, barikatların kurulması vb. biçimlerde gerçekleştirildi. Şubat-Mart aylarındaki bu protestoların esas talebi doğal gaz kaynaklarının talanında tekellerin gelirlerinin %50’sini ödemesinin yasalaştırılması talebiydi. Anda geçerli olan gelirin %18’nin ödenmesi…

Mesa bu yönlü parlamentoya sunulan karar tasarısını desteklemediği gibi, yetkisini kullanarak yasalaşmasını da engellemeye çalıştı.

Kitlesel mücadelenin karşısında, “demir yumruk” siyasetini uygulama isteminin “Cumhuriyet Başsavcılığı” tarafından reddedilmesi durumunda da Mesa sözkonusu yasayı onaylama yerine, istifa edeceğini ve 2007’de yapılması gereken başkanlık seçimlerini bu yılın 28 Ağustos’unda yapılmasını açıkladı. Bu tavrı esasta sözkonusu karar tasarısının yasalaşmasını ertelemek, engellemek için yapılan bir manevraydı. Parlamento Mesa’nın istifasını reddetti ve Mesa %18 gelir ile %32 vergi ödenmesi yönlü bir tasarının parlamentoya getirilmesini sağladı, parlamento da bunu onayladı. Muhalefet ise parlamentonun bu kararını reddettiğinden protesto eylemlerini sürdürdü.

Mesa’nın ve parlamentonun bu tavrı, kitlesel eylemlerin sloganlarına ve taleplerine “Mesa istifa etmeli”, “parlamento lağvedilmeli” vb. talepler de eklendi derken Mayıs ayı sonlarına doğru yolların bloke edilmesi, başkent La Paz’a onbinlerce insanın yürüyüşü vb. protesto eylemleri yeniden yükseldi… Ülkenin şehirlerarası yollarının %60’ı bloke edildi, uluslararası havaalanı uçuşlarını durdurdu, yakıtı tükenmişti… Başkent La Paz ise hemen hemen tümüyle izole edilmişti. Halk parlamento binasını sarmış, gerektiğinde zorla ele geçireceği tehdidini savurmuştu. Mesa’nın seçimi erkene alma taktiği de işe yaramamıştı.

 

OTONOMİ TARTIŞMASI VE MESA’NIN İSTİFASI…

Mesa’nın seçimleri erkene alma taktiğinin içinde kimi bölgelerin otonomi isteminin de referanduma sokulması istemi ve talebi vardı. Belli bölgelerin otonomiye sahip olması düşüncesi, sözkonusu olanın ne olduğu, kimin çıkarına olduğu bilinmediğinde, gayet demokratik bir düşünce olarak görülür ve savunulabilir bir düşüncedir.

Bolivya’da ama durum böyle değil. Otonomi isteyen esas olarak iki bölge ve bu bölgeler doğal gaz kaynaklarının bulunduğu bölgeler. Bu bölgelerin otonomisi esas olarak burayı talan eden tekellerce istenmektedir. Böylesi bir durumda, bu otonom bölgelerin merkezi devlete vereceği gelir payı şimdikinden çok daha düşük olacaktır.

Tam da sözkonusu tekellerin çıkarlarını savunduğundan dolayı Mesa, başkanlık seçimlerini erkene almak istediği gibi, Kurucu Meclis için seçime gidilmesi önerisiyle birlikte otonomi için referandumu da gündeme getirdi. Yapılacak erken seçimlerde Mesa’nın yeniden aday olma durumu olmadığından da, Mesa işi garantiye almak istiyordu. Herhangi bir hükümet ya da başkanın değişmesinin, ülkenin doğal kaynaklarını talan eden tekellerin çıkarlarına zarar vermemesi amaçlanıyordu.

Bu bağlamda gündeme getirilen otonomi için referandum meselesi de tekellerin çıkarlarını savunma temelinde ortaya atılmıştır. Sözkonusu bölgelerin otonomisi istemiyle, ülkenin nüfusunun esasını oluşturan indigen halkın daha da çok yoksulluğa itilmesi siyaseti paralel yürütülen bir siyaset…

Bu nedenden dolayı da, sözkonusu bölgelerin otonomi talebi kitlesel hareketin içinde yer alan kesimler tarafından reddedilmekte, ülkenin “birliği ve bütünlüğü” savunulmaktadır. Tekellerin çıkarlarına karşı mücadele bazen böylesi durumlara da yol açıyor!

Bolivya’daki kitlesel mücadelenin iki esas temeli yönetimin doğal gaz ve otonomi konusundaki siyaseti oldu. Gelişmeler Mesa şahsında egemenlerin halkın değil, tekellerin çıkarlarını savunduğunu, tekellerin kârlarını düşürecek önemli kararlara, yasalara izin vermediğini göstermektedir.

Şu ya da bu temsilcilerinin tekellerin çıkarlarını savunma bağlamında yönetimi elinde tutamayacağı ortaya çıktığında ise, kitlenin taleplerini yerine getirmeyi engellemenin araçlarından biri olarak istifa etme ve yeniden seçimlere gitme taktiğine başvurulmaktadır.

Böylece kitlenin tepkisi dindirilmeye ve mücadele zayıflatılmaya çalışılmaktadır. En kötü halde kitlenin taleplerinin yasalaştırılması ertelenmiş olmaktadır ve böylece bu süreçte tekeller kârlarına kâr katmaya devam etmektedir. Yani öyle ya da böyle kazanan egemenler, tekeller olmaktadır.

