Lukaşenko yine başkan!

- BEYAZ RUSYA -

19 Mart’ta Beyaz Rusya’da başkanlık seçimleri gerçekleşti. Seçimlere katılım %92.6’lık oranla rekor düzeyde bir katılım olarak değerlendirildi. Başkanlığa dört kişi aday olmuştu. Lukaşenko oyların %82.6’sını alıp yeniden başkanlığa seçilirken, batılı emperyalistlerin açıkça desteklediği Milinkeviç %6’lık oy oranıyla yetinmek zorunda kaldı. Diğer iki adayın aldığı oy oranı ise % 3.5 ve % 2.3’tü.
Seçimlerden önce muhalefetin kendisi de seçimleri kazanacağını düşünmüyordu. Tüm hesaplar ve tahminler Lukaşenko’nun yeniden seçileceğini ortaya koyuyordu. Açık olan tek şey oyların yüzde kaçını alacağıydı. Sorunun bu yönüne bakıldığında aslında Beyaz Rusya’daki başkanlık seçiminin sonuçları önceden belli idi.
Batılı emperyalist güçler açısından da belli olan şey, Lukaşenko’nun yeniden seçilmesini kabul etmeyecekleriydi. Tam da Lukaşenko’nun yeniden seçileceğini bildiklerinden, seçimlerin ”adil, demokratik ve eşit” seçimler olmayacağını ilan ettiler. ”Avrupa’daki son diktatörü” devirmek için de muhalefeti açıkça desteklediler. Bir kez daha denediler şanslarını ama hevesleri bu sefer de kursaklarında kaldı. Bu sefer de diyoruz çünkü 2001 Eylül ayında gerçekleştirilen seçimlerde de Lukaşenko’yu devirmek için çaba göstermişlerdi.
Batılı emperyalistlerin, somut olarak ABD ve AB’nin eski Doğu Bloku ülkelerine yönelik siyaseti biliniyor: Gürcistan, Ukrayna bunun en iyi örnekleri. Seçimlerin sonuçları kendilerinin istediği sonucu verene kadar seçimleri yinelemek… Sonuçta kendi istedikleri kesimi yönetime getirmek. Böylece, dağılan sosyalemperyalist blokun egemen olduğu coğrafyada yeni pazar alanlarına sahip olmak, nüfuz alanlarını genişletmek istiyorlar.
Yönetim değişikliği istedikleri ülkelerde uyguladıkları yol, yöntem esasta hep aynı. Bunu birkaç kez yazmış olsak da hep yeniden yazma durumunda kalıyoruz. Seçimler yapılır, muhalefet seçim sonuçlarını seçim sahtekârlığı yapıldı diyerek tanımaz, kitlesini protesto eylemlerine seferber ederek seçimlerin yenilenmesi için mücadele eder… Seçim sonuçları iptal edilip seçim yenilenene, ya da seçimi kazananlar muhalefet güçleri tarafından yönetimden indirilene kadar da eylemler sürdürülmeye çalışılır.
Kuşkusuz ki yönetimin değişmesinde iç güçler dengesi, dış güçlerle ilişkilerin düzeyi veya farklılığı yönetimin değişip değişmemesinde de önemli rol oynamaktadır.
Beyaz Rusya’da Ukrayna’daki gibi bir ”portakal” ya da ”turuncu devrim” gerçekleştirmek için Batılı emperyalistler ellerinden geleni yine yaptılar. Lukaşenko’nun üçüncü kez başkanlığa aday olacağının, 2004’te yapılan yasa değişikliğiyle ortaya çıkması bu çabaları daha da çoğalttı. 2005 yılı başlarında Beyaz Rusya’da yapılması istenen ”devrimin” adı da bulundu: ”Peygamberçiçeği devrimi”. Bunu ”Mavi devrim” olarak adlandıranlar da var. Peygamber çiçeği Beyaz Rusya’nın ulusal sembolü olarak kabul edildiğinden; ”Mavi” de, Avrupa Birliği’nin bayrağının rengi olarak ve AB’nin de desteğinin simgesi olarak kullanılmıştır. Lukaşenko’nun devrilmesi için muhalefete destek verildiği gerçeği ABD veya AB tarafından gizlenmeye gerek duyulmayan bir olgudur.
