Çernobil felaketi hala güncel…
26 Nisan 2006 tarihi, Çernobil felaketinin 20.
yıldönümü. 1986’da yaşanan bu nükleer felaketin
üzerinden 20 yıl geçse de, bu felaket ve sonuçları
üzerine tartışmalar hala sürüyor ve felaketin sonuçları
da hala güncelliğini koruyor.
1986’da Çernobil’deki Atom Santralı’nın 4. bloğunun
patlamasıyla gündeme gelen tartışmalarda batılı
emperyalist güçler, o dönemin SSCB’sini sosyalist olarak
gördüklerinden, sosyalizmi kötülemek için “Rusların
santralleri kötü ve eski” biçimindeki propagandaya
başvurdular. Onlar bunu yaparken, kendilerinin nükleer
planlarını, projelerini sürdürmenin de yolunu
düzlüyorlardı. Bu arada nükleer santrallerin gerçek bir
felaketin temeli olduğunu gizlemek için de Çernobil’in
etkisini, zararını mümkün olduğunca en alt düzeyde
göstermeye çalıştılar, çalışıyorlar.
Yirmi yıl önce bloklar arası dalaşın bir ürünü olan
sosyalizmi kötüleme, sosyalizme saldırı çabaları bugün
biçim değiştirmiş, ama Çernobil’in doğaya ve insan
yaşamına verdiği zararı en düşük düzeyde gösterme,
gerçekleri tersyüz etme çabaları sürüyor. Hem de
Birleşmiş Milletler’in Uluslararası Sağlık Örgütü (WHO)
ve Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu (IAEA) gibi
kurumları tarafından!
IAEA ve WHO Çernobil’in 20. yıldönümü için hazırladığı
rapor esas hatlarıyla Eylül 2005’te ortaya kondu. Bu
rapor Çernobil bağlamında tam bir tarihi çarpıtma
olayıdır. Gerçeklerin tersyüz edilmesi o kadar açık ki,
kimi burjuva bilim insanları bile buna dayanamadığından
rapora karşı tavır takındı.
IAEA’nın verilerine göre radyasyon sonucu ölenlerin
sayısı 2005 ortalarına kadar 50 civarındadır. 4000 kişi
de tiroit kanserine yakalanmıştır. Gelecekte toplam 4000
kişinin ölme ihtimali vardır. WHO’nun araştırmasına göre
ise 9000 civarında insan gelecekte ölebilir. Toplam
olarak Çernobil’den dolayı ölen ve öleceklerin sayısı
8000 ile 22.000 arasında hesaplanmaktadır. WHO’nun
verileri IAEA’nınkinden yüksek olsa da her iki kurumun
verileri de açıkça gerçekleri çarpıtmaktadır. Nükleer
felaketin barbar sonuçlarını süsleyip kitlelere “bu
enerji hiç de söylendiği gibi çevreye ve insanlara
önemli zarar vermemektedir” düşüncesini empoze etmeye
çalışmaktadırlar.
Çernobil’in çevreye, doğaya ve insanlara verdiği zararın
gerçek ölçüsü bugün de tam olarak bilinmemektedir.
Önümüzdeki on ya da yirmi-otuz yıl içinde uzun vadeli
zararların ne kadar olduğu biraz daha net ortaya
çıkacaktır ama tam ve kesin bir sonuç yine de
olmayacaktır.
Bugünden ama belli olan zararlar, nükleer santrallere
karşı çıkmak için yeterli malzeme sunmaktadır. Bu
zararın kimi verilerini ortaya koyarken şunu da
vurgulamakta yarar var: Bu zararlar sadece bir atom
santralinin bir bloğunda ortaya çıkan kazanın doğaya
saldığı zehirin bilinen ya da yaklaşık tahmini
sonuçlarıdır. Yani zarar gerçekte daha büyüktür.
