Korkunun ecele faydası yok!

- FİLİPİNLER -

Tam 20 sene önceydi. Filipinler’de halkın protestoları ve mücadelesi sonucu zamanın diktatörü Marcos’un aile fertleriyle özel uçağa binip ABD’ye –Hawaii’ye– kaçışı… Marcos’un tahtından indirilişi Filipinler’e demokrasinin geleceğinin bir işareti olarak değerlendirildi burjuvazinin kimi kalemşorlarınca. Bu düşünce Marcos’un yerine başkanlık koltuğuna oturan kişinin bir kadın olması olgusuyla da destekleniyordu.
Aradan tam 20 yıl geçti. Corazon Aquino’yu Joseph E. Estrada, Estrada’yı Gloria Arroyo izledi… Filipinler halkı için durum özde değişmedi. Görünürde seçimlerle başkan seçilmekte ve burjuva demokrasisi yürürlükte. Gerçekte ise orduya dayalı, kişi yönetiminin öne çıktığı faşist bir rejim varlığını sürdürüyor. Oligarşi denen yapı Filipinler’de kendisini çok açık gösteriyor.
Devlet terörünün öncelikli hedefleri arasında olanlar ise başta komünistler, devrimciler olmak üzere işçi ve köylü birliklerinin, sendikaların önde gelenleri ve genelde “sol” partilere üye insanlardır. Genelde Arroyo yönetimine karşı olanlara, muhalefete –insan hakları savunucuları, kilise temsilcileri, gazeteciler, avukatlar vd.– söz hakkı tanınmazken, hedef tahtasına konanlar ardı ardına katledilmektedir. Verilen bilgilere göre Arroyo iktidarı döneminde, sadece 2005 yılı içinde 152 kişi kolluk güçlerince katledildi.
Filipinler halkının maddi, geçim koşulları somut verilere göre Marcos döneminden daha da kötü. Dünya Bankası’nın verilerine göre –ki gerçek durum bu verilerden daha kötü– nüfusun %40’ı günde iki dolar altındaki gelirle yaşamak zorunda. Resmi verilere göre işsizlik oranı 1986’da %12 iken, 2004 yılında %15’e yükselmişti. Yoksulların oranı da %57 olarak verilmektedir.
Yine burjuva medyanın kimi temsilcilerine göre bile, Filipinler’deki ekonomik çöküntü ve yoksulluğun nedeni ülkedeki rüşvetçilik, yiyicilik, akraba korumacılık, hamilik vb. siyasete dayanıyor.
2001 yılında Estrada’nın koltuğundan olmasıyla başkanlık koltuğuna oturan Arroyo’nun 2004 yılında yapılan seçimlerde, seçim sahtekarlığı yaptığı, oy sayımını manipüle ettiği ve bunun sonucu yeniden başkanlığa seçildiği gerçeği de ortaya çıktı.
Gerek ülkedeki ekonomik ve siyasi durum, gerekse de seçimlerde yapılan sahtekarlığın ortaya çıkması, halkın büyük bölümünü Arroyo yönetimine karşı hoşnutsuzluğunu körükleyen temeller oldu.
Halkın Arroyo yönetimine tepkisinin yükselmesine paralel, ya da doğrudan bunun sonucu olarak muhalefet hareketi de giderek güçlenmeye başladı. Özellikle Filipinler Komünist Partisi (CPP), yoksullar arasında sistemli yürüttüğü çalışmaların meyvelerini almakta; kırsal alandaki Yeni Halk Ordusu (NPA) birliklerine dayanarak köylüler arasındaki örgütlenmesini de güçlendirmektedir.
NPA temsilcisi Rosal’ın açıklamasına göre kırsal alanlarda, kontrolleri altında olan bölgelerde tarım devrimi yapacak güce sahip hale gelmişlerdir ve andaki hedefleri ise devlet güçleri karşısında ”dengeyi sağlamak”tır.
Burada şu olgunun da bilince çıkarılması gerekiyor: 1990’lı yıllarda üye kaybına uğrayan Filipinler Komünist Partisi ve Yeni Halk Ordusu, son birkaç yıldır yeniden güç kazanmaya başlamıştır. Hakim sınıfların temsilcileri bu gelişmeyi ”komünist isyanın yeniden canlanması” olarak değerlendirmektedirler.
Kuşkusuz bu değerlendirmeye bağlı olarak önlemlerini de almaktadırlar. ”Eğer biz bu gelişmeyi önlemezsek, Marcos’un yıkıldığı günlerde buluruz kendimizi” diyerek isteklerini veya amaçlarını açıkça ortaya koymaktadırlar.

