NÜKLEER ENERJİ, NÜKLEER SANTRALLER
NE KADAR GÜVENLİ?

57. Hükümet döneminde rafa kaldırılan nükleer santral projesinin AKP Hükümeti tarafından yeniden gündeme getirilmesi ile birlikte nükleer enerji, nükleer santraller üzerine tartışma yeniden alevlendi.
Dergimizin değişik sayılarında, nükleer enerji, nükleer santraller üzerine çeşitli tavırlar takındık. İşçi sınıfının çevreyi koruma mücadelesi alanında, nükleer enerjiye, nükleer santrallere karşı tavrının nasıl olması gerektiğini ortaya koyduk.
Bu yazımızda da, AKP Hükümeti tarafından yeniden gündeme getirilen, nükleer enerji, nükleer santraller üzerine, bir kez daha tavrımızı, yürütülen tartışma ile bağ içerisinde ortaya koymak istiyoruz.

Nükleer enerji,
“temiz enerji” türü mü?
Nükleer enerjiyi, nükleer santralleri savunanların ileri sürdükleri gerekçelerinden biri, “nükleer enerjinin, temiz enerji olduğu”, “nükleer enerjinin karbondioksit emisyonu yaymadığı” iddiasıdır. Bu iddia nükleer enerjiyi, nükleer santralleri istemenin, savunmanın gerekçelerinden biri olarak getirilmektedir. Bu tezi savunanlardan biri de Milliyet gazetesinde yazan Metin Münir’dir. O bir yazısında şöyle diyor:
“Acilen, havaya püskürtülen karbondioksidi azaltacak bir enerji kaynağına ihtiyacımız var.
Bunun için tek aday, nükleer enerjidir. Başka hiçbir seçenek yok.
Doğru mu, yanlış mı?
Tükettiğimiz fosiller (petrol, doğal gaz, kömür, linyit, diğer biyolojik kökenli yakacaklar) her yıl atmosfere 27.000 milyon ton karbondioksit püskürtüyor. Bu karbondioksit katı olsaydı tabanı 20 kilometre genişliğinde yaklaşık iki kilometre yüksekliğinde bir dağ meydana getirirdi. Havaya 27.000 milyon ton karbondioksit püskürtülerek elde edilen enerji nükleer füzyon reaktörlerinden temin ediliyor olsaydı hava iki milyon kez daha az kirletiliyor olacaktı. Ve ürettiğimiz kirlilik katı olsa bir dağ yerine on altı metre küplük yer işgal edecekti.
Hesap bu kadar basit.
Tamam mı, devam mı?” (27 Şubat 2006, Milliyet)
Metin Münir; fosil yakıtlara dayalı enerji türleri ile nükleer enerjiyi karşı karşıya koymakta, karbondioksit yaymadığı için nükleer enerjinin tercih edilmesi gerektiğini, nükleer enerjiden başka seçenek olmadığı tavrını takınmaktadır.
Hayır, Bay Metin! “Hesap bu kadar basit” değil! Biz nükleer enerjiye mahkum değiliz. Sadece güneş, rüzgar enerjisi ile Türkiye enerji ihtiyacını karşılayabilecek durumdadır. Alternatif olarak, senin aklına bile bu enerji türlerinin gelmemesi, acaba “atom lobisi”nin işi olmasın!!
Nükleer santralde, fosil (petrol, kömür, doğal gaz) yakıtlar tüketilerek enerji üretilmediği için, doğal olarak karbondioksit atmosfere salınmaz. Eğer nükleer enerjinin “temiz” olmasının ölçütü, karbondioksit emisyonu yaymaması ise, sadece bu anlamda nükleer enerji “temiz”dir. Ama nükleer enerjinin “temiz” olmasının ölçütü, çevreye olağanüstü zarar vermesi, verme rizikosunun sürekli olması ise, nükleer enerji bu anlamda “temiz” bir enerji türü değildir.
Nükleer enerjinin temel kaynağı uranyum madenidir. Uranyum madeni yenilenebilir bir enerji kaynağı değildir. Uranyum, fosil yakıtlar gibi gün gelecek doğada bitecektir. Bu anlamda uranyum madeni hep yenilenebilir, bu anlamda sonsuz bir enerji kaynağı da değildir.
Ortalama gücü 1000 MW olan bir nükleer santral, bir yıl içinde yaklaşık olarak 27 ton yüksek düzeyli, 250 ton orta düzeyli, 450 ton düşük düzeyli atık üretir. Atıklar ve tükenmiş yakıt çubukları, 30-40 yıl reaktörün içindeki ya da yanındaki havuzlarda, radyasyon düzeyinin düşmesi için bekletilir.
Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (IAEA) 1977 yılı sonunda reaktör sahalarında ve geçici depolarda, 200.000 ton tükenmiş yakıt çubuğu olduğunu hesaplamıştır. Yılda ortalama 10.500 ton artan bu rakamın 2010 yılına kadar %70 artarak 340.000 tonu aşması bekleniyor.
Nükleer santrallerin ürettiği, onbinlerce, yüzbinlerce, radyasyonlu atığın, güvenli bir şekilde depolanması, günümüz tekniği ile mümkün değildir. Radyasyonlu atıkların depolara götürülürken, bir kaza sonucu doğaya radyasyonun yayılması riski vardır. Radyasyonlu atıkların depolandığı alanlarda, doğal nedenlerden dolayı (deprem, sel, vb.) sızıntı olması olasılık dahilindedir.
Nükleer santraller karbondioksit üretmiyor. Ancak, uranyum madeninin çıkartılmasından, zenginleştirilmesine ve yüzbinlerce yıl etkisi devam eden radyoaktif atıkların, sızıntılardan, soğutma suyundan ve kazalardan sonra yayılan radyasyonun etkisi ile milyonlarca insanın, doğanın kirlenmesine, yok olmasına neden oluyor. Bu enerji türünün, karbondioksit yaymadığı için “temiz enerji” olarak adlandırılması, bu tezi getirenlerin cehaletini ya da kötü niyetini göstermektedir.

