Dağ fare doğurdu!
301 değişti, ama nasıl?

5237 sayılı TCK 1 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe girdi. TCK yürürlüğe girmeden önce, AKP kuyuya bir taş attı. Türkiye’deki tüm kişi ve kurumlar kuyuya atılan taşı çıkartmaya çalışırken, TCK meclisten geçti. Kuyuya atılan taş, zina suçunun TCK’da yer alıp almaması sorunuydu. Zina tartışmaları sürerken, baskıcı, özgürlük ve demokrasi mücadelesini engelleyen, içinde bir dizi tuzak maddeyi barındıran TCK yürürlüğe girdi. TCK yürürlüğe girdikten sonra, kimi insan hakları kurumları, TCK’da yer alan ve ifade özgürlüğü önünde engel olan maddeleri kamuoyuna duyurmaya başladılar. Tanınmış yazar ve gazeteciler hakkında dava açılması 301. Maddeyi gündeme getirdi. Kuşkusuz ifade özgürlüğünün önündeki engel sadece 301 değildi. Yazının konusu 301 olduğu için, şimdilik bunun üzerinde durmak gerekiyor.
Orhan Pamuk, Ermeni tehciriyle ilgili İsviçre’de bir gazeteye yaptığı açıklamalar nedeniyle 301 sanığı olmuştu. Yayıncı Ragıp Zarakolu, George Jerjian’ın Ermeni soykırımını konu alan ‘Gerçek Bizi Özgür Kılacak’ kitabını yayımlayarak ‘cumhuriyeti tahkir ve tezyif’ etmekle suçlanmıştı. Öldürülen Hrant Dink, Agos’ta yazdığı bir köşe yazısı nedeniyle ‘mahkum’ olmuştu. Yazar Elif Şafak ‘Baba ve Piç’ romanındaki hayali kahramanının Ermeni tehciri ile ilgili sözleri nedeniyle 301. madde sanığı olmuştu. 301. Maddeden dava açılan tanınmış yazar ve gazetecilerin listesi uzayıp gidiyor. Bunun yanında 301. Maddeden dava açılan ve kamuoyu tarafından yeteri kadar tanınmayan ‘ünsüzler’ de var. 301 maddeden yargılanan ve ceza alan yüzlerce ünsüzden biri de, YDİ Çağrı ve Güney dergisi sahibi Aziz Özer’dir. Tanınmış yazar ve gazeteciler hakkında dava açılması, 301. maddeyi bir marka haline getirdi. AB ve sivil toplum örgütleri 301. maddenin değişmesi için AKP hükümetine baskı yapmaya başladılar. Basında yer alan ve Adalet Bakanı’nın açıkladığı verilere göre;
2005 yılında 301. maddeden 221 dava açılmış ve 1305 kişi yargılanmıştı.
2006 yılında, 328 dava açılmış ve 1533 kişi yargılanmıştı.
2007 yılının Ocak-Eylül arası dönemde ise, 185 dava açılmış ve 1189 kişi sanık olmuştu. Üç yıl aradan sonra AKP hükümeti 301. maddeyi değiştirir gibi yaptı. Ama özde değişen bir şey olmadı. Eski madde bilindiği için yeni maddenin son şekli söyle:
“MADDE 301: (1) Türk Milletini, Türkiye Cumhuriyeti Devletini veya Türkiye Büyük Millet Meclisini, Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ve devletin yargı organlarını alenen aşağılayan kişi, altı aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(2) Devletin askeri veya emniyet teşkilatını alenen aşağılayan kişi, 1. Fıkra hükmüne göre cezalandırılır.
(3) Eleştiri amacıyla yapılan düşünce açıklamaları suç oluşturmaz.
(4) Bu suçtan dolayı soruşturma yapılması, Adalet Bakanı’nın iznine bağlıdır.”
Bu madde kamuoyunda tartışılırken, kimi hukukçular ‘aşağılamak’ terimi yerine daha açıklayıcı olan ‘hakaret etmek’ teriminin kullanılmasını önerdiler. Buna rağmen ‘aşağılama’ terimi madde metninde olduğu gibi bırakıldı. “Türklüğü aşağılamak”, “Türk Milletini aşağılamak”a çevrildi. “Cumhuriyeti aşağılama” terimi “Türkiye Cumhuriyeti devletini aşağılama” biçimine sokuldu. Türklük ile Türk milleti arasında ne fark var? Cumhuriyet ile Türkiye Cumhuriyeti arasında hangi ayrımlar var?
