Tele kulaklar işbaşında!
Dinleniliyoruz! Sadece “suç işleyeceği konusunda şüphelenilen kişiler” değil, tüm iletişim ağı izleniyor, dinleniyor.
Son dönemde medyaya yansıyan iki dinleme örneği, dinlemenin boyutlarını gösteriyor.
Önce Anayasa Mahkemesi Başkanvekili Osman Paksüt, kendisini takip eden sivil bir otonun polise ait çıkması üzerine izlendiği, dinlendiği yönünde açıklama yaptı. Medya bu izleme, dinleme olayını tartışırken, başka bir dinleme olayı daha medyaya yansıdı.
CHP Genel Sekreteri Önder Sav’ın, CHP Genel Merkezi’nde kendi odasında, eski Bolu valisi ile yaptığı özel görüşmenin, ertesi gün Vakit gazetesinde olduğu gibi yayınlanması ile ortalık birkez daha karıştı.
Telekom ve Turkcel’in telefon kayıtları, Vakit Gazetesi’nin sabit telefonundan Önder Sav’ın cep telefonunun arandığı, 44 dakika süre ile görüşüldüğünü doğruluyor. Bu durum, “Önder Sav’ın Vakit Gazetesi’nden arandığı, görüştüğü, cep telefonunu kapatmayı unuttuğu” savını güçlendirmektedir.
Özellikle bu iki olay ekseninde dinleme olayları üzerine tartışılırken, Emniyet’in başvurusu üzerine Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından üçer aylık izinlerle tüm iletişim ağının dinlendiği açığa çıktı.
Tüm ülkede telefon, bilgisayar, internet, faks gibi her türlü telekomünisyon yoluyla yapılan iletişim izleniyor, dinleniyor.
“Özel hayatın gizliliği”, “haberleşme özgürlüğü” vb. gibi Anayasa maddelerin bir kez daha hoş, ama boş olduğu ortaya çıktı.
Devlet bunu hep yapıyor
Dinleme işini sadece Emniyet değil, jandarma, MİT’te yapıyor. Yer yer egemenlerin kendi aralarındaki dalaşta da kurumlar birbirini dinliyor, birbirlerinin açıklarını bulmaya, birbirlerine karşı kullanmaya çalışıyorlar.
Temmuz 2005 yılında iletişimin izlenmesi ve dinlemesini bir merkezde toplanmasını sağlayan yasa kabul edildi. Buna bağlı olarak Telekomünisyon İletişim Başkanlığı (TİB) kuruldu. Aynı yasada, emniyet, jandarma ve MİT’e “önleyici istihbarat” adı altında geniş yetkiler verildi.
Yasada, her türlü faaliyetin hakim kararı ile yapılması hükme bağlanmasına rağmen, aynı yasada şu da var: “Suçun işlenmesini önlemek için, hakim kararının gecikmesinde sakınca bulunan hallerde Emniyet Genel Müdürü veya İstihbarat Dairesi Başkanı’nın yazılı emriyle, telekomünikasyon yoluyla yapılan iletişim tespit edilebilir, dinlenebilir, sinyal bilgileri değerlendirilebilir, kayda alınabilir.”
Aynı yasada Emniyete bütün iletişimi üç aylığına takip etme yetkisi de verilmektedir. Emniyet kendisine verilen, “suçun işlenmesini önlemek için” dinleme yetkisini, belirli kişiler için değil, tüm kişiler için kullanmakta, tüm ülkenin “suç işlemesini” önlemektedir!!
Her burjuva devlet gibi TC devleti de, sermaye yararına işleyen bir devlettir. Her burjuva devleti gerektiğinde, kendisinin koyduğu yasaların dışına çıkar. Çıkmak zorundadır. Bunun tersini ummak saflıktır. Sonuçta devlet, “bir sınıfın diğer bir sınıfı ezmek için kullandığı bir baskı aracıdır.” Baskı aracında nüans farklılıkları olsa da, son tahlilde her burjuva yönetimin özü ezilenler üzerinde diktatörlüktür.
Ufku burjuva demokrasisi ile sınırlı olanların, “demokrasilerde bu olmaz” karşı çıkışları, hukukun egemen olan sınıfların hukuku olduğu gerçeğini görmeyen bir tavırdır. Son tahlilde burjuva hukuku, burjuvazinin çıkarlarını koruyan bir hukuktur. Bu hukuk, gerektiğinde “yasa dışına çıkar.” İşçilerin, emekçilerin mücadelesinin boyutları, bu “yasa dışına” çıkmanın da boyutlarını belirler.
Ortaya çıkan izleme, dinleme olayları ne ilktir ne de son olacaktır. İzleme, dinleme bu sistemin varlığı şartlarında hep var olacaktır.
3 Haziran 2008
