Seçimler yapıldı, değişen ne?
- İSRAİL -
2005 Kasım ayında İşçi Partisi’nin lideri Şimon Perez
parti içi mücadelede yapılan güvenoyu oylamasında
yenilgiye uğradı, yerine Amir Peretz seçildi. Amir
Peretz Likud Bloku ile yaptığı koalisyondan çekileceğini
açıkladı. Bunun üzerine koalisyon ortağı Şaron ile
görüşmelerde Kasım 2006’da yapılması gereken seçimleri
öne çekip erken seçim yapma konusunda anlaştılar.
Seçimlerin tarihi 28 Mart 2006 olarak belirlendi.
Erken seçimlerin gündeme geldiği bu dönemde Likud içinde
Şaron’un Gazze Şeridi’nden geri çekilme adımlarına karşı
yükselen muhalefet sesleri eşliğinde Şaron, Likud’dan
istifa ederek kendisine yeni bir parti kurma
çalışmalarına başladı. İşçi Partisi liderliğinden olan
Şimon Perez’i de yanına alan Şaron, Likud içinden
kendisiyle hareket edenlerle birlikte Kadima (İleri)
partisini kurdu.
Şaron’un Likud’dan ayrılıp ayrı parti kurması, Şaron’un
Filistin sorununa çözüm getirmek istediği, Netanyahu ve
benzeri sağ kesimin ise Likud içinde Şaron’un getirmek
istediği çözüme engel olanlar olarak gösterildi,
gösteriliyor. Yani daha dünün şahini ve katili Şaron,
anda İsrail’de Filistin sorununu çözecek olan
”barışsever” biri olarak gösterilme durumunda. Bu, somut
olarak Filistin sorununun çözümsüzlüğünün en açık
göstergelerinden biridir aslında. Filistin yönetimini
muhatap olarak bile kabul etmeyenlerin, İsrail’in
sınırlarını çizmek için başvurduğu taktik siyaset –Gazze
Şeridi’nden çekilme siyaseti gibi–, bu konuda en
uzlaşmacı, yumuşak siyaset olma görüntüsünde… Daha fazla
Filistin toprağını işgal ederek İsrail devletinin
sınırlarını çizmek ve böylece Filistin devletinin de
sınırlarını belirlemek sorunun çözümü olarak sunuluyor.
Böylesi bir plan Filistin devletine destek verme
siyaseti olarak kitlelere empoze ediliyor.
Bu yöndeki planların esas mimarı da Şaron ve ne yapmak
istediğini de esasta kendisi biliyor… kimilerine göre
kendisi de ne yapacağını bilmiyor. Onun esas amacı ilhak
edilecek en fazla toprakla, en az Arap kökenlinin içinde
yaşadığı bir İsrail devlet sınırlarına sahip olmaktır.
Bunun sınırlarını ise güçler dengesi belirlemektedir.
Örneğin batı Şeria’nın %58’ini ilhak etmek, Filistin
Arap kesimi ile görüşmeler yürütmemek ve Kudüs’ün tümüne
sahip olmak vb. amaçlar da bu amacın içindedir.
Ocak ayı başında beyin kanaması geçiren Şaron, partisi
Kadima’yı seçimlere hazırlama durumunda değildi. Onun
görevini yardımcısı Ehud Olmert devraldı. Bu arada
Filistin’de yapılan seçimleri Hamas’ın kazanması da
İsrail seçimlerinde kimin neyi öne çıkaracağı konusunda
önemli rol oynadı.
İsrail’deki seçimler esasında İsrail’in Filistin’e
yönelik siyasetinin belirlenmesinin de seçimleriydi. Bu
seçimleri kim kazanırsa kazansın, kaybeden yine Filistin
Arap halkı olacaktı. Öyle de oldu.
28 Mart 2006 tarihinde İsrail’de parlamento (Knesset)
seçimleri yapıldı. Seçimlere katılım oranı %63.3’tü. Bu
İsrail’deki seçimlere katılım oranı bağlamında en düşük
katılımdı.
Son on yılda beşinci kez seçimlere gidiliyordu
İsrail’de. 120 milletvekili koltuğu için 30’dan fazla
parti yarıştı. Bunların 12’si %2’lik seçim barajını
aşarak parlamentoya girme hakkı kazandı. Hiç bir parti
tek başına hükümet kuracak durumda değil. Knesset’te
salt çoğunluk ve hükümet kurmak için 61 milletvekili/oy
gerekiyor.