Ülke çapında yürütülen kitlesel mücadelenin karşısında yönetimi sürdüremeyeceği ortaya çıkan Mesa, başkent La Paz’da 150 bin kişinin protestosunun da etkisiyle –bu kez ciddi olarak– 6 Haziran’da istifa ettiğini açıkladı.

Bu sefer Mesa’nın yerine kimin başkanlık koltuğuna getirileceği gündemi belirledi. Sözkonusu adayların başında Senato Başkanı Hormando Vaca Diez geliyordu. Halkın büyük bölümü ise Diez’i istemiyordu.

Diez’in başkan olarak seçilmesinin aynı zamanda kitlesel muhalefetin mücadelesinin daha da sertleşmesine yol açması muhtemeldi. Protesto eylemlerinin yeni talebi Diez’in başkan olarak seçilmemesiydi.

Askeri darbenin de konuşulduğu ve bir nevi “iç savaşın” eşiğine gelindiği söylenen Bolivya’da parlamento kitlesel muhalefetin tavrını da gözönüne alan bir seçim yaptı, Diez’i başkanlığa seçmedi. Diez yerine, Yüksek Mahkeme Başkanı Eduardo Rodriguez Veltze’yi seçti. Rodriguez ise seçildikten sonra kendisinin seçimlere kadar başkanlık yapacağını açıkladı. Başkanlık seçimlerinin ise Aralık ayında olabileceği tahmin edilmektedir.

Diez’e muhalefetin dayatmasıyla parlamentonun Rodriguez’i seçmesi, aynı zamanda bir askeri darbenin de engellenmesi olarak kabul edildi…

Mesa’nın istifası ve Rodriguez’in seçilmesiyle kitlesel mücadele de yeniden durduruldu. Bunda sadece egemenlerin tavrı değil, aynı zamanda muhalefet içinde kitle üzerinde etkide bulunanlar da belli bir rol oynadı, oynuyor.

 

MUHALEFETİN GÜCÜ VE ZAAFI…

Muhalefetin kitle tabanı esas olarak indigen halkın değişik kesimleri, fakat sadece indigen halk değil. Sınıfsal olarak da esas olarak köylü ve işçiler… Bu bağlamda muhalefetin gücü esas olarak bu kitle tabanından gelmektedir. Ve bu güç doğru bir bilinçle ve siyasetle yönlendirildiğinde, Bolivya’da siyasi iktidarı ele geçirmek mümkündür. Bu mümkünlük sadece genel teorik anlamda değil, pratik, somut olarak mümkün olduğu anlamındaki bir mümkünlüktür. Yüzbinlerce insan mücadele içinde yer alıyor ve aslında devletin kolluk güçleriyle de çatışmaya hazır.

Gerek Lozada’nın gerekse de Mesa’nın başkanlık koltuğundan edilmesi için verilen mücadele, emekçi kitlelerin birleşmesi durumunda, örgütlü gücünü harekete geçirdiğinde er ya da geç hedefine varabileceğini pratik olarak da ispatladı. Sorun sahip olunan hedefin ne olduğu ve harekete önderlik eden siyasetin ne olduğu sorunudur. Bu bağlamda muhalefetin zaafı ortaya çıkmaktadır.

Muhalefet iktidarı ele geçirme amacına, siyasetine sahip değil. Yürüyen mücadelenin esas amacı yönetime belli talepleri kabul ettirmektir. Bu talepler de esas olarak “ulusal burjuvazinin” “neoliberal ekonomik” politikalara karşı çıkan siyasetinin savunulmasıyla örtüşmektedir. Yani mücadele genelde antiemperyalist bir mücadele de değil. Esas olarak emperyalist tekellerin kâr oranlarına yönelik, bu oranları düşürme siyasetidir, savunulanlar.

Sistem içi siyasetle sınırlı kalınması muhalefetin esas zaaflarından, yanlışlarından biridir. Hele bunu kitle üzerinde önemli etkide bulunan ve kendisine “Sosyalizm İçin Hareket” diyen MAS gibi örgüt veya partiler yaparsa, bu siyasetin yanlışlığı da daha açık biçimde görülebilir.

Pachacuti İndigen Hareketi (MIP), MAS ile karşılaştırıldığında daha militan bir mücadeleden yana olmasına ve indigen yerli halkların haklarını daha tutarlı savunmasına rağmen, MIP de anda iktidarı ele geçirme siyasetine sahip değil.

MAS lideri ve esas olarak da koka köylülerinin çıkarlarını savunan Evo Morales, parlamentodaki muhalefetin de başı olarak Mesa’nın politikasına karşı uzlaşma siyasetini savunması ve buna uygun davranması ise, muhalefetin diğer kesimleri tarafından haklı olarak eleştirilmektedir. Morales’in bu siyaseti kitle desteğini de giderek kaybetmesine yol açmaktadır.

Bolivya işçi ve emekçilerinin, köylülerinin –bununla birlikte indigen yerli halkın– çıkarlarını savunmak, halkın sorunlarının çözümünü sağlamak bu sistem içi siyasetle mümkün değildir.

İşçi sınıfı hareketinin güçlenmesi ve işçi-köylü hareketine önderlik edecek devrimci bir gücün varlığı, Bolivya’daki mücadelenin seyrini, işçilerin, emekçilerin, yoksul köylülerin çıkarına değiştirebilecek yeteneğe sahip olacaktır. Sorun, işçi-köylü hareketine doğru marksist-leninist temelde önderlik edecek bir yapının gerekliliğini bilince çıkarmak ve bunun için mücadele etmektir.

 

17 Haziran 2005