Devrimcileri anmak…
Devrimcileri anmak sadece Türkiye devrimci
hareketinin geleneğinden değil. Tüm dünyada aynı dava
uğruna mücadele edenlerin, bu mücadelede yitirdikleri
yoldaşlarını anmaları, onları mücadelelerinde
yaşatmaları normal olması gereken işlerdendir.
Devrimcileri anmak, onları sahiplenmek aynı dava uğruna
mücadele edenlerin birbirlerine sahip çıkmasıdır da bir
anlamda. Sorunun özü bu sahiplenmenin gerçekte
devrimcilerin mirasını devrimci mücadelede yaşatmaya
uygun olup olmadığı, devrimci mirastan öğrenilip
öğrenilemediği ve içinde bulunulan koşullara uygun
yaşama geçirilip geçirilmediğidir.
Türkiye devrimci hareketinde içinde bulunduğumuz
koşullarda, şu ya da bu devrimcinin karşıdevrim
güçlerince katledilmesi karşısında ortak eylemler,
toplantılar yapılması “siper yoldaşlığı” olarak da
övülmektedir ve böylesi siper yoldaşlığının neden daha
tutarlı ve sürekli olmadığından da yakınılmaktadır.
Devrimciler arası siper yoldaşlığının övülmesi ve
vurgulanması gerekir ve bunun sürekli kılınması da
devrimcilerin görevidir. Aslında devrimcilerin siper
yoldaşlığı, normal olması gereken şeydir. Şu ya da bu
saldırı sonrasında birlikte ortak protesto eylemi
yapmanın övülmesi ya da öne çıkarılması esas olarak
devrimciler arasında bu normal olması gerekenin ne yazık
ki sürekli bir tavır olmamasından kaynaklanmaktadır.
Sorun siper yoldaşlığının ne olduğunun gerçekte
kavranmamasıdır.
Sorun devrimcilerin düşmana karşı birlik olup ortak
mücadele verirken, devrim için mücadelede doğrunun
kavgasını kendi aralarında yoldaşça ve açık ideolojik
mücadele verebilme yeteneğine sahip olmamalarındandır.
Eleştirilerin devrim için mücadeleye katkı olarak değil,
“örgüte” ya da “gruba” saldırı olarak kabul
edilmesindendir. Düşünce farklılıklarına rağmen, devrim
için mücadelede aynı cephede yer alındığının ve “bizim
cephede” olanların “bize” ait olduğunun bilinciyle
onları sahiplenmenin devrimciliğin bir gereği olduğunun
kavranmamasındadır sorun.
Daha da önemlisi devrimin, devrimci mücadelenin sadece
şu ya da bu devrimci ya da komünist örgütün işi
olmadığı; devrimin, devrimci mücadelenin çok yönlü
olduğu, bu mücadelede elde edilecek her kazanımın devrim
mücadelesini ilerleteceğinin, sonuçta da devrimin
kitlelerin eseri olacağının kavranmaması ve buna uygun
davranılmamasıdır.
Bir nefeste peşpeşe dizdiğimiz devrimci hareketin bu
zaaflarını sıralamak kolay, bunların devrimcilere
kavratılması zor. Kimileri bunları lafta savunur arasıra,
ama pratikleri yine de buna uygun değil.
