Futbol adına bir çılgınlığı daha geride bıraktık!

Bir Avrupa Futbol Şampiyonasını kışkırtılan milliyetçilik, şovenizm çılgınlığı histerisi altında geride bıraktık. Bilanço 1 ölü, 70 yaralı. Maçı Mudanya’da izleyip arkadaşıyla birlikte Bursa’ya dönen Ömer Dündargil, bir akaryakıt istasyonunda, “Bayrakları kaldırın. Gürültü yapmayın. Sevincinizi başka yerde paylaşın” dediği için magandalar tarafından linç edilerek öldürüldü. Hırvatistan maçı sonrası burjuva medya timsah gözyaşları dökerek, Tv ekranlarında göstermelik silah kullanmayın logoları ile durumu kurtarmaya çalıştı.
Bir tarafta bu timsah gözyaşlarını döken burjuva medya, diğer taraftan; “Viyana’yı bu defa fethedeceğiz”, “Viyana’yı fethettik”, “Viyana kuşatması zaferle sonuçlandı”, “Viyana düştü”, “70 milyon tek yürek oldu, saat 21:45’i bekliyor. Viyana kapılarına ikinci defa dayanan Türkiye, bu defa o kapıdan geçmek istiyor. Millilerimizin rakibi ise; Viyana’da Osmanlı ordusuna karşı direnen Hırvat torunları.” Diyerek adeta savaş ve futbolu özdeşleştiren aynı medya. Tüm bu ırkçı şoven dalgaya karşı Hırvat burjuva medyası da sessiz kalmadı. “Türkler Viyana’yı iki kere kuşattı. Ancak Avusturya-Macaristan İmparatorluğu’nun himayesinde bulunan Hırvatların yardımıyla Osmanlı askerleri geri püskürtüldü. Yine aynısını yapacağız.” Diyerek Türk medyasından aşağı kalmadı. Bu ırkçı açıklamaya, Türk basınından Türkiye gazetesi “Hırvatlar abarttı” başlığı atarak, sanki kendileri abartmamış gibi Hırvatlara ağzının payını vermeye çalıştı. Tv kanallarında “bayrak yaz” bilmem kaça gönder . “Yüce bayrağım, canım, kanım, her şeyim” vb. yazıyor. Irkçılıkta, milliyetçilikte sınır tanınmıyordu. Başbakan Erdoğan da, “Millet olarak mutluluğu yaşıyoruz. Eşim ağlaya ağlaya aradı. Ülkemizin bunlara ihtiyacı var. Almanya maçında da tribündeyim” diyerek ırkçı şoven dalgaya katkı sunmada geri durmadı.
1 Mayıs’ta Taksim’i işçi ve emekçilere yasaklayıp, biber gazı, cop ve panzerlerle saldırarak işçilere her türlü zulmü reva görenler, Taksim’e dev ekranlar koyarak binlerce insanın maç izlemesine ses çıkarmadılar. Havaya kurşunların sıkılması sonucu, yarananların olması üzerine, İstanbul valisi, “kutlamalar sırasında üzücü olaylar yaşandığını” belirterek durumu kurtarmaya çalıştı. Birçok şehirde aynı olaylar yaşandı. Göstermelik bir kaç gözaltının dışında, olaylara bilerek göz yumuldu. Herhangi bir demokratik tepkiye karşı, şahin kesilen güvenlik güçlerinin, bu olaylar karşısındaki tavrı “yapmayın, etmeyin çocuklar, ayıp oluyor” tavrıdır.
İşsizliğin çığ gibi büyüdüğü, her gün yeni zamların kapıda olduğu ve milyonlarca insanın açlık sınırında yaşadığı, baskı ve zulmün ayyuka çıktığı bu ülkede, geniş emekçi yığınlarının uyutulması için futbol bulunmaz bir fırsat. Ne de olsa geniş emekçi yığınların, kendi sorunlarını geçici olarak da unutmaları sağlanmıştı. Elektriğe %20 zam geldi. Ekmeğe önemli oranda zam yapıldı. Benzin zammı otomatiğe bağlandı. Bu arada 1 Temmuz’dan geçerli olmak üzere asgari ücrete 21 YTL zam yapılmış, buna karşı en ufak bir tepki dahi gelmemişti. Ne de olsa “millilerimiz Türkiye’nin itibarını bütün dünya da düzeltmiş ve Türk’ün gücünü dünyaya göstermişti.” “Her şey milli takımımıza için feda olsun”du!
Milli takımın maç başına 300-500 bin YTL alan futbolcuları ve maaşı 280 bin kişinin asgari ücretine denk gelen Fatih Terim, Türkiye’yi çok sevdikleri için mi oynadılar? Dünyanın en büyük sermayedarlarının arkasında olduğu futbol, endüstriyel bir olay haline gelmiştir. Emekçi yığınların uyutulmasında, bir afyon olan futbola sermayenin bütün olanaklarını kullanarak destek sunması boşuna değil.
“Çılgın Türkler”
Bu turnuvada yalnız magandalar çıldırmadı, reklamlar da çıldırdı. Toplumsal aşağılık kompleksimizin dışa vurumu olarak kendini gösteren reklamlar, gazetelerde tam sayfa, robot olarak resmedilmiş futbolcular, terminatör savaşçılar olarak yer aldı. Televizyon reklamlarında ise, korkunç pazulu, korkunç görüntülü savaşçı olarak çizildi futbolcular. Avrupa Şampiyonası 2008 ana sponsorlarından Garanti Bankası’nın bu reklamı ‘Çılgın Türkler’ konseptine, yaratılan milliyetçilik dalgasına çok uygun! Oysa madalyonun diğer yüzünde, “Türkleri barbar gösteren” ironik bir gerçeklik yatıyor. Gazetelere verilen reklamlarda robot olarak çizilen “Türko”ların elinde tam ekmek arası köfte var. Slogan şu: “Türko’ya çeyrek yetmez.” “Robot Türko’lar rakiplerini yenmeyecek, adeta yiyecek!”
Yurt dışında herhangi bir reklam ajansı, Türk milli takım oyuncularını futbolcu olarak değil, sahaya çıkan barbarlar olarak gösterseydi Türkiye’de kızılca kıyamet kopardı. “Vatanseverler” bu yaratılan imaja tepki göstermek için birbirleriyle yarışırlardı. Ve beraberinde yaratılmak istenen Türk düşmanlığından dem vururlardı! Buna yer verenlerde meşhur 301’den yargılanırlardı.
Bunları yazarken futbola karşı olduğumuz sanılmasın. Biz futbolun halkları birbirine düşman eden değil, halklar arasında dostluğu pekiştiren bir spor olarak oynanmasından yanayız. Bu da futbolun profesyonel değil, amatörce oynandığında mümkündür.
Irkçılık ve milliyetçilik halkları birbirine boğazlatmak için burjuvazinin kullandığı en önemli silahtır. Bu silahın panzehiri ise proletarya enternasyonalizmidir.
01.07.2008