Örneğin, adı kamuoyu tarafından da bilinen Soros’un Beyaz Rusya’da da çalışmaları var. AB seçimlerde Lukaşenko karşıtı muhalefeti desteklemek için 2 milyon dolar harcayarak radyo ve televizyon yayını gerçekleştirmiştir. Sözkonusu yayın ”Beyaz Rusya için Avrupa Radyosu” ya da televizyon yayını Alman iletişim ajansı ”Media Consulta” tarafından gerçekleştirildi. Tabii ki AB’nin verdiği 2 milyon dolarla… Şubat ayından itibaren internette dinlenebilen radyo yayını seçimlerden birkaç gün önce yayına başladı. Yayını Varşova’dan yaptı. Polonya Başkanı Valesa ve Çek Cumhuriyeti Başkanı Havel de Lukaşenko’ya karşı muhalefeti desteklediklerini tavırlarıyla gösterdiler.
AB Dışişleri Komiseri Ferrero-Waldner de seçimlerden birkaç gün önce başkanlık seçimlerinin ”demokratik seçimler” olmadığı taktirde AB’nin Beyaz Rusya’ya karşı yeni önlemler alacağı, yaptırımlar uygulayacağı tehditini savuruyordu.
Özetle ABD ve AB, AB’nin içinde de önde gelen emperyalist güçler Beyaz Rusya’daki seçimlerde Lukaşenko’nun seçilmemesi için kendilerince mümkün olan her şeyi yapmaya çalışıyorlardı, çalıştılar da…
Seçimlerin ilk sonuçları ilan edildiğinde ABD emperyalizminin ”Beyaz Saray sözcüsü” Scott McClellan ve AB temsilcilerinin açıklamaları ”seçimlerin geçersiz” ve ”kabul edilmez” olduğu yönündeydi.
Seçim için Beyaz Rusya’ya giden ”uluslararası gözlemciler” adına da ABD’li Hastings, seçimlerin ”demokratik, adil” olmadığını, uluslararası standartlara uygun gerçekleştirilmediğini açıkladı.
Beyaz Rusya’da seçimlerin adil, eşit ve demokratik seçimler olarak gerçekleştiğini savunmuyoruz. Tersine, burjuva demokrasisinde seçimlerin dört ya da beş yılda bir halkı kandırmak için gerçekleştiğini, bir aldatmaca olduğunu; mücadelenin sisteme karşı ve işçilerin, emekçilerin kendi iktidarını kurması için yürütülmesi gerektiğini düşünüyor ve savunuyoruz. Fakat emperyalist güçlerin seçimlerin ”adil, eşit ve demokratik” olmasından anladığı şey, gerçekte adil, eşit ve demokratik olma değildir. Onlar için ”adil, eşit ve demokratik” olarak görülmesi, ya da değerlendirilmesi, kendi istedikleri kişilerin, grup ya da partilerin seçilmesidir. Onların istedikleri kişi, grup veya partiler seçimi kazanmazsa, seçimler kesinlikle ”adil, eşit ve demokratik” olmamıştır… Bu arada tabii ki Afganistan’da, Irak’ta veya başka ülkelerde, emperyalistlerin gerçekte demokratik olmakla hiçbir alakası olmayan seçimleri meşru ve geçerli ilan ettiğini de biliyoruz. Çıkarları neyi gerektiriyorsa ona göre de davranıyorlar…
Bu bağlamda revizyonist, devlet kapitalizmi temsilcisi bürokrat burjuva Lukaşenko’nun Rusya yanlısı olması, Rusya ile iyi ilişkilere sahip olması, onu Batılı emperyalistler tarafından sevimsiz kılıyor, istenmeyen kişi haline getiriyor. Emperyalistler için belirleyici olan şu ya da ülkede ”diktatörlüğün” olup olmaması değil, kendilerinin çıkarına uygun bir yönetimin, ya da iktidarın olup olmadığıdır.
Gerçekte her burjuva devlette bir diktatörlük vardır: Burjuvazinin diktatörlüğü! Buna rağmen ama burjuvalar sahtekâr. Örneğin ABD Beyaz Rusya’ya seçimlerin demokratik biçimde geçmesini telkin ederken ve muhalefetin özgürce propaganda yapmasını savunurken, seçim sonuçlarını kabul etmeyen muhalefetin eylemlerinin engellenmemesini, insanların tutuklanmamasını isterken, aynı anda Washington’da Pentagon önünde savaş karşıtlarının protesto eyleminde düzinelerce insan tutuklanıyordu.
