“Dünya Genç İşçi Buluşması” gerçekleştirildi
Balıkesir'in Gönen ilçesinde, Birleşik Metal-İş Sendikası Kemal Türkler Eğitim ve Dinlenme Tesisleri'nde “ Beş Kıta… Yirmi Ülke… Bir Dünya… sloganıyla bu yıl ilki gerçekleştirilen Dünya Genç İşçi Buluşması 7-15 Haziran tarihleri arasında yapıldı. Kamp organizasyonunu TAREM (Toplumsal Araştırma ve Eğitim Merkezi) ve Birleşik Metal-İş üstlenirken, Dev-Sağlık-İş, Sine-Sen, Genç-Sen, Tek Gıda-İş, Harb-İş, Hava-İş, Petrol-İş, İşçi Filmleri Festivali ile Almanya'dan Rosa Luxemburg Vakfı da katılımcı olarak yer aldı.
Dünya Genç İşçi Buluşması olarak adlandırılan ve öncesinde binin üzerinde bir katılımın gerçekleştirileceği belirtilen kampa katılım yaklaşık 250 kişi civarında kaldı. Kampa katılanların ezici çoğunluğunu “yaşlı” işçiler oluştururken bunlar içerisinde de beş on tane kadın işçiyi saymazsak bir “erkek işçi buluşması”nın gerçekleştirildiğini söyleyebiliriz. Uluslararası alandan katılım da sınırlı idi. Rusya’dan katılan Nestle, Coca Cola ve Efes Pilsen fabrikalarında çalışan üç kadın işçi dışında ancak sendika temsilcileri düzeyinde bir katılım sağlanmıştı.
Kamp programı oldukça yoğun tutulduğundan ve birinci günün ardından kampa katılan işçiler tarafından itirazların yükselmesiyle öngörülen çeşitli etkinlikler gerçekleştirilemedi. Bir dizi söyleşi, atölye çalışması, konser, film gösterimi iptal edilmek zorunda kalındı. Bunda program hazırlanırken kampın tatil bölgesinde yapılması ve insanların sadece eğitim değil aynı zamanda denize girmek ve eğlenmek de isteyeceklerinin gözönünde bulundurulmamış olması da rol oynadı.
Kampın birinci günü olan 7 Haziran Cumartesi, öngörülen “tanışma toplantısı ve kampla ilgili genel bilgiler”, kampa katılacakların önemli bir kısmının henüz gelmemiş olması nedeniyle ertesi güne bırakıldı. Birinci günün akşamı Moğollar konseri öncesinde Birleşik Metal İş Başkanı Adnan Serdaroğlu kısa bir selamlama konuşması yaptı. İşçi sınıfının dünya çapında yaşadığı sorunlara değinerek bunların üstesinden ancak uluslararası bir dayanışma ile gelinebileceğini söyledi. 9 gün boyunca kampın başarılı bir şekilde gerçekleşmesi için tüm katılımcılardan aynı duyarlılığı göstermelerini istedi.
Pazar günü yapılacak panel öncesinde kamp ile ilgili genel bilgi verildi. Tanışma toplantısı yapılmadı. 9 Haziran’dan itibaren her gün saat 9.30 ile 12.30 arasında şu başlıklar altında paneller gerçekleştirildi:
‘Günümüzde işçi sınıfının durumu; genç işçiler ve sorunları’, ‘Küreselleşme sürecinde uluslararası emek göçü ve ırkçılık’, ‘Endüstriyel Futbol / Spor’, ‘Örgütlenme deneyimleri ve sınıf dayanışması’, ‘Çalışma hayatında ve sendikal alanda kadın’, ‘İşçi sınıfı, sendikalar ve siyaset’, ‘ İşçi sınıfı, savaş ve barış’, ‘15-16 Haziran: Dün, bugün, yarın’.
Tüm panellere tek tek ayrıntılı değinmek olanaksız olduğundan kendimizi bir kaç panelle sınırlamak istiyoruz.
‘Günümüzde işçi sınıfının durumu; genç işçiler ve sorunları’ panel başlığı altında gerek sunum yapan sendikacılar gerekse toplantıya soru ve görüşleri ile katkı sunanlar, genç işçilerin yaşadığı sorunları ve örgütlenmedeki durumlarını öne çıkarmaktan çok genel olarak işçi sınıfının sorunlarını dile getirdiler. Bunun üzerine bizim sorduğumuz bir soruya verilen cevapta da gördük ki bunun için özel bir hazırlık olmadığı gibi sendikaların bu konuda ayrı, özel bir çalışması da bulunmuyor. Bu durum işçi sınıfının örgütlenmesinde zaten çok önemli sorunlar yaşandığını, bunun henüz aşılamadığını, bir anlamda genç işçilerin özel örgütlenmesine henüz ‘sıra gelmediği’ şeklinde bir tavır takınıldı. Düzenlenen tüm panellerin içeriğine baktığımızda, Kamp bir genç işçi buluşması olarak adlandırılmasına rağmen genç işçilerin özel sorunlarına çok az yer verildi.