SIKIYÖNETİM İLANI…
Marcos’un tahttan indirilmesinin 20. yıldönümünü Arroyo yönetimini protesto etmek ve Arroyo’nun istifasını dile getirmek için bir vesile olarak gören birçok örgüt, 25 Şubat’ta ülkenin hemen hemen tüm şehirlerinde mitingler, yürüyüşler yapma çağrısı yaptı.
22 Şubat’ta güya ”genç subayların” Arroyo’ya karşı darbe planlarının ortaya çıktığı ve darbenin engellendiği haberleri yayıldı. 24 Şubat’ta ise Arroyo televizyonda yaptığı konuşmada sıkıyönetim ilan ettiğini açıkladı. Arroyo’ya göre ordu mensupları yönetime karşı gelmek ve ”anayasa dışı bir rejim” kurmak istemişlerdir ve ”aşırı sağcı ve solcuların taktik birliği” sözkonusuydu. Arroyo kendisini halka sözümona ”anayasal” bir demokrasi savunucusu olarak gösteriyordu. Ne büyük bir sahtekarlık.
Gerçekte ise 25 Şubat’ta Arroyo’nun istifasının kitlelerce dile getirileceği eylemlerin ve kitlenin olası bir isyanını engellemenin, bununla Arroyo’nun iktidarını sürdürmenin bir aracı olarak sıkıyönetim gündeme getirilmişti.
Arroyo ”demokratik rejim” savunucusu olarak kendisini halka lanse ederken, kolluk güçleri Manila’da binlerce insanın katıldığı yürüyüşe barbarca saldırıyor, sayısı belli olmayan kitlesel tutuklamaları gerçekleştiriyordu. Sıkıyonetimin ilanıyla sözkonusu planlanan eylemler de yasaklandı… Bu arada tabi ki ”istenmeyen” kimileri, –bazı muhalif milletvekilleri de darbe planları yaptıkları suçlamasıyla– tutuklandı, haklarında davalar açıldı. Savcının açılan davalar hakkındaki yorumu: ”Sonuç getirmeyecek davaları mahkemeye götürmeyiz” vb. biçiminde olmuştur. Yani mahkemenin vereceği karar baştan belirlenmiştir…
3 Mart’ta ”herşey kontrol altındadır” açıklamasıyla sıkıyönetim resmi olarak kaldırıldı. Gerçekte ise ”uluslararası teröre karşı mücadele” adına gündeme getirilen önlemler, sıkıyönetimle işlerliğe konmuş ve başta komünistler, devrimciler olmak üzere muhalefete karşı yeni bir saldırı başlatılmıştır. Sıkıyönetim, keyfi yönetimi kamuoyu gözünde meşru kılmanın, keyfi tutuklamaların, gözaltına alınmaların, uzun süre mahkemeye çıkarılmadan kodese tıkılmaların, kısacası, muhalefete saldırının bir aracı olarak gündeme getirilmiştir.
ABD emperyalizminin doğrudan desteğine sahip Arroyo yönetimi sözde darbeyi engelleme adına ilan ettiği sıkıyönetimle, 25 Şubat’ta yapılacak eylemlerden korkmuş, olası tehditlerden kendisini korumaya çalışmış ve sıkıyönetimi kaldırdığına göre de bu hedefini gerçekleştirmiştir…
Fakat, korkunun ecele faydası yoktur derler. Doğrudur da! Arroyo yönetimi Filipinler halkından kormakta haklıdır… Zalimlerin, zulmün olduğu yerde, zalimlere, zulme karşı mücadele de vardır, olacaktır. Ve sonunda kazananlar ezilenler; işçiler, emekçiler, ezilen halklar olacaktır.
Arroyo rejiminin Filipinler halkına karşı zulmünü lanetlerken genelde faşizme karşı mücadele edenlerle, özelde de Filipinler Komünist Partisi’yle dayanışma içinde olduğumuzu; onların sınıfsız, sömürüsüz bir dünya için mücadelesinin bizim de mücadelemiz olduğunu haykırıyoruz.
Yaşasın proletarya enternasyonalizmi!
Yaşasın dünyanın tüm işçilerinin, emekçilerinin, ezilen halklarının birliği.

23 Mart 2006