“TÜMTİS’te neler oluyor?”

Medya ve internet üzerinden izlediğimiz TÜMTİS tartışmalarına ilişkin tavır takınmak istiyoruz.
Kamuoyuna yapılan açıklamalara yansıdığı kadarıyla TÜMTİS’teki sorunların kaynağı birkaç yıl öncesine kadar uzanmaktadır. Gerçekte ise sendikal çalışma bağlamındaki yaklaşımlar sorunların kaynağını oluşturmaktadır. Sözkonusu bu yaklaşımlar değişik dönemlerde kendisini değişik biçimlerde göstermektedir. İşçi sınıfının çıkarları, birliği ve mücadelesini savunmaktan çok sendika bürokratizminin uygulanması –Türkiye’de çokça kullanılan tanımıyla sendika ağalığı–; sınıf kavgası yerine koltuk kavgasının verilmesi; açıklık ve eleştiri aracı yerine ayak oyunlarının, adam kayırmacılığın ve dar grup çıkarlarının ifadesini bulduğu sekterliğin egemen olduğu yaklaşımlar, bu biçimlerin bazılarıdır. Tüm bunların, hangi oranda olursa olsun işçi sınıfının sermayeye, kapitalist egemenliğe karşı mücadelesine zarar verdiği ise işçi sınıfının çıkarlarını savunduğu iddiasında olan hemen herkes tarafından teslim edilmektedir.
TÜMTİS içindeki gelişmelere bakıldığında çelişkili iki taraf da lafta işçi sınıfının çıkarlarını, mücadeleci sınıf sendikacılığını savunduğunu iddia etmektedir. Taraflar kendilerinin işçi sınıfının çıkarlarının gerçek savunucusu olduğunu iddia ederken, karşı tarafın buna uygun davranmadığını savunmaktadır. Bu durumda yaşananları ancak taraflarca yapılan açıklamalardan takip edebilenlerin değerlendirme yapabilmesi zorlaşmaktadır. Buna rağmen ama, işçi sınıfının çıkarlarının nerede yattığına, yapılan önerilerden hangilerinin sorunu çözmede doğru öneri(ler) olduğuna karar verebilme durumundayız.
TÜMTİS’te şimdi tartışma konusu olan Olağanüstü Genel Kurul yapılması talebi ve bu talebin gündeme gelmesine neden olan gelişmelerin kamuoyuna yansıması esas olarak Eylül 2005’te başlamış ve bugüne kadar sürmüştür.
Kamuoyuna yayınlanan ve tartışmaların temel belgeleri olarak görülen yazılar şunlardır:
– “Emeğin Partisi Tümtis Sendikasında Yöneticilik Yapmış 5 Üyesini İhraç Etti” başlıklı ve 9 Eylül 2005 tarihli basın bildirisi.
– “TÜMTİS’te Neler Oluyor? Parti kamuoyuna” başlıklı Eylül 2005 tarihli, muhalefetin açıklaması.
– Mayıs 2006 tarihli ve “TÜMTİS’te Neler Oluyor? (EMEP çetesi iş başında)” başlıklı yine muhalefetin açıklaması.
– 24 Mayıs 2006 tarihli TÜMTİS İstanbul Şubesi ve 27 Mayıs tarihli İzmir Şubesi basın açıklamaları.
– 9 Haziran 2006 tarihli Evrensel gazetesinden yayınlanan “Sınıftan yana, mücadeleci işçi, emekçi ve sendikacılar yıkıcılığa ve bozgunculuğa geçit vermeyecek” başlıklı açıklama ve imza listesi.
– 14 Haziran 2006 tarihli “Son sözü TÜMTİS İşçisi söyleyecek –Olağanüstü Genel Kurul Talebinde Bulunan Delegeler” başlıklı ve imzalı açıklama.
Bu yazılara ya da belgelere dayanarak herkes değerlendirme yapabilme ve doğru olanın ne olduğunu söyleyebilme imkanına sahiptir.
9 Eylül 2005 tarihli EMEP açıklamasında 5 üyesinin ihraç edildiği anlatılırken, sözkonusu kişilere yönelik suçlamalar yapılmakta ama önemli olan somut bir örnek bile verilmemektedir. Açıklamaya egemen olan düşünce hedefe konan kişilere karşı kışkırtıcılıktır. Bu düşünce şu tespitte görülebilir:
“TÜMTİS’i cepheden saldırarak dize getiremeyen sermaye, sendikal bürokratizmini, bazı sendikacıların kişisel zaaf, zayıflık ve hırslarını kullanarak içten çökertmeye soyunmuştur. Şimdi TÜMTİS içten yaratılan zayıf ve zaaflı birkaç sendika yöneticisi eliyle yolundan saptırılmak isteniyor.” (sözkonusu açıklamadan)
Buna göre TÜMTİS’i ‘cepheden saldırıyla dize getiremeyen sermayenin TÜMTİS’i içten yıkmak için bazı sendikacıların zaaflarını kullanmaktadır ve sözkonusu zaaflı kişiler de sermayedarların kuklaları olma konumundadır. Böylece bu kişiler karşı cepheye dahledilmekte ve bunlar parti, sendika düşmanı ilan edilmektedir. Bunu ispat etmek için ise hiç bir somut veri ortaya konmamaktadır. EMEP Basın Bürosu’nun yayınladığı bu tavır, esas olarak komplo teorisini işleyip hedefe koyduğu insanlara karşı karalama tavrıdır. Gerçekte gündeme gelen TÜMTİS’teki sorunun üzerini örten ve siyasi bir parti olarak TÜMTİS’in iç işlerine müdahale etme ve hâlâ TÜMTİS Genel Başkanı olan Sabri Topçu’yu savunma temelinde yükselen bir tavırdır.
Bu açıklamaya karşı sözkonusu muhalefetin yaptığı “Parti Kamuoyuna” başlıklı Eylül 2005 tarihli açıklamada ise yaşanan sorunlar kimi örneklerle somutlanmakta, sorunun nereden kaynaklandığı kamuoyuna anlatılmaktadır.
Buna göre sorun Topkapı Ambarlar’da yaşanan ve üç işçinin ölümüne yol açan olaylara kadar uzanmaktadır. Dönüm noktası olarak da 2004 Aralık ayında yapılan Genel Kurul olarak gösterilmektedir. Genel Kurul’da Sabri Topçu’nun istediği kişiyi delegelerin çoğunluğu seçmemiştir ve Genel Kurul sonrasında ise Sabri Topçu yetkisini kötüye kullanmış, delegelerin çoğunluğu tarafından seçilen insanları tanımamış vb. Hatta bu arada muhalefete karşı saldırılar, tehditler gerçekleştirilmiş, kimileri bıçaklı saldırıda yaralanmış, kiminin arabasına saldırılmış vb. vs.
Sonuç olarak tüm çabalara rağmen Sabri Topçu ve onu destekleyen siyasi güç olarak EMEP, TÜMTİS içindeki muhalefeti sindirmeye çalışırken muhalefet 203 Genel Kurul delegesinden 137’sinin imzasıyla 12.09.2005 tarihinde Olağanüstü Genel Kurul yapılmasını talep etmiştir.
TÜMTİS’in tüzüğüne göre başvurudan sonra bir ay içinde Merkez Yönetim Kurulu (MYK) toplanıp karar alması gerekiyor. Yine tüzüğe göre delegelerin 1/5’inin imzası Genel Kurul’un toplanması için yeterlidir. Sözkonusu süreçte MYK toplanmamış ve Genel Kurulun yapılması kararını almamıştır. Bunun sonucunda muhalefet sorunu 21 Ekim 2005’te İş Mahkemesi’ne götürmüştür. Sözkonusu mahkeme hâlâ sürmektedir.
Sabri Topçu önderliğindeki MYK sorun mahkemeye götürüldükten sonra toplanmış ve anlatılanlara göre ayak oyunlarıyla önce “Erken Olağan Genel Kurul” kararı alınmış ve sonra da bunun tutmayacağı gözönüne alındığında, karar defterine “Olağan Genel Kurul” yapılması kararı geçirilmiştir. Genel Kurul tarihi ise 26-27 Mayıs 2007 olarak tespit edilmiştir.
Mayıs 2006’ya gelene kadar sorun tehditler, saldırılar, işten çıkarmalar vb. eşliğinde giderek çözümsüzlüğe doğru yol almıştır. TÜMTİS MYK’si tüzüğün Genel Kurul yapmayı öngördüğü maddesini yokmuş gibi saymış ve Genel Kurul delegelerinin talebini yerine getirmemiştir.
Muhalefet Mayıs ayında yaptığı açıklamada, EMEP ve Topçu tarafından kendilerine yönelen suçlamalara cevap vermeye çalışmış ve sorunun çözümü için de Genel Kurul’un yapılıp yapılmamasına yapılacak bir referandumla işçilerin karar vermesi önerisini yapmıştır.

