18 Mayıs'ta İbrahim'i andık

Güney Kültür Merkezi ve Yeni Dünya İçin Çağrı gazetesi olarak her yıl düzenlediğimiz 18 Mayıs pikniğini bu yıl da gerçekleştirdik.
18 Mayıs’ın Pazar gününe denk gelmiş olması İbrahim Kaypakkaya’yı katledilişinin 35. yılında aynı günde anmamıza olanak tanıdı.
İstanbul Çatalca’daki piknik alanında yaptığımız pikniğe çevremizden yaklaşık 60 arkadaş katıldı.
Sabahın erken saatlerinde vardığımız piknik alanına yaptığımız kahvaltının ardından bir arkadaş İbrahim Kaypakkaya ile ilgili hazırladığı 15 dakikalık konuşmasını aktardı. Konuşmada İbrahim Kaypakkaya’nın Kemalizm ve Kürt sorunu bağlamındaki tavırlarına değindi.
Kemalistlerin, ulusal kurtuluş savaşının ardından 1923 yılında iktidara gelmeleri ile birlikte, özellikle iktidarlarını sağlamlaştırdıkları 1925’li yıllardan itibaren sosyalistlere ve komünistlere karşı gerçek anlamda bir sürek avı başlattığını onların her türlü faaliyetini engellemeye çalıştığını, aynı şekilde işçi sınıfının da her türlü örgütlenmesinin karşısında durduğunu ve işçi sınıfının hareketini bastırmak için elinden geleni yaptığını belirtti. Yani Kemalist hareketin ve Kemalist iktidarın en başından itibaren işçilere, köylülere ve tüm ilerici, komünist muhalefete düşman bir burjuva hareketi olduğunu ortaya koydu. Buna rağmen Türkiye’deki sol hareketin – İbrahim Kaypakkaya dışta tutulduğunda - Kemalizm hayranlığının nereden kaynaklandığı sorgulanarak Kemalizm’de anti emperyalistlik, ilericilik, sosyalistlik vs. gibi onda olmayan özelliklerin onda varmış gibi görülüp gösterilmesinden kaynaklandığını belirtti.
Kemalist harekete ve Kemalist iktidara karşı ilk köklü eleştirinin 1972 yılında İbrahim Kaypakkaya tarafından “Kemalizm” yazısında ortaya konduğunu, burada o Kemalizmin faşizm demek olduğunu, onun sosyalizmle bağdaştırılamayacağını ve Türkiye’deki devrimci hareketin önünde duran en büyük engelin hem ideolojik hem de pratik olarak Kemalizm ve Kemalist diktatörlük olduğunu ortaya koyarak onun bu konuda aynı dönemin diğer devrimci önderleriyle kesin bir şekilde ayrıldığını belirtti.
İbrahim Kaypakkaya’nın Kürt sorunu ile ilgili de o dönemde ulusal başkaldırı hareketleri olan Kürt isyanları bağlamında hem 1925’li yılların TKP’si hemde Komintern’den çok daha ileri bir pozisyonu savunduğunu vurguladı. Bunun dışında diğer devrimci önderler henüz Kürt ulusunun bir ulus olup olmadığını tartışırken, sorunu esas olarak ekonomik az gelişmiş doğu/güneydoğu/anadolu sorunu olarak görürken ve bunu ilericilik, devrimcilik adına savunurken İbrahim Kaypakkaya’nın her ne kadar Kürt ulusu coğrafik olarak dört parçaya bölünmüş olsa da, bir ulus olarak varlığını koruduğunu, Kürt ulusunun ayrılıp ayrı devlet kurma hakkını savunduğunu, bu konuda doğru bir marksist-leninist siyaset izlediğini vurguladı.
Bu iki nokta dışında örneğin, komünist bir partinin gerekliliği konusunda, faşizm, reform/devrim, silahlı mücadele/silahlı devrim konularında esasta doğru komünist pozisyonları savunduğunu dile getirdi.
İbrahim Kaypakkaya’nın bu muazzam kazanımlarının yanı sıra bazı hata ve eksikliklerinin de olduğunu fakat bunların İbrahim Kaypakkaya’nın komünist bir önder olmasını, Türkiye’de uzun bir aradan sonra ilk defa doğru marksist-leninist düşüncelerinin savunulması konusunda bir dönüm noktası olmasını değiştirmeyecek hata ve eksiklikler olduğunu söyledi. Ayrıca İbrahim’i değerlendirirken onun içinde yaşadığı tarihsel koşulların da gözönünde bulundurularak bir değerlendirmenin yapılması gerektiği dile getirildi. Bu tarihsel koşulların ne olduğu ortaya konuldu.
Son olarak ise onun devrimci dayanışmaya verdiği önem ve polis ve işkencedeki ser verip sır vermeme komünist pratiği anlatıldı.
Sunumun ardından soru-cevap ve tartışma bölümüne geçildi. Burada da esas olarak aradan geçen 35 yıla rağmen onun marksist-leninist düşüncelerinin yolumuzu aydınlatmaya devam ettiği, özellikle genç arkadaşların onu okuyup kavraması ve onun komünist düşüncelerinin pratikleri ile birleştirmeleri gerektiği belirtildi.
Yaklaşık birbuçuk saat süren anma etkinliğinin ardından çeşitli oyunlarla, çekilen halaylarla ve kollektif bir şekilde söylenen türkü ve marşlarla 18 Mayıs İbrahim Kaypakkaya’yı anma etkinliğimiz sona erdi.
Geri dönüş yolunda yapılan değerlendirmede hem sunumun hem de pikniğin eğlence kısmının beğenildiği ve çok eğlenildiği dile getirildi. Bu piknikte özellikle yeni ve genç arkadaşların varlığı sevindiriciydi. Piknik ile ilgili eksiklik olarak öne çıkan nokta tiyatro ve müzik grubu gibi kültürel bir etkinliğin olmamış olması idi. Eksiklik olarak değerlendirilen diğer bir nokta ise İbrahim Kaypakkaya’yı sadece dar piknikler çerçevesinde değil daha geniş çevrelere taşımak için daha geniş piknikler yapmanın daha iyi olacağı noktasında idi.
Güney Kültür Merkezi adına takınılan tavırda her iki konuda da getirilen eleştirilerin yerinde olduğu, fakat piknik öncesinde bir müzik grubuyla anlaşıldığını, fakat bunların son anda aptal etmeleri nedeniyle kısa sürede başka bir hazırlığın yapılamadığı belirtildi.
Daha geniş pikniklerle İbrahim’in anılmasının bizim de istediğimiz birşey olduğu, pikniği dar tutmak için özel bir çabanın olmadığı bunun bizim andaki durumumuzla alakalı olduğu belirtildi. Her yıl, birisi dar birisi de geniş ve ikincisinde eğlenceye, kültürel faaliyete ağırlık verilen iki pikniğin düzenlendiği söylendi. Şimdilik bu kadarının yapılabildiği, fakat önümüzdeki pikniklerde İbrahim’i daha geniş kitlelere anlatabilmek için daha fazla çaba sarfetmemiz gerektiği vurgulandı.

19 Mayıs 2008