Lukaşenko’yu zayıflatmak, ya da yönetimden düşürmek için denemede bulundular. Muhalefet, onbin ya da kimi verilere göre yirmi bin kişilik protesto eylemleri yaptı. Eylemcilere karşı tavır tam bürokrat burjuva yönetime uygundu… Kolluk güçlerinin yer yer eylemcilere karşı yumuşak davranması ile gerekli gördüğünde eylemcilere saldırması ve tutuklaması içiçe yaşandı. Seçim sonuçlarını protesto edenlerin sayısı 2001 Eylül ayındaki seçimlere göre –o dönem protesto edenlerin sayısı 2000 olarak verilmektedir– daha yüksek olsa da Lukaşenko’nun iktidarını sarsacak güçte değildi ve birkaç günlük denemelerden sonra protesto eylemleri bitti. Böylece batılı emperyalistlerin Lukaşenko’yu devirmek ve kendilerinin istediği kişileri yönetime getirme hayali ertelenmiş oldu. 2001’de ABD emperyalizminin Lukaşenko’yu devirmek için 40 milyon dolar harcadığı, ”özel örgüt” veya ”vakıflara” yatırım yaptığı bilgisine sahip olunduğunda, bu seçimlerde ABD ve AB’nin toplam ne kadar para harcadığını merak etmemek elde değil…
Seçim sonuçlarının ”kabul edilmez” olduğunu ilan eden ABD ve AB, Beyaz Rusya’ya karşı yaptırımlara başvuracağını pratiğiyle de ispatladı. AB 6 Nisan’da aldığı bir kararla, Lukaşenko’nun da içinde olduğu 30 Beyaz Rusyalı siyasetçi, görevli ve gazeteciye AB sınırları içine girme, seyahat yasağı koydu.
Seçimler sürecinde Batılı emperyalistlerin temsilcilerinin tehditlerine karşı Lukaşenko’nun, Beyaz Rusya üzerinden Avrupa’ya taşınan petrol ve doğal gaz bağlamında dolaylı tehditleri, ya da açıklamaları, AB’nin şimdilik ekonomik yaptırımlara başvurmamasını sağlayan etkenlerden biridir. Avrupa Parlamentosu’nda konuşan ve Lukaşenko’nun rakibi olan Milinkeviç ise 30 kişiye yönelik yaptırımı yeterli görmediğinden, yüzlerce beyaz Rusyalıyı AB’nin kara listesine yazılmasını talep etti. Karar vericiler ”ağababaları”, uşaklar değil… Buna uygun olarak da Milinkeviç’in talebi şimdilik kabul edilmedi.

LUKAŞENKO NEDEN DEVRİLMEDİ?
Beyaz Rusya’daki seçimlerde öne çıkan soru Lukaşenko’nun batılı emperyalistlerin tüm çabalarına rağmen neden devrilmediği, neden yeniden –üçüncü kez– başkanlığa seçildiği sorusudur.
Kuşkusuz ki bu soruya emperyalistlerin kamuoyunu aldatmak için öne sürdükleri iddialardan birini, ”o bir diktatör, herkesi baskı altında tutuyor, halk ondan korkuyor” vb. açıklamayı alıp cevap vermek mümkün. Ama doğru cevap olmaz bu.
En basitinden, ABD’nin ve AB’nin desteğini arkasına alan bir muhalefetin varlığı ve bunların seçim sonuçlarını kabul etmediği, Lukaşenko’ya oy vermeyenleri de protesto eylemlerine çekmeye çalıştığı bir ortamda, protesto eylemlerine katılımın on ile yirmi bin arası olduğu bir durum yaşanıyor. Lukaşenko’nun karşısında başkanlığa aday olan üç kişinin toplam oy sayısı yaklaşık 800.000. Böylesi bir durumda muhalefetin büyük çoğunluğu da sokağa çıkmıyor. Bunu ”diktatörlükle” ”halkın korktuğu” vb. gerekçelerle açıklayamazsınız. Çünkü gerçekte ortam ve koşullar anda bu tezleri haklı çıkarmıyor. Aradaki farklılıkların bilincinde olarak Bush ya da Blair ne kadar diktatörse, Lukaşenko da o kadar diktatördür tespiti yapılabilir. Hatta, Bush’un ya da batılı emperyalislerin birinin başı daha çok saldırgan, daha çok diktatör olarak değerlendirilebilir. Bu bağlamda baskıların kitle üzerinde rol oynadığını düşünüyoruz, ama buna rağmen Lukaşenko’nun devrilmemesinin nedenleri başka yerlerde aranmalıdır diyoruz. Kısaca ortaya koyarsak Lukaşenko’nun yeniden seçilmesinde temel rol oynayan kimi olgular şunlardır.
