RÜZGAR EKEN FIRTINA BİÇİYOR

Bugün medyada gençlik sorunları ve şiddet üzerine yazılar yayınlanıyor. Medya “Ne oluyor bu gençliğe?” sorularına yanıt arıyor. Medya, neden bu soruna şimdi değinme gereğini hissediyor? Sorunun nedeni artık ilköğretim okullarına kadar kaymış olan “şiddet”tir. Liseli öğrenciler, meslek okulları öğrencileri, ilköğretim okulları öğrencileri kavga ediyorlar. Öğrenci grupları çeteleşiyor, bıçaklı kavgalar çıkıyor, yaralananlar oluyor ve hatta ölümler meydana geliyor. Bundan dolayı bu sorun yazılı ve görsel medyanın gündemine geliyor. Şiddet patlaması yaşıyor gibiyiz. Bu ülkede şiddet kültürü yeni ortaya çıkmıyor. Ama öyle anlaşılıyor ki, medyanın dikkatini yeni çekiyor.
Çabuk unutuyoruz. Biraz geriye gidelim. Cumhuriyet tarihini anlatmaya gerek yok. Resmi ideolojiyi savunmayanlar, muhalif olanlar susturuldu. Kimileri hapishanelerde çürütüldü, kimileri işkencelerde katledildi, kimileri yargısız infazlarla öldürüldü. Bu ülkede 12 Eylül askeri faşist darbesi, toplumun üzerinden buldozer gibi geçti. 650 bin kişi gözaltına alındı. İşkence tezgahları fazla mesai yaptı. 12 Eylül 1980’den beri, toplumun geniş kesimlerine şiddet uygulandı. 1980–1990 arasında bir milyondan fazla insan politik nedenlerle gözaltına alındı. Politik olarak gözaltına alınan insanların tamamına gözaltında ya da hapishanelerde şiddet uygulandı. Yani sadece 10 yılda bir milyon insana işkence yapıldı. 1984’te PKK hareketi başladı. Üç milyon insan zorunlu olarak göç ettirildi. Dört bin köy boşaltıldı ve yakıldı. Binlerce faili meçhul (esasta belli) cinayet işlendi. Son 25 yılda 5–6 milyon insan bu ülkede doğrudan devlet tarafından şiddete maruz kaldı. Şiddete uğrayan kitlenin yakınlarını da bu sayıya kattığımızda ortaya çok daha büyük bir rakam çıkıyor.
Şiddeti uygulayanlara karşı, toplumda büyük bir nefret gelişiyor. Şiddeti uygulayanlardan hesap sorulmuyor. Tam tersine şiddeti uygulayanlar terfi ettiriliyor. Şiddet kültürü bu sistemin bir ürünü olarak ortaya çıkıyor. Önce şiddet evde başlıyor. İstisnalar genel kuralı bozmuyor. Çocuklara, anne ve babaları tarafından şiddet uygulanıyor. Kadın erkeğin şiddetine maruz kalıyor. Kadına uygulanan şiddet sadece evde değil, artık caddede, sokakta aleni olarak yapılıyor. Evde şiddet gören çocuk okula başlıyor ve okulda da öğretmenin şiddetine maruz kalıyor. Gel zaman, git zaman askerlik vakti geliyor. Askerlikte de komutan şiddet uyguluyor. Hak arama mücadelesi için sokağa çıkıldığında, kolluk kuvvetleri şiddet uyguluyor. Gözaltı merkezlerini belirtmeye gerek yok. Yani sistem, şiddeti bir amaç olarak benimsemiştir.
Bu ülke de eğitim sisteminin kendisi de şiddet içermektedir. Tarih, yurttaşlık kitaplarında militarist, ırkçı, erkek egemenliği öğretilmektedir. Bu söylemde, Türkler hep iyi, Türk olmayanlar ise kötü ve düşmandır. Evde, okulda, askerdeki şiddet Türkiye’deki en önemli, üç şiddet modelidir. Anne, baba, öğretmen ya da subay şiddeti kullanabilme meşruiyetini kendilerinde görmektedir. Şiddet kültürü ile büyüyenler, zamanı geldiğinde şiddet aracına başvuracakları açıktır.
Şiddet bu sistemde bulaşıcı bir hastalık gibi yaygınlaşmıştır. Televizyonlarda gösterilen film, dizi vb. filmler, gençler ve çocuklarda yaygınlaşan şiddet ile doğrudan bağıntılıdır. Dizilerde gösterilen yaşamı, gençler kendilerine örnek almaktadır. Kurtlar Vadisi’ndeki Polat Alemdar’a gençlik özenmekte ve onun taklidini yapmaktadır. Liselerde öğrenciler artık bıçak vb. aletler taşımaya başlamıştır. Kız öğrenciler arasında bile bıçaklı kavgalar oluyor, hatta bir kız öğrenci kavga ettiği öteki kızlara tabanca ile ateş ediyor. Bu ülkede mantar gibi internet cafeler türemiştir. İnternet cafelerde, savaş oyunları ve şiddet içerikli oyunlar oynanmaktadır.
Gençlik kimlik arayışlarına girdiği anda, toplumun nelere değer verdiğine bakmaktadır. Bu ülkede sahtecilik, gasp, hırsızlık, yolsuzluk olayları artarak devam ediyor. Artık devlet ve mafya iç içe geçmiş durumdadır. Çünkü bu ülke hukuksuzluk, mafya gibi yöntemlerle zenginleşme ve güç sahibi olma konusunda büyük imkanlar tanıyor. Her gün basın yapılan “çete” operasyonlarına yer veriyor. Buzdağının görünen kısmında, mafya örgütlenmesi içerisinde, devlet görevlileri, askerler, bürokratlar, polisler vb. vb. yer alıyor. Bu ise, sistemin çürüdüğünü ve pislik üretmeye başladığını gösteriyor.
Hakim sınıflar ektiğini biçiyor. Televizyon aracılığı ile topluma ne dayatılıyor? Ünlülerin yaşamı, küçük bir azınlığın nasıl lüks içerisinde yaşadığı, vb. Toplum gerçek sanatçıları tanımıyor. Sanatçı olarak sahnede şov yapanları tanıyor! Paparazzi programlarında gösterilen şahısları tanıyor! Gençlere olanlar, toplumda olup bitenlerdir. Gençlerin şiddete özenmesiyle, toplumun genel durumu arasında bir fark yoktur. Bugün sustalı bıçak kullananlar, zamanı gelince parayı da, yetkiyi de aynı biçimde kullanacaklardır. Sonuçta ekilen biçilmektedir.
Sonuç olarak, gelecek hakkında umutsuzluğa kapılmamak gerekir. Ülkenin içinde bulunduğu durum, sistemden bağımsız olarak ele alınamaz. Böyle devam etmeyecektir. Gün gelecek devran dönecektir. Görev, sisteme karşı mücadeleyi yükseltmek ve örgütlenmektir.

Nisan 2006