Çernobil kazası çıktığında santralın yanan bloğunun
söndürülmesi için çalışan insan sayısı kimi verilere
göre 600.000 ile 860.000 arasındadır. Bunlara
“likidatör” de deniyor. Bunların hemen hepsinin
radyasyona maruz kalma nedeniyle hasta olduğu tahmin
ediliyor. Ukrayna’nın verilerine göre bunların %94’ü
hastadır. Bunların onbinlercesi –kimi verilere göre
50.000 ile 100.000 arasında– ölmüştür. Halk arasında
–yani Çernobil yangınını söndürme işine katılmayanlar–
bugüne kadar 10.000’den fazla insan tiroit kanserine
yakalanmıştır. 50.000 kadar çocuk tiroit kanserine
yakalanma tehlikesiyle karşı karşıyadır. Avrupa’da
10.000’den fazla çocuk sakat doğmuş ve ayrıca 5000 çocuk
Çernobil’in etkisi sonucu doğduktan kısa süre sonra
ölmüştür. Ukrayna’da hastanelerde ortaya konan verilere
göre Çernobil bölgesinde çocukların %80’i hastadır.
Kuşkusuz veriler sadece bunlar değildir. Örneğin Rusya
Çevre Bakanlığı’nın verilerine göre 1990’lı yılların
başında hasta olanların sayısı 1.3 milyondur. Sonrası
bilinmiyor… Beyaz Rusya’nın tarım alanının % 22’si
işlenemez durumda ve toplam ülke alanının %30’u
radyasyonludur. Ukrayna’nın %7 ve Rusya’nın Avrupa
kesiminin de %1.6’sı radyasyonludur. Hem Beyaz Rusya hem
de Ukrayna’da yerleşim alanlarının önemli bir bölümü de
oturulmaz durumda. Yaklaşık 162.000 kilometrekarelik
alan boşaltılmış ve bugüne kadar yasaklı bölge olarak
kalmıştır.
Rusya, Ukrayna ve Beyaz Rusya dışındaki ülkelerde de
Çernobil’in büyük zararlara yol açtığı da bilindiğinde,
ölümlerin sayısının onbinlerce olduğu ve bu felaketin
toplam kurbanlarının birkaç milyon olduğu rahatlıkla
söylenebilir. Aslında onbinlerce insanın daha şimdiden
bu felakete kurban gittiği gerçeği bile, burjuvazinin
kurumlarının insanlık düşmanı tavırlarını görmek için
yeterlidir.
Burjuvazinin temsilcileri için insanın değeri yoktur.
4000 ya da 22.000 ya da 500.000… belirleyici değil onlar
için. IAEA ve WHO’nun Eylül 2005’te ortaya koydukları
raporlarla artık Çernobil dosyasının kapanabileceğini
savunmaları da gerçekte insana ve doğaya düşmanlıklarını
ortaya koymaktadır.
Bilmediklerinden değil, bilinçli olarak sonuçları
çarpıtmaktadırlar. Çernobil felaketiyle atmosfere
yayılan radyoaktif ışınların-radyasyonun 100 atom
bombası üretebilecek kapasitede olduğunu biliyorlar.
Stronsiyum-90 ya da Plutonium’un ne kadar sene etkili
olacağını da biliyorlar. Ve bunların etkisini sürdürdüğü
sürece de hep yeniden insanların hastalığa bulaşacağını
da biliyorlar. Sorun bunu bilmediklerinden değil,
çıkarları gereği kitleleri aldatmaya çalışmalarındandır.
IAEA’nın esas görevlerinden biri nükleer
enerjinin–tekniğinin “barışçıl” amaçlarla kullanımını
teşvik etmektir. Bu görevine uygun davranmaktadır IAEA.
Dünya çapında emperyalist güçlerin enerji kaynakları
üzerindeki dalaşı, nükleer enerjiye sahip olma
çabalarını da yeniden aktüelleştirmiş durumdadır.
Geçmişte kimi ülkelerin nükleer enerjiden vazgeçmesi ya
da nükleer santrallerini kapatması, genelde burjuvazinin
nükleerden vazgeçtiği anlamına gelmiyor. Anda dünya
üzerinde toplam 22 santral inşa halindedir. Almanya atom
santrallerinin çalışma süresini uzatmak istemektedir ve
aynı zamanda atom silahına sahip olma isteğini de açıkça
ilan etme durumundadır.