OLAĞANÜSTÜ GENEL KURUL’A İŞÇİLER KARAR VERSİN
Topçu’nun ve onu destekleyen EMEP’in olağanüstü Genel Kurul talebine karşı tavırları, EMEP ve Evrensel gazetesine yönelik olduğu söylenen tavırlara karşı tüm sayfa ilanı vb. olgular gözönüne alındığında sorunun karşılıklı anlaşma ile çözülmeyeceği ve olağanüstü Genel Kurul’a gitme yolunun kapalı olduğu söylenebilir.
Tarafların sınıf sendikacılığı, işçilerin mücadelesi bağlamındaki siyasetinin ne olduğunu somut olarak değerlendirebilecek durumda değiliz. Ama bu somut durumda muhalefetin kararı işçiler versin önerisini, sorunu çözme bağlamında doğru bir öneri olarak görüyoruz.
Biz de işçi sınıfının mücadelesi açısından ve bu mücadelede kararın işçiler tarafından verilmesi gerektiği düşüncesi temelinde, TÜMTİS içindeki sorunların çözümü için kararın yapılacak bir referandumla işçilerin kendileri tarafından verilmesi gerektiğini savunuyor, bu öneriyi destekliyoruz.
Muhalefetin işçilerin çoğunluğunun Genel Kurul istememesi durumunda mahkemedeki davayı geri çekmeye hazır olduğunu açıklaması da olumlu bir açıklamadır.
İşçi sınıfının kurtuluşundan yana olduğunu, işçi sınıfının çıkarlarını savunduğunu söyleyenlerin, sendika bürokratizmine karşı tabanın kararlarda yer almasından yana olduğunu bağıranların yapacağı tek şey var: Referandum yapmak!
Tekkecilik, grupçuluk işçi sınıfının mücadelesine sadece ve sadece zarar veriyor. Devrimcilik, solculuk adına farklı düşünenlere karşı tehditler, saldırılar karşıdevrime hizmet eden ve karşıdevrimci edimlerdir. Tüm sınıf bilinçli işçiler, işçi sınıfının birliğine, mücadelesine zarar veren tavırlara karşı mücadele etme görevine sahiptir.

24 Haziran 2006