“Sendikalarda Örgütlenme Sorunları” paneli düzenledik

“Sendikalarda Örgütlenme Sorunları” konulu panelimizi 23 Nisan’da Esenyurt DİSK Bölge Temsilciliğinde gerçekleştirdik.
Oturumlara geçmeden önce Yeni Dünya İçin Çağrı dergisi adına selamlama ve sınıf mücadelesinde düşünlerin anısına saygı duruşunun ardından kısa bir giriş konuşması yapıldı. Konuşmada; son üç yıllık süreçte çıkarılan bütün saldırı yasalarına rağmen işçi ve emekçi cephesinden ciddi bir mücadelenin gelişmediğini ve bunda kuşkusuz uzlaşmacı sendikacılığın da önemli bir rolü olduğu dile getirildi. Sınıfa karşı sınıf temelinde mücadeleci bir sendikal anlayışın, sendikaların sadaka isteme kurumları değil işçi sınıfının sonal hedefi olan sınıfsız sömürüsüz topluma giden yolda mücadele okulları olduğu anlayışının sendikalarda hakim kılınması gerektiği vurgulandı. Sermayenin en azgın saldırılarının iyi örgütlenmiş bir mücadele ile geri püskürtülebileceğinin en iyi örneğini Fransa gençliğinin yiğit ve kararlı mücadelesi verdiğini, milyonlar mücadeleye katıldığında milyonerlerin, milyarderlerin geri adım atmak zorunda kaldıkları dile getirildi.
Konuşmanın sonunda işçi sınıfının bir yandan doğrudan kendisini ilgilendiren sorunlarda mücadele ederken, diğer yandan bütün toplumu, bütün insanlığı ilgilendiren konularda da, örneğin; Kürt halkı üzerinde estirilen yoğun devlet terörüne karşı çıkması, yanı başımızda işgal altındaki Irak ve Filistin halkları ile dayanışma içerisinde olması, İran’a yapılması planlanan emperyalist saldırıyı durdurmak ve gözü dönmüş sermayenin atom santralleri ile zehirli varillerle geleceğimizin karartılmasına izin vermemesi gerektiği vurgulandı. 1 Mayıs’a yapılan bir çağrı ile konuşma sona erdi.
İki oturumdan oluşan panelin birinci oturumunda “İş ve sendika yasaları ve örgütlenme sorunları” ele alındı. Bu bölümde ilk konuşmacı Avukat Olcay Yanar, 4857 sayılı İş Kanunu’nun işçiler için ne anlama geldiğini detaylı ve somut örneklerle aktardı. Bu yasanın da esas olarak burjuvazinin çıkarına bir yasa olduğunu, yasadaki kuralsızlaştırma, esnek çalışma, denkleştirme ve telafi çalışmalarının, çalışma sürelerinin patron tarafından belirlenmesinin, prim gün sayılarının arttırılmasının vs. işçi sınıfının çalışma koşullarına önemli bir saldırı olmasının yanında örgütlenmesinin önünde de ciddi engeller teşkil ettiğini vurguladı.
Bu bölüm, yöneltilen sorularla ve bu sorulara verilen canlı örneklerle İş Kanununun daha iyi anlaşılabilmesi açısından oldukça verimli oldu.
Oturumun ikinci konuşmacısı, Birleşik Metal-İş Sendikası TİS Daire Uzmanı Mehmet Beşeli idi. Beşeli, 2822 sayılı TİS, Grev ve Lokavt Yasası ve 2821 sayılı Sendikalar Yasası hakkında bilgi verdi.
Beşeli, işçi sınıfının sayısı ve örgütlülüğü konusunda verdiği bilgilerin ardından, yasalaştırılmak istenen bu yasaların ücretli kölelik durumunun yasa haline getirilmesinden başka bir anlam ifade etmediğini vurguladı. Bu yasalarla işçi sınıfı arasındaki rekabet kızıştırılırken sendika yönetimlerine de özellikle mali kaynak açısından değişik kolaylıklar gösterilerek sendikaların, işçi sınıfının hakkını arayan örgütler olmaktan çıkarılıp sisteme iyice entegre olmuş organlar haline getirilmesinin amaçlandığını belirtti. Bu yasa tasarılarının geri çekilmesini talep eden Beşeli, bunun ancak işçi sınıfının güçlü ve örgütlü mücadelesinden geçtiğini dile getirdi.
Birinci oturumun son konuşmacısı; Birleşik Metal-İş Örgütleme Uzmanı Hasan Arslan idi. Arslan; bir işyerinde sendikal örgütlülük açısından -gizlilik kuralı vs.- atılması gereken adımları dile getirdikten sonra sendikaların bugün nasıl örgütler haline geldiğini anlattı. İşçi sınıfının öncelikle kendiliğinden sınıf olmaktan çıkıp kendisi için sınıf haline getirilmesi gerektiğini, bunu yapacak olanların bu günkü sendikalar değil sınıf bilinçli işçilerin, sosyalistlerin olduğunu vurguladı. Fakat bugün işçi sınıfının geldiği noktada sınıf bilinçli devrimcilerin de önemli bir payı olduğunu, işçi sınıfının örgütleri olarak ortaya çıkanların işçi sınıfına gereken önemi vermediğini belirtti. Arslan işçilere verilecek sendikal bilincin yanı sıra siyasal bilincin çok önemli olduğunu söyledi.
