EGEMENLERİN ANLADIĞI TEK DİL:
Militan sınıf mücadelesi!

Avrupa’da burjuva devrimlerinin beşiği Fransa. “1789 Fransız İhtilali” bütün Avrupa’da burjuva devrimleri çağının en radikal uygulamalarının yaşandığı bir devrim. Fransa’nın emekçileri burjuva demokrasisi konusunda en derin geleneğe sahip emekçiler. Bu kendinikazanılmış demokratik haklara karşı bütün dünyada burjuvazinin giriştiği topyekün saldırıya karşı Fransa cephesinden gelen tepkiyle de bir kez daha görüldü. Bütün dünyada emperyalist burjuvazi kazanılmış haklara saldırıyor. Bu hakları buduyor. Emperyalist ülkelerde kazanılmış haklardan biri de işe alınan işçilerin, bir çok ülkede altı ay olan “deneme süresi”ni geçip, sözleşmeli işçi haline geldikten sonra işten çıkarılmasını zorlaştıran kural-yasalardır. “İşten atılmaya karşı güvence”ler, ülkeden ülkeye belirli farklılıklar gösterse de, hemen tüm emperyalist ülkelerde özünde aynı idi. Patronların bir kez deneme aşamasını geçip, sözleşmeli olarak istihdam ettikleri işçileri keyfi olarak işten atmaları mümkün değildi. İşten çıkardıkları işçilere yüklü tazminatlar ödemek zorunda idiler vs. Şimdi bir dizi emperyalist ülkede burjuvazinin kazanılmış haklara topyekün saldırı sürecinde, “deneme süresi” denen süre uzatılmış ve “işten atılmaya karşı güvence”ler sessiz sedasız kısıtlanmıştır.
Bu gelişmeyi gören Villepin hükümeti de Fransa’da aynı alanda bir saldırıyı sessiz sedasız geçireceği hesabıyla bir adım atmış ve Fransız burjuvazisinin istekleri ve çıkarları doğrultusunda “işten atılmaya karşı güvence”ler sağlayan yasayı değiştirmeye kalkmıştır. Villepin hükümeti, tüm işçi sınıfını karşısına almamak için bu alandaki saldırıyı önce işe yeni başlayan 26 yaşına kadar olan genç işçi kesimiyle sınırlı tutmuş ve 26 yaşına kadar olan ücretlilerde, “deneme süresi”nin iki yıl olmasını, bu iki yıl içinde patronların genç işçileri hiçbir gerekçe göstermeden ve bir tazminat ödemeden işten çıkarabilmesini öngören bir yasa tasarısını hazırlayarak parlamentoya sunmuştur. Villepin bu yasayı işsiz gençlerin istihdam edilmesini sağlamak amacıyla çıkarmak istediğini, patronların gözü “tazminat”tan, işten çıkarma konusunda varolan yasal zorluklardan korktuğu için yeni-genç işçi istihdam etmekte çekingen davrandıklarını vb. söyleyerek, bu yasayı aslında işsiz gençlerin lehinde, yeni işyerleri yaratmaya hizmet edecek bir yasa olarak tanıtmıştır. Fakat Fransa’nın çeşitli milliyetlerinden emekçileri, en başta da genç emekçiler, genç işçi ve işsizler, geleceklerinin karartıldığını gören lise ve yüksek okul öğrencileri kitleler halinde bu yasayı protesto etmeye başlamıştır. Yürüyüşler, mitingler, kitlesel sivil itaatsizlik eylemleri, üniversite-okul boykot ve işgalleri, gar işgalleri, işçilerin grevleri, eylemlere saldıran polis ve jandarmaya karşı militan direniş eylemleri vb. yüzlerce, binlerce eylem Fransa’yı sarsmıştır. Villepin hükümeti ve parlamento çoğunluğu bu protesto eylemlerine rağmen yasayı geçirme hayali içinde, gaulist parlamento çoğunluğunun oylarıyla yasayı çıkarmış ve onaylanmak üzere Cumhurbaşkanı Chirac’a göndermiştir. Yasanın çıkması, ve Chirac’ın önüne gelmesi ile birlikte eylemler burjuvazinin beklentisinin tersine azalmamış, tersine daha da çoğalmış ve militanlaşmıştır. Burjuvazi yasayı olduğu gibi çıkaramayacağını, yasanın olduğu gibi çıkması durumunda eylemlerin daha da gelişip, militanlaşma ve sistemi sorgulama yönünde bir radikalleşme olacağı korkusu içinde, yuvarlak masalar, diyalog grupları vb. kurarak; yasanın nasıl düzeltilebileceği sorununu tartıştırarak protestocu yığınları uyutmaya, avutmaya kalkmıştır. Fakat eylem içindeki emekçi yığınlar bu oyuna da gelmemiş, biz bu yasanın nasıl düzeltileceğini tartışmaya yokuz, bu yasayı istemiyoruz, bu yasa geri çekilmelidir talebini dayatmıştır. Sonunda bu yasayı apar topar çıkararak burjuvazinin güvenini kazanmaya çalışıp, önümüzdeki kısa dönemde yapılacak başkanlık seçimleri için puan toplamaya çalışan Villepin, tükürdüğünü yalamak zorunda kalmış, Chirac’ın imzalamadığı, görüşülmek için geri gönderdiği yasayı geri çektiğini açıklamıştır.
Böylece Fransa’nın mücadele eden emekçileri, burjuvazinin kazanılmış haklara karşı saldırısının geri püskürtülebileceğini, bunun için burjuvazinin anladığı dilden konuşmak gerektiğini bir kez daha göstermiştir. O dil militan sınıf mücadelesi dilidir! Kuşkusuz kazanılan bu başarı sonuçta bir hak koruma mücadelesinde, yani bir savunma mücadelesinde kazanılmış olan bir başarıdır. Fazla büyütmemek gerekir. Yine de bu başarı, bir çok ülkede burjuvazinin benzer saldırıları sessiz sedasız geçirebildiği bilindiğinde, bütün dünyada işçilerin emekçilerin öğrenebileceği ve öykünmesi gereken bir başarıdır. Fransa’da olduğu gibi bütün diğer ülkelerde de işçilerin savunma mücadelesinden, saldırı mücadelesine; ücretli kölelik sistemini yıkmak için saldırıya geçeceği günler de gelecektir. O günleri hazırlamak ve o günlere hazırlanmak sınıf bilinçli işçilerin en önemli görevidir. Bu günün savunma mücadeleleri de gelecekteki mücadeleler için en önemli okullardır.

Nisan 2006