Başkanlık seçimi ve görev taksimi…

- RUSYA -

Rusya’da başkanlık seçimleri 2 Mart 2008 tarihinde gerçekleşti. Seçim sonucu ise önceden hemen hemen garantilenmişti. Putin üçüncü kez aday olamıyordu ama daha 2007 Aralık ayında, Putin’in kendi adayı olarak açıkladığı Medvedev’in açık arayla başkanlığa seçileceğine kesin gözle bakılıyordu. Bu arada ama başbakanın görev ve yetkilerinin çoğaltılması yönlü adımlar atılıyordu. Yani eğer Putin başbakan olursa, önceki başbakandan daha fazla yetkiye sahip olacaktı. Bu da bir nevi “garanti” sayılıyordu.
2 Aralık 2007 tarihli Duma seçimleri sürecinde Putin’in devlet başkanı olarak Birleşik Rusya Partisi’nin baş adayı olarak yaptığı propaganda ve seçim sonucu da, Putin’in başbakan olarak siyasete devam edeceği yönlü tahminleri onaylıyordu. Yani en gecinde Duma seçimleri ertesinde Medvedev’in başkan, Putin’in de başbakan olacağı genel kabul gören değerlendirmeydi.
Bu temelde 2 Mart 2008 tarihinde başkanlık seçimleri yapıldı. Başkanlığa toplam dört kişi adaydı. 107 milyon civarında kayıtlı seçmenin yaklaşık %70’i seçimlere katıldı. Medvedev kullanılan ve geçerli oyların %70,28’ini alarak açık farkla başkanlığa seçildi. Medvedev’i takip eden en yakın rakibi Rusya Komünist Partisi adayı Zuganov, oyların %17,72’sini aldı. Burada göze batan propagandanın biri seçim kampanyasında Zuganov’un Stalin döneminin propagandasını yapmasıdır. Bu durum kimi batılı gazetecileri “Zuganov Stalin döneminin hayalinde” biçiminde yorumlandı. Diğer iki adaydan açık faşist Jirinovski %9,34; Rusya Demokratik Partisi adayı Bogdanov ise %1,29 oy aldı.
Seçim sahtekârlığı üzerine tartışmalar, ya da Avrupa Güvenlik ve Ortak Çalışma Örgütü’nün (OSZE) seçimlere gözlemci göndermemesi, seçimlerin “adil” olmadığı vb. yönlü eleştiriler pek etkili olmadı. Seçimler planlandığı gibi yapılmış ve istenen sonuç elde edilmişti.
Seçimlerden sonra gözler 7 Mayıs’ta Medvedev’in görevi devralmasına çevrilmişti. Her ne kadar Putin’in başbakanlığı kesinmiş gibi görünse de, spekülasyonlar, ya da farklı tahminler; acaba mı? soruları tümüyle ortadan kalkmamıştı. Birleşik Rusya Partisi Duma’daki en büyük güç olarak Putin’i başkanlığa kabul edecek miydi? Medvedev görevi devraldıktan sonra Putin’i başbakanlığa atayıp, hükümet kurma görevini verecek miydi? Birleşik Rusya Partisi 15 Nisan’da Putin’i, önceden üyesi olmadığı halde parti başkanlığına seçti. Diğer soruların cevabı ise ancak 7 Mayıs 2008 tarihinden sonra alınabilecekti.
7 Mayıs’ta Kremlin’de ve 2000 civarında “önemli şahsiyet”in şahitliğinde yapılan törenle başkanlık görevi Medvedev’e devredildi. Medvedev’in başkan olarak ilk işi ise Putin’i başbakanlığa atamak, yeni hükümeti kurma görevini vermekti. Bundan kısa süre önce ise Başbakan Viktor Subkov kendisinin ve hükümetinin geri çekildiğini /istifasını açıkladı. Böylece Putin’in başbakanlığı ve hükümet kurmasının önünde engel kalmamıştı. Duma, 8 Mayıs’ta, Medvedev’in de doğrudan tavsiyesiyle Putin’i başbakanlığa seçti.
Bu görev taksimiyle Medvedev Başkan, Putin ise Başbakan oldu. Gelişmeler daha önceki beklentiler arasında egemen olan tahminin şimdilik doğru olduğunu gösterdi. Esas mesele ise bu görev taksiminin Rusya’nın uluslararası düzeydeki siyasetinde herhangi bir değişiklik getirip getirmeyeceğidir.
Bu konuda Medvedev’in anda Putin’e göre biraz “sessiz” ya da “ılımlı” bir görüntü sergilemesi, özellikle batılı emperyalistler açısından, Rusya ile daha iyi ilişkiler kurma hesaplarının dayanağı oluyor. Emperyalistler arasında “daha iyi ilişkiler”, gerçekte hep şu ya da bu emperyalistin çıkarına, çıkarlarına göre hesaplanır. Nasıl ki şu ya da bu emperyalist ülkedeki başkan ya da başbakan değişse de, o emperyalist ülkenin genel siyaseti özde değişmiyorsa; Rusya’da da Putin yerine Medvedev’in gelmesi Rus emperyalizminin genel siyasetinde özde bir değişiklik getirmeyecektir. Ki, Putin’in doğrudan Rusya’nın yönetimi siyasetinden ayrılmaması, tersine “süper başbakan” olarak ülkenin yönetimindeki yerini almaya devam etmesi de, Rusya’nın Putin döneminin siyasetinden vazgeçmediğinin ispatıdır.
