Kapitalist ölüm makinasının tipik bir örneği: Tuzla Tersaneleri

Tuzla tersanelerinde işçi ölümleri hız kesmeden devam ediyor. İşçi canı yemeye doymayan kapitalist azami kar hırsının Tuzla’daki örneğinin bu kadar gündeme gelmesinin nedenlerinin başında hiç kuşkusuz Tuzla tersanelerinde sendikal örgütlenme faaliyetini tüm tehdit ve engellemelere rağmen ısrarla sürdüren Limter-İş gibi yılmayan mücadeleci bir sendikanın varlığı gelmektedir. Ancak gözü kar hırsıyla dönmüş her tarafından kan akarak büyüyen sermayenin pervasızlığı ve acımasızlığı o kadar gelişmiş ki, bütün medyanın gözü önünde ardı arkası kesilmeyen işçi cinayetlerini hiç umursamıyor bile. Onlar için yeter ki hızla büyüyen piyasadaki siparişler aksamasın, zamanında yetişebilsin. Pişkince ölümlerden “eğitimi eksik”, “cahil”, “dikkat etmesini bilmeyen” işçileri sorumlu tutabiliyor onlar. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı ise soğukkanlıca ekliyor: “Ölümler sürecek!”.
Bir işçinin yaşamında, onu son iliğine kadar sömürmenin dışında hiçbir değer görmeyen sermaye ve onun temsilcileri için tabi ki suçlu eğitimsiz işçilerdir, onların ölümleri de normaldir. Tuzla tersane patronları feryat ediyorlar: “Ölümler sadece tersanelerde gerçekleşmiyor, diğer sektörlerde de gerçekleşiyor, oralarla neden ilgilenilmiyor!”. Evet, doğrudur, işçi sağlığının ve güvenliğinin hiçe sayıldığı tek sektör tersane sektörü değil. 2006’da kayıtlara geçen ölümlü iş kazalarının %25’i inşaat sektöründe, %10’u nakliyat sektöründe, %31’i ise “bilinmeyen” kategorisinde gerçekleşmiştir (Veriler Makine Mühendisleri Odası’nın Nisan 2008’de açıkladığı ve SSK verilerinin derlemesinden oluşan “İş Sağlığı ve Güvenliği Raporu”ndan, aktaran Taraf Gazetesi, 22 Mayıs 2008). Bunlar kayıtlara geçenler! Bir de kayıtlara geçmeyenler var tabi ki! Bu tablonun gösterdiği açık gerçek şudur: Kapitalist sistem işçi kanı emerek büyüyen bir canavardır! Kapitalizmin en barbar yüzü kuşkusuz emekçileri top mermisi olarak kullandığı savaşlarda görülür, ancak kapitalizmin çok fazla görülmeyen (burjuva tekel medyası tarafından bilinçli olarak gösterilmeyen) diğer alanlardaki barbar yüzü, daha masum değildir.
Dünyada gemi talebinin artmasına paralel olarak Türkiye’de de gemi inşa ve tamir sanayi hızla büyümüştür. 2005 ile 2007 yılları arasında reel üretim 331 dwt’den 1 milyon dwt’ye yükselmiştir, yani üç katına büyümüştür, ne var ki bu alanda istihdam edilen işçi sayısı aynı oranda artmamış ve ancak 24.000’den 33.000’e çıkmıştır, yani üçte birlik bir artış göstermiştir.  Bu da işçilerden ilkel yöntemlerle daha fazla iş çıkarılmaya çalışıldığının açık göstergesidir. Bu durumu Taraf gazetesi şöyle aktarmaktadır: “İşi yoğunlaştırma, yani çalışma saatlerinin artırılması (22 saatlere varan, üç mesai üst üste çalışmalara rastlanmaktadır), iş ritminin hızlandırılması (en son halka olan ustabaşı ve taşeronun artan baskısı ile), çabuk çabuk, 2013’e kadar dolu sipariş listesindeki gemilerin üretiminin veya tamirinin peşine koşulması, göz göre göre gelen ölümlere davetiye çıkarmaktadır.”  (Taraf Gazetesi, 22 Mayıs 2008, Tuzla: Sorular ve Cevaplar)
Konuyu gündeme taşıyan ve kamuoyunu bilgilendiren bazı burjuva liberal-demokrat gazetelerin bütün iyiniyetlerine karşın gözden kaçırdıkları nokta, yukarıda Taraf gazetesinden alıntıladığımız durumun kapitalist sistemde hiç de sıra dışı bir olay olmadığıdır, tam tersine onun doğasından kaynaklandığıdır.
Büyüyen ekonomi – artan ölümler ve barbarlık! İşte kapitalizmin özeti! Her ne kadar mantıksız gözükse de, kapitalizmin her alandaki basit gerçekliğini ifade ediyor bu çelişki.
Bu çelişkinin bir tek çözümü vardır: Merkezine aşırı kar hırsını değil de insanın mutluluğunu koyan bir düzen, bir yeni dünya, sosyalizm! Seçenekler ortada: Ya işçi sınıfı kapitalizmi bir devrimle yok edecek, ya da kapitalizm insanlığı ve dünyayı yokoluşa götürecektir.

Kısacası:
Ya Barbarlık, Ya Sosyalizm!
Başka seçenek yok!

23 Mayıs 2008