Diğer bir panel başlığı; “Küreselleşme sürecinde uluslararası emek göçü ve ırkçılık” idi. Bu başlık altında Avrupa’ya işçi göçü ve buna bağlı olarak ırkçılığın gelişimine değinildi. Bu konuda özel olarak Almanya üzerinde duruldu. Almanya’daki ırkçılığın bir dizi yasayla desteklendiği ortaya kondu. Ver.di sendikasından katılan örgütlenme uzmanı Orhan Akman ise Almanya’da işçi sınıfı içerisindeki şovenizme değinirken sendikalı işçiler arasında yapılan bir ankete göre ırkçı yaklaşımların önemli boyutlarda olduğunu dile getirdi. İşçi göçü bağlamında bir diğer araştırma Kürt işçi ve emekçilerinin Kuzey Kıbrıs’a göçü üzerine idi. Çoğunluğunu mevsimlik işçilerin oluşturduğu Kürt işçi göçünün esas sebebinin ekonomik olduğu ve Kuzey Kıbrıs’ta da Kürt olarak ırkçı bir ayrımcılıkla karşılaşmaktan çok Türk olarak algılandıkları, ülkede yaşanan hırsızlık vs. gibi tüm kötülüklerin kaynağı olarak görüldükleri ve aşağılandıkları belirtildi. Sadece iş için giden ve belli bir süre sonra geri dönen bu işçilerle Kıbrıslı işçiler arasında bir bağın olmadığı, bunların belli bölgelerde son derece kötü yaşam koşulları altında biraraya getirildiği ve Kıbrıs’taki hayattan kopuk bir şekilde yaşadıkları belirtildi. Emek göçü ve ırkçılığın tartışıldığı panelde Türkiye’de Kürt emekçilerinin yaşadığı göç ve uğradıkları milliyetçi ayrımcılığa panelistler tarafından hiç değinilmemiş olması özellikle Kürt işçiler tarafından eleştirildi. Buna karşılık bunun ayrı bir sorun olduğu, başka bir panelin konusu olduğu şeklindeki geçiştirme düşündürücü idi.
Kampa katılan işçilerin en çok dikkatini çeken panellerden biri olan ‘Endüstriyel Futbol / Spor’ başlıklı panele Radikal ve Özgür Gündem gazetesi gibi spor yazarlarının katılımının yanı sıra Galatasaray’lı eski futbolcu Metin Kurt da katıldı. Panelistler genel olarak sporun ticarileştirilmesinden çok özel olarak futbol üzerinde durdular. Futbolun geniş işçi ve emekçiler içerisinde bu kadar yaygın olasının en önemli nedenlerinin ucuz ve basit olması olduğu vurgulandı. Futbolun gelinen yerde dev bir endüstri haline geldiği, spor olmaktan çoktan çıktığı, milliyetçilik ve şovenizmin önemli bir aracı haline geldiği dile getirildi. Taraftar olmanın ne anlama geldiği, taraftarların birbirini öldürebilecek kadar şartlandırıldıkları belirtilerek, her şeyden önce taraftar olmaktan çok her alanda olduğu gibi futbolda da taraf olmak gerektiği vurgulandı. Taraftar olmanın bir olgu olduğu, bunun değiştirilemeyeceği, bu anlamda taraftar olmaya karşı mücadele etmekten çok taraftar olmanın gücünü kullanarak federasyonlara karşı mücadele etmek gerektiği, futbol ve genel olarak sporda kendi alternatiflerimizi yaratmak, futbolu dostluk ve kardeşlik sporu haline getirmek için kendi alternatifimizi yaratmamız gerektiği belirtildi. Bunun da işçi sınıfının sınıf mücadelesi ile yakından ilişkili olduğu dile getirildi. Tartışmalar içerisinde Futbol’un ırkçılığı körüklediği kadar erkek egemenliğinin de yeniden üretildiği önemli bir alan olduğunu ve buna karşı da mücadele edilmesi gerektiğini tartışmalar içerisinde dile getirdik.
‘Örgütlenme deneyimleri ve sınıf dayanışması’ başlıklı panelde dile getirilenler genel yaklaşımın ötesine geçmedi. Daha güçlü bir mücadele için işçi sınıfının birlik olması gerektiği, örgütlenmenin en temel hak olmasına karşılık bunun kullanılmaması için egemenlerin ellerinden geleni yaptıkları belirtildi. 4 ayı aşkın bir süredir 402 işçinin grevde olan Yörsan işçileri önlük ve sloganlarıyla etkinliğe katılarak bir konuşma yaptılar. İşçiler dayanışma çağrısı yaparak herkesi Yörsan ürünlerini tüketmemeye çağırdılar. Yine dört ayı aşkın bir süredir grevde olan Birleşik Metal İş’de örgütlü Tega işçi temsilcileri de grev sürecini anlatarak tüm işçileri dayanışmaya çağırdılar. Limter İş’den katılan bir sendikacı ise tersanelerdeki kötü çalışma koşularına ve yaşanan işçi ölümlerine değinerek 16 Haziran’da Tuzla Tersaneleri önünde yapılacak 1 günlük greve tüm işçileri ve sınıf dostlarını dayanışmaya çağırdı.