Nükleer santraller
ne kadar güvenli?
Nükleer enerjiyi, nükleer santralleri savunanların, getirdikleri bir diğer gerekçe, “nükleer santrallerin güvenli olduğu” iddiasıdır.
“Hafızayı beşer nisyan ile malüldür”, denilmiştir. Unutanlara, unutturmak isteyenlere, hatırlatalım:
• 1957 Windscale (İngiltere), 1979 Three Mile İsland (ABD), 1986 Çernobil (Sovyetler Birliği) felaketleri dışında, nükleer santrallerde yüzlerce kaza yaşandı.
• Nükleer Denetleme Komisyonu’nun (NRC) kayıtlarına göre, sadece ABD’de felakete yol açabilecek derecede 169 kaza olmuştur. Japonya’da 1992 yılında 20 önemli kaza rapor edilmiştir. 1992 yılında Rusya, 205 kazayı rapor etmiştir. İngiltere’de gizlenen, sonra ortaya çıkarılan 17 ciddi nükleer kaza yaşanmıştır.
• 30 Eylül 1999 günü Japonya’nın Tokaimura Nükleer Santrali’nde meydana gelen kazada, 49 işçi yüksek radyasyona maruz kaldı. 1 teknisyen öldü.
• 4 Ekim 1999 günü, Güney Kore’de Wolsung Nükleer Santrali’nde bir kaza meydana geldi. Resmi açıklamaya göre, 22 kişi yüksek radyasyona maruz kaldı. 9 Ağustos 2004 günü, Japonya’nın Mihama Nükleer Santrali’nde meydana gelen kazada, 4 kişi öldü. 7 kişinin radyasyon buharına maruz kaldığı açıklandı.
• İngiltere’de Windscale Nükleer Santrali’ndeki kaza, 25 yıl sonra ortaya çıkarıldı. Kazanın tam boyutu ortaya çıkarılamadı. ABD’de meydana gelen Three Mile Island Nükleer Santrali’ndeki kazadan sonra, iki gün içinde 900 bin kişi tahliye edildi.
• Çernobil felaketinin etkileri sürüyor. 1992 yılında Ukranya Çevre Bakanı, Rio’daki Çevre Zirvesi’nde; 1986 yılında meydana gelen Çernobil felaketi sonucunda 6.000 kişinin öldüğünü ve ölü sayısının 40.000’e varacağını, yüzbinlerce insanın kansere yakalanacağını açıklamıştı. Karadeniz bölgesinde kanser vakalarında yaşanan artış, insanların kanserden ölmeleri Çernobil felaketinin sonucudur.
Sıraladığımız bu kaza örneklerinin gizlenilemeyen, kamuoyuna açıklanan, sonradan açığa çıkartılan nükleer santral kazaları olduğu, yaşanılan kaza sayılarının tam olarak bilinmediğini de bu arada ekleyelim. Bilinen kaza örnekleri bile durumun ne kadar vahim olduğunu ortaya koyuyor. Nükleer enerji insanlık için, çevre için felaketli sonuçlara neden olan enerji türüdür. Nükleer enerji güvenli bir enerji türü değildir. Nükleer santrallerde olası –örneklerde görüleceği üzere– kazaları önlemek günümüz tekniği ile mümkün değildir.