Rus emperyalizmi Putin döneminde krizden çıkmış, yeniden güçlenerek dünya üzerindeki dalaşta yerini almıştır. Bu bağlamda iç kalkınma, ya da gelişme bağlamında Rus emperyalizminin diğer önde gelen büyük güçlerle rekabeti sürdürebilmesinin önkoşullarından biri de –ki Medvedev bunu Rusya’yı dünya çapında yaşanacak en cazip ülke haline getirmek olarak da ifade ediyor– teknolojinin geliştirilmesidir. Teknolojik kalkınma bağlamında kendi çıkarlarına olan tüm ilişkilere açıktır Rusya ve bunu da Medvedev başkanlığında yapacaktır. Bu bağlamda eğer bu görev taksiminde yeni bir gelişme beklenecekse, bu yönde beklenmelidir. Bu ama Putin’in başkanlığı döneminde planladığı gidiş yönüdür ve Medvedev de bu gidişte yol arkadaşıdır.
Bu temelde soruna yaklaşıldığında Rusya’nın genel siyasetinde özde bir değişiklik olmayacaktır. İplerin Putin’in elinde mi olacağı, ya da Medvedev, Putin’i devredışı bırakmak için koltuğunu mu kulanacak vb. sorular da işin özünü değiştirmiyor. Rus emperyalizmi vitrin değişikliğiyle dünyayı paylaşım dalaşında daha da güçlenmenin hesabı ve çabası içindedir. Medvedev’in görevi devralırken yaptığı konuşmada söyledikleri de bunları onaylamaktadır. Medvedev, Putin’in yaptığı uzun “veda konuşması”nda savunduğu görüşleri neredeyse kelimesi kelimesine savunmaktadır. Konuşmasında şunları da söyledi:
“Başkan Putin, Rusya’nın dev bir hamle yapabilmesi için gerekli alt yapıyı hazırladı. Ondan devraldığım bu şanslı dönemi çok iyi değerlendirmek gerek. Rusya’ya hizmet yemini ederken hedefim Rus halkına layık olduğu daha fazla kişisel özgürlük ve ekonomik serbesti verilmesi şeklinde özetleyebilirim. Rusya’nın dünyada yaşanılacak en cazip ülkelerden biri haline gelmesi için gece gündüz çalışacağıma söz veriyorum.” (Hürriyet, 8 Mayıs 2008)
Medvedev sadece bu yemini etmiyordu. Putin ile çalışmasını da Duma’da yaptığı konuşmada şöyle açıklıyordu:
“Bizim ikili çalışmamız bundan sonra da derinleşerek devam edecek. Birlikte bir ekip olarak çalışmaya devam ederek ülkemiz için büyük işler başaracağımıza inanıyorum. Eski devlet başkanımız politikaların hayata geçirilmesinde kilit rol oynayacak.” (Hürriyet, 9 Mayıs 2008)
Evet, Medvedev’in konuşmalarında da Putin’in konuşmalarında da Rusya’nın hangi yolda ilerleyeceği ortaya çıkmaktadır. Putin Başbakan olarak enflasyona karşı mücadelenin esas olduğunu vurgularken, bunu rüşvetçiliğe karşı mücadele ve ekonomik kalkınma bağlamında önümüzdeki kısa sürede İngiltere’yi geçme, ülke içinde vergi yükünü azaltma vb. yönünde verilecek mücadele ile tamamlıyordu.
Bu yöndeki siyasetin ilk verisi, Medvedev’in Başkan olarak ilk ziyaretini Kazakistan ve Çin’e yapmasıydı. Çin ile Rusya arasındaki ticaret alışverişi 2007 yılında %44 oranında yükselerek 48 milyar dolara çıkmıştı. Medvedev bunu yıllık olarak 70 milyar dolara çıkarmayı planlamakta ve Çin ile alışverişte özellikle yüksek teknolojik ürünleri alma ve Rusya’nın teknolojisini kalkındırmayı istemektedir. Çin ise en başta Rusya’nın petrol ve doğal gazı olmak üzere enerji ihtiyacını karşılama isteğindedir. Bu karşılıklı çıkarlar, Rusya ile Çin’in aynı zamanda batılı emperyalist güçlerle karşı karşıya gelmesinin de zeminini oluşturmaktadır. Anda Çin, AB’nin Rusya’dan gaz alma konusundaki en önemli rakibi durumundadır. Rusya ise bir yandan Çin ile ilişkilerde Avrupa devletlerine aba altında sopa gösterirken, hem de Avrupa’daki bu pazarın egemenliğini koruma çabasında İran’ın Avrupa’ya gaz satmasını engellemeye çalışmaktadır. Bunu da “yakın ilişkiler” içinde İran’ın Çin ve Hindistan ile gaz alışverişi yapmasını destekleme yoluyla yapmaktadır.
Tüm bunlar, Rusya’nın emperyalist güçler arasındaki dalaşta, daha da güçlenmeye çalıştığını ve çalışacağını göstermektedir. Görev taksimi yapılmış ama özde bir şey değişmemiştir.

27 Mayıs 2008