Afrika, Doğu Avrupa ve Güney-Doğu Asya bölgelerinde yeni
atom santrallerinin planları yapılıyor. Sadece Çin 2020
yılına kadar 30 atom santrali inşa etmeyi planlıyor. ABD
emperyalizmi İran’a saldırma hazırlıkları yaparken, yeni
atom silahları üretiyor. Nükleer enerjinin tekelini
eline almaya çalışıyor. Petrol, doğal gaz ve kömürden
sonra uranyum enerji kaynağı bağlamında dördüncü sırada
ele alınıyor. Uranyumun enerji kaynağı olarak kullanımı
da atom santralini gerektiriyor. Bu kaynaklara sahip
olanlar enerji tekelini elinde tutacağı gibi dünyaya da
egemenlik dalaşında avantaj elde edeceği için enerji
alanında da dalaş giderek kızışıyor. Sözkonusu enerji
kaynaklarının tükeneceği, sonsuz kaynak olmadığı da
bilindiğinde emperyalistlerin enerji kaynakları
üzerindeki dalaşının yeni savaşlara da yol açacağını
söylemek için kahin olmaya gerek yok.
Kısaca özetlediğimiz bu durum emperyalistlerin bir
kurumu olan IAEA’nın da neden Çernobil’in sonuçlarını
olduğundan çok daha düşük gösterdiğini anlamamıza imkan
vermektedir. Nükleeri zararsız bir enerji türü, ucuz ve
temiz bir enerji türü olarak göstereceksin ki atom
santrallerine, nükleer enerji üretimine karşı mücadele
etmesin!
Nükleer enerji ne temiz ne de ucuz! Çernobil örneği
bunun açık ispatıdır. Sadece bir bloğun yanması,
patlamasıyla yüzbinlerce insan ölümle karşı karşıya
gelmiş, milyonlarca insan değişik biçimlerde hastalığa
bulaşma durumunda ve arazi olarak üzerinde yaşanacak
topraklar, tarım yapılacak alanlar yaşanamayacak biçimde
zehirlenmiştir. Ekonomik olarak Çernobil’in verdiği
zarar trilyonlarca dolarla hesaplanmakta, buna rağmen
ama gerçek zararın ne kadar olduğu hesaplanamamakta.
Çernobil’in sadece Türkiye’ye verdiği zarar bile
küçümsenmeyecek düzeydedir. Verilen bilgilere göre
Türkiye’de yok edilmesi gereken çayın 58.500 ton olduğu
bilindiğinde –ki zarar sadece çay ile sınırlı değil, bu
sadece bir örnek–, nükleer santrallerin ve enerjinin
ucuz olduğunu söyleyenlerin büyük bir sahtekarlık
yaptıkları görülebilir. Özellikle Karadeniz bölgesinde
kanser hastalığının çoğalması ve benzeri olgular da
zararın ne kadar büyük olduğunun işaretleridir.
Nükleer atıkların doğaya ve çevreye verdiği zarar,
bunların depolanması için gerekli yatırımlar da gözönüne
alındığında nükleer enerjinin-santrallerin çok kirli ve
çok pahalı olduğu da ortaya çıkmaktadır.
Çernobil felaketinin 20. yıldönümünde burjuvazinin
yalakalarının felaketin sonuçlarını çarpıtmasına karşı
da mücadele etmek, yaşanır bir dünya yaratma
mücadelesinde olmazsa olmaz görevler arasındadır.
Türkiye’de kimi çevreci kesimin, ya da
antinükleercilerin 24 Şubat’ta Ankara’da yaptıkları
kongre ile 2006 yılını “Çernobil faciasının 20. yılında
nükleere hayır yılı” olarak ilan etmeleri ve nükleer
santral yapımına karşı mücadeleyi kararlaştırmaları
iyidir ama yetersizdir.
Sınıf bilinçli işçilerin görevi böylesi hareketlerin
içine doğru görüşleri taşımaktır. Doğayı, çevreyi koruma
mücadelesinin kaçınılmaz olarak kapitalizme, kapitalist
sisteme karşı bir mücadele olarak yürütülmesi gerektiği
gerçeği bilinçlere kazınmak zorundadır.
Kapitalizm doğanın da insanlığın da düşmanıdır. Nükleer
santrallere hayır! Varolanlar hemen kapatılmalıdır!
