NEPAL
Egemenler saldırıda, mücadele sertleşiyor…

Uluslararası alanda burjuvazinin ezilenlere ve ezilenlerden yana olup onların kurtuluşu için mücadele eden güçlere karşı saldırıda sınır tanımadığı bir dönemdeyiz. Emperyalistler kendi aralarındaki dalaşa rağmen, sisteme muhalif ve muhalif olma ihtimali olan güçlere karşı birleşmektedir.
Emperyalistlerin ve tüm gericilerin dünya çapındaki bu saldırılarını geri püskürtecek güçlü bir devrimci hareket ne yazık ki yok. Bu durum emperyalistlerin, yerli tüm gerici güçlerin işini de kolaylaştırmaktadır. Böylece tek tek ülkelerdeki demokratik, devrimci ve kendine komünist diyen güçlerin işi de daha da zorlaşmaktadır.
Gündemi belirleme durumunda olmasa da, emperyalist, haksız, karşıdevrimci savaşlara, baskılara karşı mücadele de yok değil. Tüm baskılara, zorluklara rağmen kimi ülkelerde devrimcilerin, komünizme yakın güçlerin mücadeleleri var ve sürüyor. Filipinler ve Nepal’de yürütülen mücadeleler bunun örnekleridir.
Bu mücadelelere önderlik eden güçlerin bize göre varolan yanlışlarına eleştirilerimizi saklı tutarak, emperyalistlerin, yerli gerici güçlerin onların yürüttüğü mücadeleye saldırısını, kendimize yapılan saldırı; onların sisteme karşı mücadelesini de kendi mücadelemiz kabul ederek onlarla dayanışmamızı bir kez daha ilan ediyoruz. Tüm demokrat ve devrimcilerin uluslararası burjuvazinin saldırılarına karşı uluslararası düzeyde ezilenlerle, işçilerle, emekçilerle birlikte hareket etmesinin bir görev olduğunu da vurgulamak istiyoruz. Düşman “global”, mücadele de “global” olmalıdır…
NEPAL’DE KİMİ GELİŞMELER
Nepal’de, 1996 dan beri Nepal Komünist Partisi (Maoist) (NKP(M)) önderliğinde bir silahlı mücadelenin yürüdüğü biliniyor. Dergimizin 75. sayısında bu mücadelenin gelişmesinin bir özetini de vermiştik.
Nepal’de krallık 1962’de resmen kaldırılmış olmasına rağmen hâlâ varlığını sürdürüyor. 1990’da mutlakiyetçi monarşik yönetime son verildi ama yerine meşruti monarşik yönetim getirildi. Meşruti monarşik yönetim yerine ülkenin demokratik cumhuriyete dönüştürülmesi talebi muhalefetin temel taleplerinden biri durumunda. Muhalefet demokratik bir cumhuriyet isterken kral Gyanendra mutlakiyetçi monarşik yönetimi uygulama durumunda.
Son yıllarda devlet güçleriyle NKP(M) arasında barış görüşmeleri de gerçekleşti. Sözkonusu barış görüşmeleri her seferinde egemenlerin oyunlarının doğrudan sonucu başarısızlığa uğradı. Kralın temsilcileri doğrudan kraldan aldıkları emirlerle bir yandan barış görüşmelerinden yana olduğu görüntüsü verirken, aynı zamanda NKP(M)’nin gerilla güçlerine karşı yok etme operasyonları gerçekleştirdiler, gerçekleştirmektedirler. Pratik, NKP(M)’nin barış görüşmelerine son vermesini ve kralın atadığı başbakan ya da diğer temsilcilerle görüşmemeye karar vermesini beraberinde getirdi, esasta da hiç birine güven olmayacağını gösterdi.
Özetle vurgulandığında Nepal’deki durum, krallığın NKP(M) güçlerini kontrol altında tutamadığı, NKP(M) önderliğindeki silahlı mücadelenin krallığın iktidarına son verebilecek bir güçte olmadığı, “pata” denebilecek bir durum.
