PATRONLARIN ÖZGÜRLÜĞÜNE DOKUNULMASIN!
ASGARİ ÜCRET KALDIRILSIN!
Asgari ücret konusunda ülkemizde tartışmalar bir
türlü bitmez. Yılda iki kez belirlenen asgari
ücretin her belirlenme dönemi yaklaştığında asgari
ücret üzerine tartışmalar da yoğunlaşır. Yok asgari
ücret şu kadar olsun, yok hayır bu kadar olsun
şeklinde çeşitli kesimler görüşlerini ortaya
koyarlar. Tartışmalar yalnızca asgari ücretin
yüksekliği ile sınırlı kalmaz. Asgari ücretten
alınan vergilerin indirilmesi ya da kaldırılması
hakkında da bir dizi öneriler getirilir. Bu yöndeki
önerilerin gerçekleştirilmesi bakımından (nedense?)
hep sermaye kesimi şanslıdır. Patronların asgari
ücretle bağlı ödedikleri vergi ve primlere
genellikle indirim getirilir.
Asgari ücret konusu o kadar önemli bir noktadır ki,
IMF Başkan Yardımcısı Anne Krueger bile geçenlerde
Türkiye’ye yaptığı bir (teftiş) ziyaretinde kendini
asgari ücretin “çok yüksek” olduğunu dile getirmek
zorunda hissetti. Eğer A. Krueger o kadar önemli
işlerinin içinde asgari ücretle de ilgilenecek ve
görüşlerini Türkiye kamuoyu ile paylaşacak kadar
önemli görmüşse mutlaka bunun bir kerameti olsa
gerek!
Dil ucuyla da olsa işçi sendikaları konfederasyonu
temsilcileri de tersten işçilere ödenen asgari
ücretin veya asgari ücretten alınan vergilerin
indirilmesini talep ederler.
EN BÜYÜK TOPLUSÖZLEŞME: ASGARİ ÜCRET
Asgari ücret konusunda bu kadar gürültü
koparılmasının nedeni onun iki temel etkisinden
kaynaklanmaktadır.
Birincisi, asgari ücretin resmen belirlenmesi ile
birlikte, patronların işçi ücretlerini yalnızca
kendilerinin belirlemesine müdahale edilmekte,
sermayenin “özgürlüğü”ne çok kısmi de olsa belirli
bir sınırlama getirilmektedir. Sermaye, “serbest”
olduğu iddia edilen pazarda, somut konuşacak olursak
iş pazarında ihtiyaç duyduğu işçiyi hiç bir siyasi
ve sosyal sınırlama olmadan “özgürce” satın almak,
fiyatını tek başına kendisi belirlemek ister.
Kendisinin bu “özgürlüğüne” getirilen her sınırlama
ve müdahaleyi kendi girişimciliğine yapılan bir
saldırı, tehdit olarak görür.
Tersine kapitalizm koşullarında işçiler için asgari
ücret işçilerin tümüyle kapitalistlerin diktasına
tabi olmasına kısmi bir sınırlama getirir.
İkincisi, sermaye için işe aldığı işçilerin emeğinin
onun zenginliğinin esas kaynağı olmasıdır. Tek
başına, emek unsuru olmadan, işyeri ve içindeki
üretim aletleri ile birlikte bir üretim yapamayacağı
gibi, kar da elde edemez. Kapitalistin üretim
aletlerine (makinalara, hammaddeye vb.) yatırdığı
değer üretim süreci içinde bir artı değer (kar)
yaratmaz, ancak süreç içerisinde üretilen ürünlere,
mallara kendi değerini katar. Patrona yatırdığı
paradan daha fazla para getiren, daha fazla değer
yaratan tek unsur emek unsurudur.
Sermaye bu artı değeri elde etmek için, tüm
kapitalist ülkelerde kanunlar tarafından korunan ve
pekiştirilen, basit bir üçkağıda dayanır. Patron
işçiye emeğinin değil, yazılı ya da sözlü sözleşme
ile belirlenmiş işgücünün karşılığını verir.
İşgücünün bu karşılığına ücret denir. Fakat işçi
sermayedarın ücret olarak ödediğinden her zaman daha
büyük bir değer yaratır. İşte sermaye tarafından
işçinin emeğinde el koyduğu bu bölüm sermayenin
zenginlik kaynağıdır.
Bu kaynağın daha hızlı büyümesinin yolu ise bu
kaynağı büyütmek, sermayenin kasalarını daha hızlı
dolduran bir okyanusa çevirmektir.
Bunun da iki temel yöntemi vardır:
A) İşçiye ödenen reel ücretler düşürülür, böylece
sermayenin el koyduğu artı değer daha da büyür.
B) Ücreti düşürmeden emeğin verimliliği artırılır,
yani aynı çalışma zamanında işçinin daha büyük bir
değer yaratması sağlanır ama işçinin ücreti
artmadığından (ya da büyüyen verimlilik kadar
artmadığından) sermayenin el koyduğu artı değer
büyümüş olur. (Ya da bu iki temel yöntemin bileşimi
kullanılır. Yani hem reel ücret düşürülür hem de
emeğin verimliliği artırılır)
Sermayedarların ücretlere ve ücretlilere karşı kural
olarak büyük bir soğukkanlılıkla acımasızca
davranmalarının nedeni, onların “kötü
niyetliliği”nden daha çok ve esas olarak sınıf
çıkarları böyle gerektirdiğinden ve kapitalist
üretim koşulları bunu zorunlu kıldığından
kaynaklanır.