Tüm devrimci örgüt veya gruplar kendi mücadele
tarihlerinde belirleyici rol oynayan devrimci önderleri
ve devrimcileri her sene yeniden anmaktadır. Türkiye
devrimci ve komünist hareketi özellikle THKP-C, THKO ve
TKP/ML kökenlerine göre bu anmaları
gerçekleştirmektedirler. 30 Mart, Mahir Çayan ve
arkadaşlarının Kızıldere’de katledilmeleri (Kızıldere’de
THKO’dan da devrimciler vardı); 6 Mayıs, Deniz, Yusuf,
Hüseyinlerin ve 18 Mayıs da İbo’nun katledilmesinin
yıldönümleri olarak devrimcilerin belleklerindedir. Daha
da gerilere gidilirse Mustafa Suphi ve yoldaşlarının
katledilmeleri ve onların anılmaları da Türkiye devrimci
ve komünist hareketinin belleğinde yerini alan
olaylardandır. Devrim mücadelesinde yitirdiğimiz
binlerce devrimcinin de anıldığı, ama pek öne çıkmadığı
anma günlerinin sayısı da bitmez…
Biz de devrimcileri, komünistleri anıyor onları
sahipleniyoruz. Onların sömürü sistemine karşı
mücadelelerinin bizim de mücadelemiz olduğunun
bilincindeyiz. Buna uygun davranmaya çalışıyoruz.
Devrimcileri mücadelemizde yaşatıyoruz. Mahirleri,
Denizleri, İboları anarken onların devrimciler arası
dayanışmasından, birbirlerine sahip çıkıp aynı cephenin
insanları olarak karşıdevrime karşı mücadele örnekleri
vermelerinden öğrenilmesi gerektiğinin de altını çizmek
gerekiyor.
Türkiye devrimci hareketinin günümüzdeki temel
özelliklerinden biri tekkecilik olarak da
adlandırdığımız dar grupçu, sekter yaklaşımdır. Bunun da
en belirgin özelliklerinden biri, şu ya da bu devrimci
örgüt eğer diğer devrimci gruba eleştiri yöneltmişse,
eleştiri yöneltilen örgüt-grup sözkonusu eleştirinin
doğru olup olmadığına değil, eleştiriyi getiren örgüte
karşı tavır almaya; onu nasıl “halledeceğine” kafa
yormasıdır. Devirmesi gereken devlet ve kolluk güçlerini
unutup, devrimcilere karşı “tek devrimci”, “özdevrimci
benim” falan iddiasıyla diğer devrimci örgüt-grubu esas
rakipmiş gibi algılaması ve buna uygun da davranmasıdır.
Bunun da doğal bir sonucu, devrimciler arası şiddete
başvurma ve hatta devrimcileri öldürme olayları
olmaktadır.
Oysa sahip çıktıklarını iddia ettikleri devrimci
önderler, örneğin Mahirler, Denizler, İbolar devrimci
dayanışmanın örneklerini miras bırakmışlardır bize.
Tabii ki bu mirası gerçekte sahiplenenlere…
Mahir ve arkadaşları Kızıldere’de katledilirken, onlar
Denizlerin, Yusufların, Hüseyinlerin idamlarını
engellemek için, yani kendi örgütlerinden olmasa da
devrimcilere sahip çıkmak, onları kurtarmak için eylem
gerçekleştirmişlerdir.
İbrahim devrimcilere sahip çıkmasından ötürü kendi
örgütünden olmasa da Sinan Cemgil ve arkadaşlarını
ispiyon eden ve çoğunun katledilmesinde önemli rol
oynayan Muhtar Mustafa Mordeniz’i cezalandırmıştır… O
bunu yaparken yoldaşlarına şunları da anlatmıştır:
“Faşistler şimdiye kadar ülkemizde 100’e yakın
devrimciyi yok etti. Bunların büyük çoğunluğu canlarını,
kahramanca çarpışarak, halkın kurtuluş davasına
bağışladılar. Halkımızın zulme karşı yükselen hıncı,
evlatlarının dökülen kanlarıyla daha da arttı.
