Erkek egemenliğinin barbar yüzü:
Cinsel Taciz!
Dünyanın neresinde olursa olsun üretim araçları üzerinde özel mülkiyetin ortaya çıktığı tarihten bu yana kadınlara yönelik cinsel şiddet, taciz ve tecavüz erkek egemen toplumun ayrılmaz bir parçası olagelmiştir. Burjuva demokrasisinin yaşandığı bazı emperyalist ülkelerde erkek şiddetinin biraz daha törpülenmiş olması, ya da bizim gibi erkek egemenliğinin halen önemli oranda varlığını koruduğu ülkelerde kadınlara yönelik şiddetin daha açık ve vahşi bir biçimde ortaya çıkması işin özünü değiştirmiyor.
Cinsel Taciz nedir?
Cinsel taciz dendiğinde aklımıza çoğu zaman yolda yürürken atılan cinsel içerikli bir söz, otobüsdeysek elle biryerlerimize dokunulması ya da gözle taciz edilmek geliyor. Halbuki cinsel taciz çerçevesi çok daha geniş olan bir kavram.
Cinsel tacizin içeriğinin nasıl doldurulacağı, nasıl tanımlanması gerektiği konusunda tartışmalar yürütülüyor. Bu konuda kesin bir tanımlama yok. Ancak cinsel taciz; bazı uzmanlarca çok özet olarak; daha yaşlı ya da otoriter konumda olan birisinin, ya da güvenilen birisinin gerçekleştirmesi ve bundan cinsel doyum sağlaması şeklinde açıklanıyor. Bunun yanısıra cinsel taciz direkt ve in direkt olmak üzere ikiye ayrılıyor.
Direkt cinsel taciz grubunda yer alanlar:
Vajinal, anal, oral cinsel ilişki, göğüsleri, kalçaları okşamak, cinsel içeriği olan öpücükler vs. Endirekt cinsel taciz ise: Cinsel ilişki teklifi, açıkça cinsel organını gösterme, ya da kurbanın cinsel organını seyretme, çıplak fotoğraflama, ya da erişkinlerin cinsel ilişkisini seyretmeye zorlama vb. olarak tanımlanıyor.
Bu tanımlamalardan da anlaşılacağı gibi cinsel taciz kavramı altında tecavüz de dahil her türlü cinsel istismarı sayabiliriz.
Tacizin kimi güncel görüntüleri
Kadın-erkek eşitliğini sağlamakla övünen erkek egemen devletin, kadınlara yönelik cinsel şiddete karşı mücadelesi yasalarda yer verdiği göstermelik maddelerin ötesine geçmiyor. Bırakalım bu konuda ciddi bir çalışmanın yürütülmesini çoğu durumda cinsel istismara maruz kalan kadınlar suçlanıyor. Buna en iyi örnek gözaltında taciz ve tecavüze maruz kalan kadınlardır. Gözaltında tecavüze uğrayan kadınlar tecavüzcüler hakkında dava açtıklarında, tecavüzcüler cezalandırılacağı yerde, devletin askeri kurumlarını “rencide etmek, aşağılamak” suçlarından kendilerine davalar açıldı, açılıyor.
Diğer bir örnek polisin geçtiğimiz yılbaşında Taksim Meydanında yaşanan taciz olayındaki tavrıdır. Bir grup erkek tarafından yabancı uyruklu kadınların Taksim Meydanında taciz edilmelerinin arkasından, tacizde bulunanların adeta ödüllendirilmesi anlamına gelen komik para cezalarının kesilmesi de bu devletin bütün kurumlarıyla ne kadar erkek egemen olduğunu bir kez daha ortaya koydu.
Devlet yapısının böyle olduğu bir ülkede, toplumda kadına yönelik şiddetin boyutlarının bu kadar yüksek olması anlaşılır bir durumdur. Çünkü çoğu zaman bir şekilde kadın suçlanmaktadır ve şiddeti uygulayanın yanına kalmaktadır.
Türkiye’nin erkek egemen toplumunda çok yaygın olan bir anlayış yabancı uyruklu kadınların fahişe olarak damgalanmasıdır. Doğu blokunun çökmesinin ardından Türkiye’ye gelen kadınların önemli bir bölümünün fuhuş yapmak zorunda kalması ya da iş vaadiyle kandırılıp zorla fuhuş yaptırılması bu algının güçlenmesinde önemli bir rol oynuyor. Yabancı uyruklu kadınların rahat ve kendine güvenli tavırları nedeniyle, “namusu olmayan kadınlar” şeklinde değerlendirilerek onlara karşı her türlü cinsel şiddet normal görülüyor.
Bunun en son örneğini Pippa Bacca’nın tecavüz edilerek öldürülmesinde yaşadık. İtalyan sanatçı Pippa Bacca, savaş mağduru ülkelere dikkat çekmek ve dünyaya barış mesajı vermek için giydiği beyaz gelinliğiyle İtalya’nın başkenti Milano’dan yola çıktı. İtalyan sanatçı 11 Nisan’da Gebze İlçesi'ne bağlı Tavşanlı Köyü yakınlarında tecavüz edildikten sonra öldürülmüş halde bulundu. 31 Mart’tan bu yana kendisinden haber alınamaması üzerine başlatılan araştırmada, Bacca'nın en son Murat K. isimli kamyon şoförü ile görüldüğü ve bu kişi tarafından tecavüz edilerek öldürüldüğü ortaya çıktı. Olay Türk medyasında günlerce yer aldı. Burjuva medya Bacca’nın öldürülmesinden çok her zaman olduğu gibi yine Türkiye’nin dış dünyaya karşı sarsılan imajı ile ilgilendi.