Birinci oturumun ardından yarım saatlik bir ara verildi. Aradan sonra Grup Özgürlük Korosu söylediği türküler ve marşlarla katılan kitleyi coşturdu. Son dönemdeki işçi mücadelelerinden derlenen sinevizyon gösterimiz ilgiyle izlendi.
İkinci oturumun konusu “Kadın ve Sendika” idi. Bu bölümde panelistlere söz vermeden önce Yeni Dünya İçin Çağrı dergisi adına bir giriş konuşması yapıldı. Konuşmada; Türkiye’de işgücüne katılan insan sayısının 22 milyon olduğunu bunun yaklaşık 6 milyonunu kadınların oluşturduğunu, Kadın işçiler erkek işçilerle karşılaştırıldığında daha fazla sömürülüyor olmalarına rağmen daha az ücret aldıklarını, iş güvencesinden ve sosyal güvenceden yoksun oldukları, işyerlerinde erkek iş arkadaşları ya da patron, ustabaşı vb. tarafından cinsel tacize maruz kaldıkları, ev işi ve çocuk bakımının işçi ve emekçi kadınların omuzlarında olduğunu bu nedenle ev ve iş arasında iki kat daha fazla ezildikleri belirtildi. Kamu alanında çalışan kadın emekçilerin durumunun da daha iyi olmadığı, kamuda çalışanların %33’ünü oluşturuyor olmalarına rağmen yönetim kademelerinde yer almadıklarını, cinsiyetçi politikalar nedeni ile halen bazı kurum ve kuruluşlarda çalıştırılmak istenmedikleri dile getirildi. Buna karşılık sendikalardaki kadın işçi sayısının çok az olduğu, özellikle sendikaların karar alma mekanizmalarında ve yönetimlerinde yok denecek kadar az temsil edildikleri, bugünkü sendikaların gerçek anlamda erkek egemen organlar durumunda oldukları, işçi ve emekçi kadınların kota, pozitif ayrımcılık gibi taleplerinin sendika yönetimleri tarafından pek dikkate alınmadığı vs. vurgulandı. Bütün bu ayrımcılıkla nasıl mücadele edilmesi gerektiği ve bu mücadele içerisinde sendikaların nasıl örgütler haline getirilmesi gerektiği üzerine birlikte tartışmak istendiği belirtildi.
İkinci oturuma iki kadın panelist katıldı. KESK eski Kadın Sekreteri Nevin Kaplan ve Tez-Koop-İş Sendikası Örgütleme Uzmanı Hazal Züleyha Şahinkaya.
İlk konuşmacı Nevin Kaplan; verdiği istatistiki bilgilerle kamu alanında çalışan emekçi kadınların gerek kamu alanında temsiliyet düzeylerini gerekse de sendikalardaki örgütlülük seviyesini ortaya koydu. Devletin bütçeden esas payı orduya ve silahlanmaya ayırdığını, son dönemde çıkarılan Kamu Personeli Yasasının en çok kadınları olumsuz yönde etkilediğini, devletin üzerlenmesi gereken işleri işçi ve emekçi kadınların üzerlendiğini, kadınların ucuz işgücü olarak görüldüğünü belirtti. Kamu alanındaki örgütlülüğün, özelliklede KESK içerisindeki örgütlülüğün diğer işçi sendikaları ile karşılaştırıldığında biraz daha iyi fakat olması gerekenden çok uzaklarda olduğunu belirterek, kota vs. gibi önlemlerin hayata geçirilmedikçe kağıt üzerinde kabul edilmesinin pek bir anlamı olmadığını, gerçek bir çözüm için sendika politikasının kadın politikası ile birleştirilmesi gerektiğini belirtti.
İkinci konuşmacı çalıştığı alandan canlı örnekler vererek işçi kadınların çalışma ve yaşam koşullarını anlattı. Kadınların büyük çoğunluğunun ücretsiz aile işçisi olduğunu belirterek ev işlerinin ücretlendirilmesi talebini dile getirdi. Erkek egemen durumda olan sendikalara karşı sınıf bilinçli işçi kadınların mücadele etmesi gerektiğini, mücadelenin erkek egemen kapitalist sisteme karşı yöneltilmesi gerekirken sosyalist çevrelerde de kadın sorununa daha fazla önem verilerek bu örgütler içerisinde de var olan erkek egemenliğine karşı ciddi bir mücadelenin verilmesi gerektiğini vurguladı.
Her iki konuşmacının sunumlarının ardından soru cevap bölümüyle canlı bir tartışma yürütüldü. Bu bölümde eşit işe eşit ücretten ne kastedildiği, ev işlerinin ücretlendirilmesinin nasıl olacağı, işçi kadınlar içerisinde göçmen ve Kürt ulusundan kadınların oranının ne olduğu vs. üzerinde duruldu.
Yaklaşık altı buçuk saatlik etkinliğin ardından, katılan herkesi düzenleyeceğimiz yeni toplantılara ve 1 Mayıs işçi sınıfının birlik dayanışma ve mücadele gününde aramaza katılmaya çağırdık.

Nisan 2006