Partilere göre milletvekili dağılımı şöyledir: Kadima,
29; İşçi Partisi, 19; Şas, 12; Likud, 12; Yisrael
Beteinu (İsrail Evimiz), 11; Ulusal Birlik; 9; Emekliler
Partisi, 7; Birleşik Torah Partisi, 6; Meretz, 5; Balad,
3; Demokratik Cephe (Hadaş), 3; Birleşik Arap Listesi (Taal),
4. (İsrail’de yaşayan Filistinli Arap kesimi –Balad,
Hadaş ve Taal– toplam 10 milletvekili ile Knesset’te
temsil edilmektedir.)
Knesset koltuklarının bu şekildeki dağılımı esas olarak
kurulacak hükümetin çok partili bir koalisyon hükümeti
olmasını zorunlu kılıyor. Kadima birinci parti durumunda
ve Likud’un oylarını esasında almıştır. 2003 yılı
seçimlerinde Likud bloğu 38 milletvekili kazanmıştı.
Kadima ile Likud’un kazandığı milletvekili sayısının
toplam 41 olduğu gözönüne alındığında; İşçi Partisi’nin
de 21 yerine 19 milletvekili kazandığı hesaplanırsa,
koalisyonda belirleyici olan partiler bağlamında güçler
dengesinde aslında önemli bir değişiklik olmadığı
görülür. Bunu değiştiren esas şey, Şaron’un Likud’dan
ayrılıp Kadima’yı kurmasıdır. Bu bağlamda İsrail’deki
gelişmeler bu ayrışma temelinde de belirlenecektir.
Seçimlerin bu sonucu İsrail halkının önemli kesiminin
artık Filistin sorununun bir şekilde çözülmesinden yana
olduğunu; bunun radikal siyonist veya sorunu
Filistinlere yönelik savaşı kızıştırma temelinde çözme
biçiminde olmasına karşı olduğunu da göstermiştir.
Şaron’un İsrail’in çıkarlarını temel alıp Filistinlilere
yaşanamaz parçalı bir devlet sınırları bırakma tavrı,
esas olarak kimi Yahudi yerleşim alanlarının
boşaltılması adımlarının gölgesinde kalmakta ve çoğu
insan tarafından da görülmemektedir.
Seçimlerden hemen sonra Şaron’un doktorları, onun
komadan çıksa da aktif siyaset yapamayacağını tescil
ettiler ve böylece Ehud Olmert Şaron’un başbakanlık ve
Kadima liderliği görevinin emanetçisi olmaktan çıkıp
Kadima lideri ve hükümeti kurmakla görevli biri durumuna
geldi.
Kadima ve İşçi Partisi kurulacak koalisyon hükümetinin
esas gücünü oluşturacağa benziyor. Bu yazı yazılırken bu
iki parti ile dincilerin, emeklilerin ve aşırısağcı
partinin de içinde yer alacağı bir koalisyon hükümeti
konusunda anlaşmaya varılmasının yakın olduğu haberleri
veriliyordu medyada. Büyük olasılıkla da böyle
olacaktır.
Bu koalisyon hükümetinin kurulması –hangi partinin
koalisyonda yer alıp almayacağından bağımsız– aslında
yine seçimlerden önceki durum gibi çok parçalı bir
hükümetin kurulacağını gösteriyor. İşçi Partisi bu
seçimlerde ülkedeki sosyal sorunları öne çıkaran bir
propaganda yürüttü. Kadima Şaron’un Likud’dan
ayrılmasını gerekli kılan, Filistin sorununun çözümünden
yanaymış gibi gösterilen ama gerçekte İsrail’in işgal
ettiği toprakların önemli bölümünü tüm zamanlar için
İsrail’in toprakları haline getirecek ilhak siyasetini
”çözümden, barıştan yanayız” teraneleriyle sundu
kitlelere. Dinci ve aşırı sağcı kesim ise ”Kutsal
topraklar”ın savunucusu…
Buna ek olarak Filistin’de Hamas’ın birinci parti olarak
seçimleri kazanması ve hükümeti kurması durumu da var.
Bu, esasında İsrail’de Şaron’un gerçekleştirmeye
çalıştığı ve partisi Kadima’nın da esasında bu siyaset
temelinde birinci parti durumuna geldiği koşullarda,
Kadima’nın siyasetinin uygulanması için de öne sürülecek
gerekçelerden biridir.
Hamas gerekçe gösterilerek Filistinlilerle görüşmeleri
kabul etmemek ve tek yanlı adımlarla İsrail’in
sınırlarını belirlemek ve Filistin tarafını ”oldu-bitti”
ile karşı karşıya bırakarak ölümü gösterip kansere razı
etmeye çalışacaklardır.