Bu durum kuşkusuz mücadelenin dinmesine değil, sertleşmesine temel oluşturmaktadır. Kral, “uluslararası terörizme karşı mücadele” adına başta ABD emperyalizminin desteğiyle NKP(M) önderliğindeki mücadeleye —esasta mücadeleyi sürdürenleri askeri saldırılarla yok ederek— son verme amacındadır. Bu amacına varmak için de binbir oyuna başvurmaktadır.
Bu konuda “dışardan” da destek almaktadır. Örneğin Nepal Başbakanı Deuba 2004 Ekim ayında Hindistan’a yaptığı bir ziyarette, Hindistan’la yapılan bir anlaşma, “sıkı askeri birliktelik”le ilgilidir. Bu anlaşmanın Nepal tarafı açısındaki açık amacı, NKP(M)’nin gerilla güçlerini imha etmektir. Bu anlaşmanın bir ayağı da Hindistan üzerinden Nepal’e askeri malzeme taşınmasıdır.
Örneğin yine Ekim 2004’te Bulgaristan’a ait bir kargo uçağı Hindistan üzerinden ABD emperyalizminin “Nepal Krallık Ordusu”na “terörle mücadele” adına gönderdiği silah ve cephaneyi taşıdığı bilgisi kamuoyuna yansıdı.
Nisan 2005 ortalarında da Hindistan Başbakanı Nepal Kralıyla askeri destek üzerine görüşmede bulundular ve Hindistan Nepal’e silah desteği vereceğini taahhüt etti.
Devrimcilere karşı saldırıda Hindistan devleti de Nepal Krallığı ile ortaklık etmektedir. Hindistan devleti NKP(M)’nin herhangi bir başarısının “kendi Maoistlerini” de güçlendireceğinden korkmaktadır. Bunun yanısıra Hindistan, Nepal’in Çin ve Pakistan gibi komşu ülkelerle ilişkilerini geliştirmesini de engellemeye çalışmaktadır.
***
Barış görüşmeleri Ağustos 2003’te son bulmuştu. Görüşmelerin son bulmasına neden olan olay, Kralın kolluk güçlerinin 17 Ağustos’ta NKP(M)’li ve onlara destek veren 21 silahsız insanı tutuklayıp katletmesi oldu. O tarihten beri de somut bir görüşme gerçekleşmedi.
Deuba’nın çabaları da —ki bu çabalar yukarıda belirttiğimiz gibi barış görüşmeleri yanlısı görünüp gerilla gücünü imha etme siyaseti temelindeki bir çabadır— sonuç vermeyince kral 1 Şubat 2005 tarihinde hükümete “darbe” yaptı ve olağanüstü hal ilan etti.
Bu “darbe”ye gelene kadarki süreçte öne çıkan kimi gelişmeler şöyleydi: Ekim 2004 yılında Hinduların bayramı döneminde NKP(M) hükümete ateşkes önerisinde bulundu ve hükümet de kabul ettiğini açıkladı. (Bu açıklamalar veya öneri doğrudan görüşmeler temelinde olmadı.) Buna göre ateşkes ilan edilmiş, gerillalar devlet güçlerine saldırılarını durdurmuşlardı. Gerillalar ateşkese uydular ama devlet güçleri uymadı. Dokuz gün süren ateşkes devletin kolluk güçlerinin gerilla güçlerine saldırısıyla son buldu.
Bu saldırıdan sonra gerilla güçleri devlet güçlerine karşı saldırılarını yeniden çoğalttı ve Katmandu’yu bloke etme, vb. eylemlere yeniden yöneldi.
Çatışmaların yeniden yoğunlaşması, hem Krallığa karşı olup demokrasiyi isteyen, hem de gerillanın şehirleri bloke etmesine ve çatışmaları yoğunlaştırmasına karşı olan ve barış isteyen kitlenin de sokaklara dökülmesini beraberinde getirdi.
Bu protestoları da gözönüne alan egemenler barış görüşmeleri yanlısı görünme çabalarını da gündeme getirdi ve NKP(M)’ye barış görüşmeleri için 13 Ocak 2005’e kadar süre tanıdı… “Görüşmelere gelinmeli, aksi halde başka seçeneklerimiz var!” denerek de aslında NKP(M)’nin taleplerini görüşmeye hazır olmadıklarını da ima ediyorlardı.