Beyaz Rusya, Rusya ile Birleşik Devletler Topluluğu (BDT) içinde yer almakta, Rusya ile gümrük birliği anlaşması yapmış durumda ve diğer kimi BDT ülkelerinden daha çok Rusya ile yakın ilişkide. Rusya için Lukaşenko yönetimindeki Beyaz Rusya güvenilir bir müttefiktir. Beyaz Rusya ise SSCB döneminden kalan ilişkileri başka biçimlerde sürdürse de Rusya’ya önemli ölçüde bağımlı. Özellikle petrol ve doğal gaz bağlamında.
İçerdeki durum bağlamında ise, Lukaşenko bürokrat-devlet kapitalizminden ”serbest piyasa” özel sermayeli kapitalizme ”kontrollü geçiş” yapan bir politik-ekonomi siyaset gütmektedir. Batılı emperyalistlerin temsilcilerinin ifadeleriyle ”şokterapi”yi kabul etmemiştir Lukaşenko. Bu ”kontrollü geçiş” siyaseti sayesinde de ülkesindeki ekonomik durumu diğer BDT ülkelerindeki ekonomik durumdan daha iyi.
Son on sene içinde Brüt İç Ürün neredeyse iki katına çıkmıştır. Sanayi üretimi ve yatırımlar 2.5 kat artırılmıştır. Dış ticaret volümü üç katına çıkmıştır. Tarım alanında ve kırsal alandaki halkın felaketlerden korunması bağlamında yatırımlar veya sübvansiyonlarla önlemler alınmıştır, alınmaktadır. Herşeyden de önemlisi ücretlerin ve emekli aylıklarının yükseltileceği bağlamında verilen sözler tutulmuştur. Lukaşenko halk arasında ”sözünü tutan biri” olarak kabul edilmektedir.
Ücretler ve emekli aylıkları Rusya, Ukrayna veya Gürcistan’dakinden yüksektir. Aylıklar zamanında ve nakit olarak ödenmektedir. Devlet işletmeleri ağırlıklı olan işletmelerin verimliliği düşük ama işsizlik oranı %1.5 olarak verilmektedir. Yani çoğu insan çalışıyor. SSCB’nin yıkılmasından sonraki ilk yıllarda yaşam standartlarının kötüleştiğini düşünenlerin oranı %80 iken, şimdi bu oran, Lukaşenko yönetimi dönemi bağlamında %12’dir. Ki, nüfusun %20’sinin açlık sınırındaki gelirle yaşadığı koşullarda bu düşünceler savunuluyor.
Serbest piyasa ekonomisine, ya da özel sermayeli kapitalizme ”kontrollü geçiş” siyaseti aynı zamanda Beyaz Rusya’da –Rusya’nın veya diğer kimi BDT ülkelerinin tersine–, ”oligark”ların ortaya çıkmasını da frenlemiştir. Yolsuzluk, yiyicilik diğer BDT ülkelerine göre çok daha azdır. Kendisine ”istikrar ve refah”ı slogan edinmiştir Lukaşenko. Lukaşenko kendisinin halk tarafından istenmediği koşullarda –ki uluslararası alanda batılı emperyalist güçlerin tavırlarının da bilincindedir– yönetimde kalamayacağını çok iyi biliyor.
Burada kısaca ortaya koyduğumuz olgular, içteki güç dengesi Beyaz Rusya’da andaki yönetimin değişmesine imkan vermiyor. Halkın büyük çoğunluğunun da anda böylesi bir istemi yoktur. Kuşkusuz ki bu durum da değişecektir. Batılı emperyalistler her fırsatı kullanmaya çalışırken, Rusya’nın Beyaz Rusya ile ilişkilerinin de bu değişikliğe katkıda bulunacağı açıktır.
Sorunun özü, Lukaşenko yerine Milinkeviç’in ya da adı ne olursa olsun bir başkasının geçmesinin Beyaz Rusya halkı için, işçileri, emekçileri için özde bir şey değiştirmeyeceğinin bilinçlere çıkarılmasıdır.
Beyaz Rusya’da da gerçek kurtuluş devrimle, sosyalizmle mümkündür. Beyaz Rusya proletaryasının, geçmiş deneyimlerden de öğrenerek burjuvazinin iktidarına tüm zamanlar için son vereceği günler gelecektir elbette. Bir gün mutlaka!

21 Nisan 2006