Bu tek yanlı adımların başında da İsrail ile Filistin
arasında inşa edilen ve inşası sürdürülen duvarın
bitirilmesi gelmektedir. 700 kilometre civarındaki
uzunlukta olan duvarın inşasıyla bile işgal edilen
toprakların geniş bir alanı oluşturduğu ortaya
çıkmaktadır. Duvarın inşaasının İsrail devletinin
sınırlarını belirlemek adına işgal alanını genişlettiği
somut verileriyle ortaya konabilir.
Başvurulan asıl sahtekârlık ve kitlelerin hatta çoğu
siyasetçilerin bile inandığı şey, kimi Yahudi yerleşim
alanlarının boşaltılmasının İsrail’in Filistin sorununu
çözmeye çalıştığı biçiminde gösterilmesidir. Gazze
Şeridi’ndeki yaklaşık 8000 Yahudi yerleşimcinin geri
çekilmesi de bunun somut ispatı olarak ortaya
konmaktadır.
Gerçek ise, Gazze Şeridi’nin boşaltılmasının Batı
Şeria’daki 250.000 kadar Yahudinin yerleşim alanlarını
daha da güçlendirmek için atılan bir adım olduğudur.
Nitekim Şaron’un ve ardılı Kadima’nın siyaseti de bunu
ispatlıyor. Onların açıklamaları Batı Şeria’da kimi
yerleşim alanlarının boşaltılabileceği yönündedir. Bu
kimi yerleşim alanları –ki bu alanlar nüfusu az olan
alanlardır– boşaltılmak istenirken, Yahudi nüfusun yoğun
olduğu ve İsrail devletinin çizilmek istenen sınırlarına
bitişik alanlar İsrail’in toprakları olarak ilan edilip
resmen ilhak edilmek isteniyor. Bu durumda Batı
Şeria’nın önemli bölümü daha şimdiden İsrail’in
çizilecek devlet sınırlarının içinde ele alınıyor.
Bu plan ve amaçlar Filistin sorununun çözümüne yönelik
değil, sorunu daha da bir çıkmaza sokacak olan
tavırlardır. İsrail ile Filistin arasındaki
pazarlıklarda çözülmesini bekleyen temel dört konu
vardı. İsrail’in işgal bölgelerinden çekilmesi, Yahudi
yerleşim alanlarının boşaltılması, Kudüs sorununun iki
devletli olma anlayışıyla çözümü ve ilke olarak
sürgündeki Filistinlilerin geri dönme hakkının
tanınması.
Bu dört konunun da kısa sürede çözülemeyeceği, İsrail’in
siyasetinin bu sorunları çözmeye yönelik değil,
çözümsüzlüğünü sağlamak olduğu açıktır. Gerçekte bu
sorunlara yenileri ekleniyor. Bu da İsrail-Filistin
arasındaki çatışmaların, işgalin, savaşın değişik
biçimlerde süreceğini gösteriyor. Çok yönlü hesapları
var… Çıkmaz sokakları çok, caddeleri yok!
Hamas’ı sonuçta İsrail’in varlığını kabul etmeye,
silahlı eylemlere son vermeye ve Filistin bağlamında
yapılan uluslararası anlaşmalara uymaya ikna etseler de;
Hamas, Arafat ya da Abbas gibi İsrail ve ABD başta olmak
üzere batılı emperyalistlerle içli-dışlı olsa da ve
tabii ki onlar tarafından kabul görse de; Filistin
sorunu Ortadoğu’nun kanayan yarası olmaya devam
edecektir.
Toprakları daha çok işgal edilmiş ve etrafı ”güvenlik
duvarı” ile sarılmış bir açık hava cezaevinden başka bir
şey olmayacak olan ”mini”nin de ”mini”si bir parçalı
devletin kurulması bile daha çok zaman alacağa benziyor.
Ve bu İsrail’de kimin yönetimde olduğuna bağlı olarak
daha çok uzayabilir de.
Kadima, gerçekte Filistin sorununun çözümü için ”ileri”
atılan bir adım değildir! İsrail’in işgal ve ilhak
alanlarını büyütmede ”ileri” gitmenin adımıdır.
Sonuçta ABD emperyalizminin de desteğine sahip İsrail’in
Filistinlileri ilgilendiren temel sorunlarda yakın
süreçte herhangi bir anlaşmaya yaklaşmayacağı nettir.
Eğer herhangi bir anlaşma yapılırsa, bilinmelidir ki bu,
Filistin Arap halkı için şimdiye kadarki anlaşmalardan
daha geri düzeydeki ve Filistinlilerin aleyhine olan bir
anlaşmadan başka bir şey olmayacaktır.
İsrail ve Filistin’de seçimler gerçekleşti, seçim
hesapları geride kaldı ve gelişmelerin nasıl olacağını
önümüzdeki süreçte göreceğiz.
23 Nisan 2006