Kapitalist rekabet içerisinde ancak çalıştırdığı
işçilerden en fazla artı değeri, karı kopartan ve
diğer rakiplerine karşı avantaj elde eden ya da
koruyabilen kapitalistler ayakta kalabilirler. Her
kapitalist var olabilmek ve ve varlığını büyütmek
için işçiyi iliğine kadar sömürmek için elinden
gelen herşeyi yapmak zorundadır.
Bu yüzden ister genel ücretler bazında isterse de
genel ücretlerin seviyesinde belirleyici rol oynayan
asgari ücret konusunda sermayedarların tek
politikası vardır: “Ücretler insin.”
ASGARİ ÜCRETİ İNDİRMEDE YENİ OLMAYAN BİR YÜZSÜZLÜK
Temmuz ayında bu yılın ikinci asgari ücret
rakamları belirlenecek. Hem bu rakamların
patronların istediği gibi olması için hem de daha da
düşürülmesi için patron kesimi uzun süredir sistemli
bir kampanya yürütmektedir. Bu kampanyanın önemli
bir parçasını, şimdiye kadarki asgari ücrette
uygulanan tüm ülke çapında geçerli tek asgari
ücretten bölgelere ve işkollarına göre asgari ücret
uygulamasına geçilmesidir. Bu yöndeki talep Türkiye
İşveren Sendikaları Konfederasyon'u (TİSK)
tarafından son dönemde sık sık ve ısrarla dile
getirilmektedir.
Bu tartışma Haziran ayında Ankara Sanayi Odası
Başkanı Zafer Çağlayan’ın aynı yöndeki talepleri ile
burjuva basınının gündemine yine getirildi.
Z. Çağlayan, başbakana rapor olarak sunacağı
istihdamla ilgili önerileri içerisinde asgari
ücretle ilgili önerisinin altını özellikle çizme
ihtiyacı duyar. Z. Çağlayan’a göre Türkiye’de
yaklaşık olarak kayıtlı 2,5 milyon asgari ücretli
bulmaktadır. Bunların 267 bini kamuda , geri kalan 2
milyon 190 bin 560’ı özel sektörde çalışmaktadır. Bu
kayıtlı asgari ücretlinin 70 bini Doğu ve Güneydoğu
Anadolu’da (bu bölge aslında başka bir isimle
adlandırılıyor da, bir türlü aklıma gelmedi ki Z.
Çağlayan’a hatırlatayım!) yaşamaktadır.
Z. Çağlayan verilerine devam ediyor ve bu bölgede
yaklaşık 19 ilin 1. derecede çok yoksul iller
olduğunu ve bu nedenle de asgari ücrette de 1.
derecede iller olarak kabul edilmesini ve “farklı
bir asgari ücret” uygulanmasını talep ediyor.
Talebini de somutlaştırıyor ve diyor ki “Örneğin 350
milyon yerine , 250 milyon lira. Yasal olarak takip
edilebilmesi için yüzde 1 oranında SSK ve yine yüzde
1 oranında vergi konulsun. Bu uygulama 10 yıl süreli
olabilir. İkinci bölge ise teşvik kapsamındaki diğer
30 ili kapsayabilir. Asgari ücretten kesilen, 86
milyon liralık vergi bu iller için kaldırılsın. Yine
yasal olarak asgari ücretin takip edilebilmesi için
yüzde 1 SSK ve yüzde 1 vergi konulması uygun olur.
Bu uygulamada 5 yıl süre ile sürdürülsün.” Z.
çağlayan 3. tür ve teşvik kapsamı dışındaki iller
için ise, “burada asgari ücret yine 350 milyon lira
olarak uygulansın, bu tutardan alınan sigorta ve
vergi yükü azaltılsın.” önerisini getiriyor.
Z. Çağlayan tam bir sömürücü mantığı ile hareket
ediyor ve asgari ücretin yükseltilmesinin değil,
düşürülmesinin önerilerini sıralıyor. Ülkedeki tüm
bölgelerde işçilerin bırakalım yoksulluk sınırı
düzeyinde açılık sınırı düzeyinin altında ücretle
yaşamlarını devam ettirme gerçeği Z. Çağlayan gibi
sömürücüleri hiç ilgilendirmiyor. Onun gibi
sömürücüler, milyonlarca işçinin farklı bölgelerdeki
yaşam koşulları nedeni ile kısmi olarak farklı
derecelerde açlık sınırı altında yaşamalarını asgari
ücretin daha da alta çekilmesinin, daha büyük orana
açlığa terkedilmesinin gerekçesi olarak kullanıyor.
Kendisi gibi sömürücülerin piyasaya sunduğu malların
aynı kendi bölge gruplandırılmasında olduğu gibi
farklı bölgelerde asgari ücretin düşürülmesini
savunduğu oranda daha ucuza satılması önerisini niye
getirmiyor acaba? Öyle ya madem ücret bir metanın,
işgücünün fiyatı ve bu fiyatın düşürülmesi farklı
bölgelerden farklı yaşam koşulları ile
düşürülecekse, başka malların fiyatı da en azından
aynı oranda düşürülebilir. Buna niye yanaşmıyor ince
hesaplı Z. Çağlayan?
Bu ve benzeri önerilerin amacı asgari ücreti bugünkü
seviyesinden daha da aşağılara düşürmek. Bu amaçla
uygulanan taktik, asgari ücret konusunda tüm ülkede
işçilerin en önemli ortak çıkarlarından birini
oluşturan asgari ücret alanında bu birliği
parçalamak, çeşitli bölgelerin işçi kesimlerini
yalnızlaştırarak patronların ve onun destekçisi
devlet temsilcilerinin asgari ücret konusunda daha
rahat at koşturmalarını sağlamaktır.