Nükleer enerji ucuz mu?
Nükleer enerjiyi, nükleer santralleri savunanların, getirdikleri bir diğer gerekçe, nükleer enerjinin ucuz olduğu iddiasıdır.
1300-1400 MW’lık bir nükleer santralin 4 milyar dolara mal olacağı hesaplanmaktadır. Bu maliyet yanında, bir nükleer santralın yapımı 6-7 yıl sürmektedir.
Nükleer santralde, enerjinin temel kaynağı olan uranyum madeninin fiyatının artmayacağının garantisi de yoktur. Uranyum madeninin fiyatında 2004 yılında, 2003 yılına göre %49 civarında bir artış olmuştur. Uranyum madeni, doğada bol miktarda bulunmamaktadır. Uranyum madeni yenilenebilir bir maden türü değildir. Gün gelecek doğada tükenecektir.
Nükleer santrale yapılacak yatırım, finansman, kredi maliyetleri, yapım süresinden kaynaklanan faizler, güvenlik, kaza, arızalardan kaynaklı maliyetler, söküm ve atık maliyetleri, hepsi birlikte ele alındığında, biraraya getirildiğinde, nükleer enerjinin ucuz olduğu iddiası havada kalmaktadır.
Nükleer santralde, yakıt maliyetinin düşük olması, nükleer santrale yatırılan para, nükleer santrallerin güvenli olmaması ile birlikte ele alındığında bir avantaj oluşturmamaktadır.
Geriye dillendirilmeyen tek birşey kalıyor. Atom bombasına sahip olma isteği!
Nükleer santralde, uranyum madeninin işlenmesi, zenginleştirilmesi ve uygun teknik düzenlemeler yolu ile atom bombasına sahip olmak mümkündür. “Türk’ün Türkten başka dostunun olmadığı” bu dünyada, atom silahına sahip olmak hiç de fena olmaz hani!!

Alternatif var:
Yenilenebilir enerji türleri!
Ne fosil yakıtların kullanımına bağlı enerji türlerine, ne de nükleer enerjiye muhtaç değiliz. Güneş, rüzgar, su ile giderek artan enerji ihtiyacını karşılamak mümkündür. Doğa ile uyumlu, toplumun sağlığına zarar vermeyen enerji türleri vardır. Bunlar; güneş, rüzgar, su, dalga, jeo termal, bio gibi enerji türleri olarak sıralanabilir.
Türkiye’de güneş, rüzgar, dalga, bio, jeo termal enerji türlerinden hemen hemen hiç yararlanılmamaktadır. Kaynağında fosil yakıtların kullanımının durduğu enerji türü, yaratılan enerjinin temelini oluşturmaktadır. Fosil yakıtların kullanımı, insanlığa, çevreye zarar vermektedir.
Eğer alternatif enerji türleri kullanılmıyorsa, bu sermaye için fazla karlı olmadıkları içindir. Fosil yakıtların kullanımı ile sağlanan enerjinin satışından çok daha fazla kar elde edilmektedir. Sermaye için belirleyici olan, çevrenin, toplumun sağlığı değil, daha fazla kardır.

Daha fazla kara dayalı enerji türlerine hayır!
Nükleer enerjiye, nükleer santrallere hayır!
Çevre ile uyumlu enerji türlerine evet!

23 Mart 2006