“Suçun yabancı ülkede işlenmesi halinde cezanın üçte bir oranında artırılması” kaldırıldı. Cezanın üst sınırı 3 yıldan 2 yıla düşürüldü. Böylece verilen cezaların ertelenmesi veya para cezasına çevrilmesinin yolu açıldı. Değiştirilen kanunda ‘suçun’ soruşturulması Adalet Bakanı’nın iznine bağlandı. Bu kanunda devletin askeri ve emniyet teşkilatı, yani silahlı güçler özle bir korumaya alınıyor. Polis ve askeri uygulamalarının eleştirilmesi veya hukuk dışı uygulamalara dikkat çekilmesi, dava açılması için yeterli.
301. madde de yapılan bu değişiklikler, uygulamada değişen bir şeyin olmayacağı anlamına gelmektedir. Kelimelerde yapılan bu değişiklikler, AKP hükümetinin demokrasi, ifade özgürlüğü ve insan hakları ile bir ilgisinin olmadığını gösteriyor. “Türklük” ve “Türk Milleti” terimleri bu coğrafyada yaşayan herkesi kapsamıyor. Hakim sınıfların baskıcı, asimilasyoncu bir anlayışla inşa ettiği, ırkçı özellik taşıyan bir devlet var. Türkiye bir halklar hapishanesidir.
Bu ülkede Kürt milleti ve onlarca azınlık yaşıyor. Kürtleri, Lazları, Çerkezleri, Arapları vb. “alenen aşağılayan” kişilere karşı hangi yaptırımlar uygulanacaktır? Sadece “Türk Milleti”ni aşağılayanlara mı ceza verilecektir?
Hakim sınıfların dillerine doladıkları ve her fırsatta açıklama gereği duydukları bir paranoya var. Vatan, millet, Sakarya, ülke bütünlüğü, üniter yapı vb. Güya her fırsatta “bölücülüğe” karşı mücadele ettiklerini söylüyorlar. Aşağıda vereceğimiz örneklerle kimin bölücü olduğu ortaya çıkıyor. Bu ülkede Müslüman olanlar Türk, Müslüman olmayanlar da yabancı olarak görülüyor. 1940’lara kadar Müslüman olmayanların ‘ecnebi’ olarak kayıtları tutuluyordu. Yargıtay, 1971, 1974 ve 1975 kararlarında Müslüman olmayanları, ‘yabancı’ olarak niteledi. 1988’de “sabotajlara karşı koruma yönetmeliği” çıkarıldı. Bu yönetmelikte sabotaj yapacak gruplar sayılırken, 5. Maddenin J bendinde “memleket içindeki yerli yabancılar (Türk tebaalı)” da sayıldı. 17. 04. 1996 tarihinde İstanbul 2 Nolu İdare Mahkemesi verdiği bir kararda, bir Rum vatandaş için “yabancı uyruklu TC vatandaşı” terimini kullandı. 625 sayılı kanunun 24/2 maddesinde, azınlık okulları müdür başyardımcısının “Türk asıllı ve TC uyruklu” olması şartı var. 1960’lı yılların sonlarından başlayarak azınlık mallarına el konuldu. 2002 yılından bu yana azınlık vakıfları ile ilgili çıkarılan kimi yasalara rağmen, azınlık malları geri verilmedi.
Resmi ideolojiye göre, Türkiye’de Türk milleti dışında hiç bir millet ya da milli azınlık yoktur. Türkiye’de yaşayan bütün Müslümanlar, Türk milletinin parçasıdır. Yukarıdaki örneklerde de görüldüğü gibi, Müslüman olmayanlarda ‘yabancı’ uyruklu TC vatandaşıdırlar! Resmi tez böyle olduğuna göre, Türk olmayanların ‘aşağılanması’ gayet normal görülüyor. Bu ülkede Ermenileri aşağılamak için kullanılan küfürleri herkes biliyor. “Kürt nüfus artışı durdurulsun”, “Kürtlerle ilişki kurmayın” vb. kampanyalar yürütülüyor. Merak eden Türk Solu dergisinin sitesine bakabilir. Özellikle büyük şehirlerde tüm kötülüklerin kaynağı olarak Kürtler gösteriliyor. Peki Kürtleri, Ermenileri ‘alenen aşağılayan’ kişi ve kurumlara karşı Türk yargısı neden gereğini yapmıyor? Yapmıyor, çünkü bu ülkede Türkler dışındaki halkların ‘aşağılanması’ mübah görülüyor.
Evet Türkiye’de ve dünyada marka haline gelen 301 değişti. Dağ fare doğurdu! Maddenin özünde yapılan hiçbir değişiklik yoktur. Sadece kelime oyunlarına başvurulmuştur. Görev AKP’nin gerçek yüzünü anlatmaya devam etmek olmalıdır.

Mayıs 2008
Mehmet Desde
İzmir/Tire Hapishanesi