Bizler yaşadığımız sürece yoldaşlarımızın ve bütün
yurtseverlerin faşizme karşı verdiği cesur ve kararlı
mücadeleyi yürütmekle görevliyiz.” (Nihat Behram,
İbrahim Kaypakkaya Hayatı ve Mücadelesi, sayfa 34)
İbo devrimcileri sahiplenmeyi şu şiirinde de ortaya
koymaktadır:
“ÖLEN YOLDAŞLAR İÇİN
Siz ki canınızı verdiniz halkımız için/ Siz ki
herşeyinizi verdiniz bu kavga uğruna/ Göğsümüzde onurla
dalgalanan
Kavganın bayrağına siz ki al rengini verdiniz/ Ey,
ölümsüz halkımız için toprağa düşenlerimiz/ Ey, yüce
oğulları halkımızın/ Gururla ve sabırla dinlenin şimdi/
Kavganızı sürdürüyor yoldaşlarınız…” (agk, sayfa 33)
İbo çok açık bir şekilde devrimcileri yoldaşları olarak
gördüğünü, onlara sahip çıktığını, kendisini de onların
kavgasının sürdürücüsü olarak gördüğünü ifade
etmektedir.
Evet, kısaca uzandığımız 1970’li yılların başında
devrimciler, komünistler arasındaki dayanışmadan
öğrenmek ve buna uygun davranmak bugünkü devrimcilerin,
komünistlerin görevidir. Devrimciler arasındaki ilişkiyi
doğru kavramayan ve devrimcilere kendi örgüt veya
grubunda olmasa da sahip çıkmasını öğrenmeyen, buna
uygun davranmayanların, Mahirleri, Denizleri, İboları
anmaları boşunadır.
Devrimcileri, komünistleri anmak, onların
mücadelelerinden öğrenmektir. Onların doğrularını
sahiplenip ilerletmek, yanlışlarını aşmaktır onları
anmak. Herşeyden önce de devrimci kalabilmektir bir ömür
boyu… Mücadeleyi bayrak edinip insanca yaşanır bir dünya
için mücadelede gerektiğinde ölebilmektir, ölümü
yüceltmeden. Devrimciliği “şehit olmakla” ölçmek,
“şehitliği” ise ulaşılabilecek en yüksek mertebe olarak
görüp savunmakla da devrimciler doğru temelde
sahiplenilemez, anılamaz. Mahirler, Denizler, İbolar
ölmek için mücadele etmedi. “Şehit” olmak içinse hiç
değil. Onlar devrim için mücadelede gerektiğinde
ölünebilineceğini, düşmanın devrimcileri teslim
alamayacağını son nefeslerini verene dek “Yaşasın
devrim!” şiarlarını haykırarak da pratikleriyle
göstermişlerdir.
30 Mart, 6 Mayıs, 18 Mayıs… ve daha nice devrimcinin
anıldığı günler, tarihler… Geçmişi anlatmak, onları
anmak, gerçeklere çıplak gözle bakmak, bakabilmek ve tüm
devrimcilerin mirasından bugün ve yarın için öğrenmek.
Devrimci dayanışmayı ilmek ilmek örmek… Devrimcilerin
tüm bunları başarması gerekiyor. Aksi halde devrimci
mücadeleyi ilerletmek, kazanımları elde tutmak ve
devrimi gerçekleştirmek bir hayal olarak kalacaktır.
Bunun için de devrimcileri, komünistleri anarken
yapılması gereken ilk şey, ya da atılması gereken ilk
adım; tüm devrimcilerin, devrimciler arasında şiddeti
ilkesel olarak reddettiklerini ilan etmeleri ve ortak
tavır takınmalarıdır.
Gelin, yitirdiğimiz devrimcilerin devrimciler arası
dayanışma mirasını, devrimcilere layık biçimde
sahiplenelim. Gelin, sekter tavırlardan, tekkeci
yaklaşımlardan, eleştirileri saldırı olarak görme
yaklaşımlarından köklü biçimde kopalım!
Mahirleri, Denizleri, İboları… ve daha nice “isimsiz”
devrim neferini, mücadeleyi güçlendirerek analım.
Biz onları devrimci, komünist duygularımızla anıyor, bir
kez daha mücadelelerinin mücadelemiz olduğunu ilan
ediyoruz.