‘Çalışma hayatında ve sendikal alanda kadın’ konulu panelde kadınların her alanda yaşadığı ezilmişliklere ve ayrımcılıklara değinilerek buna karşı ne gibi çalışmaların yürütülebileceği ve ne gibi önlemlerin alınabileceği üzerinde duruldu. Panelde bulunan toplam kadın sayısı onbeşi geçmiyordu. Bu sayı ise sadece işçi kadın sayısı değil, kampı organize eden kadınlar ve çeşitli çevrelerden katılan kadınlar ile birlikte ulaşılan sayı idi. Toplantıda bir kadın arkadaşın, söz almak isteyen erkeklere, bir haftadır hep erkeklerin konuştuğu, kadın sorununun tartışıldığı bir gündemde öncelikle kadınlara söz vermek gerektiğini belirtmesi üzerine birçok erkek işçi salonu terk etti. Bu durum panelist kadınlar tarafından tahammülsüzlük olarak eleştirildi. Etkinlikte buna rağmen ilk olarak kadınlara söz verildi. Kadınların dile getirdiği sorunların başında kadınların erkek egemen anlayıştan dolayı yaşadığı sorunlar ve mücadele yöntemleri ön plana çıktı. Toplantının konusu özel olarak işçi kadınların sorunları ve sendikal alanda yaşanan sorunlardan çok ister istemez kadın erkek meselesine kaydı. Bu bağlamda tartışmalara katılan erkek işçilerin önemli bir bölümünün kafasında büyük oranda erkek egemen anlayışın hakim olduğu ortaya çıktı. Bizden bir kadın arkadaş da bu tartışmalara katılarak erkek işçiler arasındaki erkek egemen anlayışa karşı mücadele edilmesi gerektiğini belirtti. Kampa katılan kadın işçi sayısının bu kadar az olmasını eleştirerek bu sorunun ancak sendikaların bilinçli bir siyaseti ile aşılabileceğini, sendikaların görünürde bir dizi kadın çalışması yürüttüklerini fakat bu konuda yeterli bir çabanın harcanmadığının pratikte kendisini gösterdiğini vurguladı. İşçi kadınların sendikal örgütlenmesinin ve sendika yönetimlerinde yer almalarının önemine değinerek bu konuda sınıf bilinçli sendikacı kadınlara önemli görevlerin düştüğünü belirtti.
Bu paneller dışında ‘Uluslararası örgütlenme deneyimleri’ başlığı altında Brezilya, Arjantin, Venezüella, Bolivya vb. Latin Amerika ülkelerinden ve Rusya’dan gelen delegasyonlarla söyleşi gerçekleştirildi. Rusya’dan katılanlar yürüttükleri sendikal mücadeleyi anlatarak Sovyet döneminden kalma bir dizi işçi hakkının gün geçtikçe geri alındığını dile getirdiler. Latin Amerika’dan katılan temsilciler sendikacı değillerdi. ‘Fabrika işgalleri’nin ve topraksızlar hareketinin başında olan kişilerden oluşuyordu. Katılımcılar bu alanlardaki deneyimlerini aktardılar.
Hem Rusya’dan gelen işçi ve sendikacılarla hem de Latin Amerika’dan katılan temsilcilerle özel söyleşiler yaptığımızdan ve bu söyleşileri önümüzdeki sayılarda yayınlayacağımızdan burada uzun uzun yer vermeyeceğiz.
Biz YDİ Çağrı gazetesi olarak festivale katılarak ve etkinliklerde yer alarak fırsat verildiğinde görüşlerimizi dile getirdik. Ayrıca bu kamp için hazırladığımız iki Yeni Dünya Gençliği imzalı broşürden işçilere dağıttık. Onlarla birebir ilişki geliştirerek Türkçe ve İngilizce yayınlarımızdan verdik.
Çeşitli sendika ve işyerlerinden işçilerin bir araya getirilmesi, eğitim verilmesi, etkinliğin bir ilk olmasından kaynaklı yaşanan bir dizi soruna rağmen olumlu bir çalışmaydı. Etkinliğin en büyük eksikliği ‘Dünya Genç İşçi buluşması’ gibi iddialı bir başlığın altının doldurulamamış olması idi. Bizce önümüzdeki dönemde bu konuda daha isabetliş çalışmalar yürütülerek genel işçi sorunlarından çok somut genç işçilerin sorunları üzerinde durulması gerekiyor. Akademisyen ve profesyonel sendikacılardan çok daha fazla işçilerin sorunlarını dile getirebileceği bir olanağın yaratılması, işçi sınıfını bilinçlendirmek ve ileriye taşıyabilmek için daha faydalı olacağı kanısındayız.
16 Haziran 2008
Dünya Genç İşçi Buluşmasından Görüntüler >>>