NKP(M) temsilcileri Deuba hükümetinin kimi temsil ettiğini sorarak hükümetin Kralın emirlerine göre davrandığını, karar verme gücüne sahip olmadığını, görüşmeler olacaksa eğer, uluslararası kuruluşlardan temsilcilerin, öncelikle de BMÖ’nün temsilcilerinin bulunduğu koşullarda Kralla doğrudan görüşmeler yapılabileceği yönlü tavır takındı.
Talepler olarak da, demokratik seçimlerin gerçekleşmesi, kurucu meclisin toplanması, halkın çıkarlarını gözeten ve kralın rolünün yeniden formüle edildiği bir anayasanın oluşturulması vb. talepler ileri sürüldü.
13 Ocak’a kadar tehditlerle, görüşme taleplerinin içiçe öne sürüldüğü durum yaşandı ve NKP(M) somut durumda, devletin tavrının esas olarak gerilla gücünü imha etme siyaseti de bilindiğinde haklı olarak görüşmeleri reddetti. Hükümetin NKP(M)’yi bask ı altına alarak görüşmeleri başlatma tavrına boyun eğmeyen NKP(M), barış görüşmeleri için önerilerini öne sürmekten kaçınmadı. Tersine, “Eğer siz bu taleplerimizi kabul ederseniz, görüşmelere hazırız…” dediler.
Fakat sözkonusu talepler ne kral tarafından ne de çömezi başbakan tarafından k abul edilir taleplerdir. Çünkü bu talepler en baştan Kralın iktidarına son verecek, sonun başlangıcı anlamına gelecek taleplerdir. Kendi iktidarını korumak için de barış görüşmelerini esasta engelleyen bir pratik sergilemekteler. Kendilerinin çizdiği çerçevede görüşmeleri kabul etmeyen NKP(M)’nin güçlerini imha etmek için de daha yoğun askeri saldırılara başvurulması yolu seçiliyor. “Başka seçeneğimiz var” dedikleri seçenek de gerilla gücünü imha etme yönlü saldırılardır aslında. 1 Şubat’a gelindiğinde de bu seçenek “Kralın hükümete darbesiyle” somut olarak gündeme getirildi.
Kral hükümeti lağvederek kendisini gelecek üç yıllık süreçte tüm iktidarı, yönetimi elinde tutan kişi ilan etti. Kendine bağlı on kişilik bir kabine atadı. Başbakan Deuba’nın da içinde olduğu 600 civarında siyasetçiyi, gazeteciyi, sendikacıyı gözaltına aldırdı, partileri yasakladı, anayasanın birçok maddesini geçersiz ilan etti. Ülkede olağanüstü hal yaşanmaya başlandı. Kendisini, yönetimini eleştiren her türlü haberi şimdilik altı aylığına yasakladı. Sansür tüm medyaya uygulandı, telefon hatları kesildi. Kralın emri altında ordu gücü sokaklardaki yönetici güç oldu… Bir nevi monarşik-faşist yönetim uygulanmaya başlandı.
Kralın bu “darbeyi” gerçekleştirmesinin gerekçesi, “Deuba ve hükümetinin ülkede barışı tesis etmede ve seçimleri örgütlemede yetersiz kaldığı” biçimindeydi… Deuba’nın ise perde arkası görüşmelerde Kralın seçimleri engellemek istediğini söylediği belirtilmektedir. Deuba’nın kral tarafından atandığı ve onun emirleriyle hareket ettiği bilindiğinde, Kralın seçimleri engellemek istediği düşüncesinin gerçek olduğu söylenebilir. 1 Şubat “darbesi” de aslında bunun bir ispatıdır.
1 Şubat “darbesi” ve gündeme getirilen olağanüstü hal ve baskılar Kralın işini kolaylaştırmadı… Tersine, NKP(M)’yi desteklemeyen kesimin önemli bir bölümü de Kralın bu “darbesine” karşı tavır koydu ve “demokrasiye dönüşü” talep etti.