İkinci olay ise Yozgat’ın Sorgun ilçesinde 10 Mayıs gecesi yaşandı. Bisikletiyle dünya turuna çıkan Danimarkalı 33 yaşındaki kadın turist, motorsikletli O.A. (17) ve Fevzi Ş. (22) tarafından durdurularak tecavüz edildi ve parasına el kondu. Danimarkalı kadın öldürülmediği için Pippa Bacca’dan daha "şanslı" sayıldı…
Öyle ya geceyarısı tek başına bisikletle bir kadının, ya da üzerinde gelinlikle otostop çeken bir kadının dışarıda ne işi vardı?! Bu anlayışa sahip olan iğrenç erkek egemen toplum kadınların yaşam alanını daraltıyor. Kadınlara çizdiği çerçevede hareket etme izni veriyor. Eğer buna aykırı davranırsa bedelini yaşamı ile, tecavüz ile ödüyor!
Kadına yönelik cinsel şiddet her alanda
Bunlar son dönemde medyada yer alan, kadınlara yönelik barbarlığın açığa çıkan bir kısmı. Aysberg’in görünen kısmı. Her gece binlerce yatak odasında binlerce kadın kocasının yani “yasal sahibinin” tacizi, tecavüzü ile karşı karşıya kalıyor!
Cinsel taciz konusunda Türkiye genelini içeren bir istatistik olmamasına karşın değişik alanlarda yapılan araştırmalar kadınlara yönelik cinsel tacizin daha da arttığını gösteriyor.
6 bin kadınla yüz yüze yapılan bir araştırmaya göre kadını istemediği cinsel ilişkiye zorlamak, başka kişilerle cinsel ilişkiye zorlamak, cinsel olarak kişiyi korkutan ve kıran davranışlarda bulunmak, sürekli kadınlığını aşağılamak, telefon, mektup veya sözleriyle sürekli cinsel içerikli tacizde bulunmak, cinsel organlara zarar vermek, namus ve töre nedeniyle baskı uygulamak gibi cinsel şiddet içeren eylemlerde artış var.
TÜBİTAK'ın 56 ilden 1800 kadınla yaptığı anket çalışmasına göre cinsel şiddet mağduru kadınların yüzde 9'unun akraba ya da tanıdığından şiddet gördüğü belirtilen araştırmada, cinsel şiddete maruz kalan kadınların yüzde 85'inin 'ara sıra', yüzde 15'inin 'nadiren' cinsel şiddete uğradığını ortaya koyduğunu; cinsel şiddete uğrayan kadınların sadece yüzde 15'inin doğrudan mahkemeye, yüzde 12'sinin de polis merkezlerine başvurduğu belirtiliyor. Cinsel şiddet mağduru kadınların bazıları, yaşadığı cinsel şiddeti söylediğinde dostları ve ailesini inandıramadığını söylüyor.
Kadınların yüzde 60'ı cinsel şiddetten sonra psikolojik ve tıbbi tedavi görmediğini belirtiyor. Pek çok kadının utanarak ya da korkarak cinsel şiddeti gizli tuttuğu da göz önüne alınırsa, gerçek rakamların çok daha vahim olduğu ortada.
Kadın erkek arasındaki eşitsizlik, taciz ve tecavüze uğramış kadınların toplum tarafından suçlu olarak görülmesi, tacizci yerine taciz edilen kadınların suçlu olarak gösterilmesi, dışlanması, işyerinden uzaklaştırılması, başka işyerlerine de alınmaması, ya da özellikle kriz zamanlarında kadınların işlerini kaybetme korkusuyla cinsel tacize boyun eğmesi, sineye çekmesi üretim alanındaki kadına yönelik cinsel istismarı daha yaygın hale getiriyor.
Ankara’da hemşireler üzerinde yapılan bir araştırmaya göre hemşirelerin yüzde 75’inin cinsel tacize maruz kaldığı ortaya çıkmış. Bir başka araştırmada da sekreterlerin önemli bir kısmına yönetici ve iş arkadaşları tarafından cinsel tacizde bulunulduğu saptanmış.
Cinsel taciz daha 1930’larda çalışan kadınların işlerinin bir parçası olarak kabul ediliyor olacak ki aşağıdaki cümleler 1935’de basılan bir iş görgü kuralları kitabında genç kadınları işyerinde karşılaşacaklarına dair onları güya eğitmek amacıyla yer alıyor:
“Cazibeli olan her genç kadın farkında olmasa da ve bunu hiç istememiş olsa bile tahrik edici olabilir. Bununla baş etmeyi öğrenmek kızların iş hayatındaki eğitimlerinin bir parçasıdır. Patronun/müşterinin ya da ustanın ‘farklı niyetler’i olduğunu anlayınca uygulanabilecek standart teknik; bunları görmezden gelmek ve bu davranışlar ciddi değilmiş gibi davranmaktır. Oyunun kuralı şudur: Adam çizgisini aşmaz ve kızın kendisine karşı çıkmasını gerektirecek kadar ileri gitmez. Ama bazen adam kontrolünü kaybedebilir. İşte bu durumda kız gerçekten kötü bir durumdadır. Tamamen suçsuz olsa bile paçayı kurtarmak için işi bırakmaktan başka bir alternatifi yoktur.”
Alternatif vardır!
Alternatif, erkek egemen kapitalist sistemi tüm pislikleri ile birlikte tarihin çöplüğüne atmakla yaratılacaktır! Bunun için şimdiden mücadeleye dört elle sarılmak, işçi ve emekçi kadınları bu bilinçle eğitmek ve mücadeleye çekmek gerekiyor. Bunu yaparken çevremizde cinsel şiddete maruz kalan kadınlara sahip çıkmak, onları ciddiye almak ve çözüm yollarını birlikte bulmaya çalışmak gerekiyor.
Kahrolsun erkek egemen sistem!
Mayıs 2008