Bu kesimin kimi temsilcileri kral tarafından serbest bırakıldıktan sonra Yeni Delhi’de bir araya gelerek Birleşik Cephe (UF) oluşturdu. Amaçları, en kısa zamanda demokratik koşulların oluşturulması, Kralın yetkilerinin büyük oranda kısıtlanması. Ordunun halk tarafından seçilmiş devlet yönetiminin emrine tabi kılınması istemi de talepleri arasında yer alan bir istem.
NKP(M) Birleşik Cephe’ye destek vermeye ve birlikte çalışmaya hazır olduğunu açıkladı, ama bu kesim NKP(M)’nin bu önerisine olumlu cevap vermedi.
Nisan ayı başında özellikle NKP(M)’nin ilan ettiği 11 günlük bir genel grev yaşandı. Greve karşı devlet yönetimi saldırıda bulundu ve birçok kişi yaşamını yitirdi. NKP(M) gerillalarıyla devletin kolluk güçleri arasında yürüyen çatışmalarda da onlarca gerilla katledildi. NKP(M) Kralın saldırılarına karşı mücadeleyi sürdürürken, kral barış görüşmelerine başlanması için gerillanın silahlarını teslim etmesini dayatmaktadır. Bu durumda herhangi bir ciddi barış görüşmesinin olamayacağı açıktır. NKP(M) kendi intiharı anlamına gelecek bu adımı atmayacak bilince sahiptir. Bu durumda çatışmaların yoğunlaşacağı, mücadelenin sertleşeceği bir sürecin yaşanmakta olduğunu tespit etmek, gerçeği kabul, olguyu tespit etmektir.
Kralın “darbesine” değil ama yasaklamalarına karşı uluslararası emperyalist güç ve kurumlar da eleştiri yönelttiler. Kralın en yakın zamanda “demokrasiyi” uygulaması yönünde uyardılar!
Kral hem uluslararası desteğinin kesilmesini engellemek, hem de ülke içindeki muhalefeti frenlemek için de olsa, Nisan ayı sonunda olağanüstü hali resmen kaldırdı. Resmen kaldırıldığı söylense de, gerçekte olağanüstü halin tüm uygulamaları hâlâ yürürlükte.
1 Şubat “darbesi” Nepal'de ufukları burjuva demokrasisi ile sınırlı da olsa bir “demokratik hareket”in gelişmesini tetikleyen bir rol oynadı. Bu hareketin gelişip güçlenmesi, Kralın yetkilerinin de kısıtlanmasını beraberinde getirebilecek bir potansiyele sahip. Monarşik yönetime son verebilecek bir hareketin gelişmesi, bu temelde mümkün. Fakat, monarşik yönetimin yerine geçecek olanın ne olacağı şimdilik belli değil. Bunu belirleyecek olan, esas olarak kendisine devrimci, komünist diyen güçlerin, başta da 1996’dan bu yana silahlı mücadele yürüten NKP(M)'nin mücadelesine, kitleleri kendi önderliğinde birleştirip birleştirememesine bağlıdır.
Nepal’deki durum üç değişik gücün mücadele ettiği bir mücadele arenasını göstermektedir. Kral ve uşakları, burjuva demokrasisi savunucuları ve devrimciler. Bunların ilk iki kesiminin devrimcilere karşı birleşebileceği, uzlaşabileceği bilinçte tutulduğunda, devrimcilerin her zamankinden daha uyanık olmaları, doğru ve akıllı siyaset yürütmeleri gerektiği ortaya çıkmaktadır.
Halk demokrasisinin gerçekleştirilmesinin tek yolunun Nepal’de devlet iktidarını yıkmaktan geçtiği, bunun için de diplomatik görüşmelere, pazarlıklara rağmen, esas olanın halk kitlelerinin desteğinin sağlanması ve kitlelerin iktidarı ele geçirmeye hazırlanması gerektiği bilinçlere kazınmalı; çalışmalar bu anlayış temelinde yürütülmelidir.
Gelişmelerin hangi yönde olacağını önümüzdeki dönem hepimize gösterecektir.
20 Haziran 2005
