Maraş katliamını 30. yıldönümünde unutmadık, unutturmayacağız!
Maraş katliamı Türkiye tarihinde ne ilk ne de son olmuştur. TC tarihi katliamlarla doludur. Katliama uğrayanlar kah Alevi inancından insanlar olmuş, kah Kürt halkından insanlar olmuş, kah Ermeni ve Rumlar olmuş, kah devrimci, demokrat ve yurtseverler olmuş. Katliamlardaki en temel amaç mevcut kapitalist-faşist düzenin ayakta tutulması ve sürdürülmesi olmuştur. Bunun için katliamlarla bir yandan düzen açısından tehlike görülen kesimler bertaraf edilmek veya sindirilmek istenmiştir, diğer taraftan da korku ve kargaşa ortamı yaratılarak daha koyu baskı rejimlerine zemin hazırlanmıştır.
19-26 Aralık 1978’de Ecevit hükümeti döneminde gerçekleştirilen Maraş katliamı TC tarihinin en karanlık sayfalarından biridir. Katliama maruz kalan esası Alevi inançtan insanlar yaşadıkları korkunç vahşeti 30 yıl sonrasında da unutamamaktadırlar. Doğrudan MHP’li faşistler tarafından kışkırtılan, yerli Sünni halkın da bizzat katıldığı katliamın perde arkasında hiç kuşkusuz bilinçli planlı bir kontrgerilla tezgahı vardır. Kontrgerillanın devletin organik parçası olduğu bilindiğinde resim tamamlanmaktadır.
Dönemin CHP hükümeti sorumluluğunu üstünden atmak için olayın kendi hükümetlerini zayıflatmaya yönelik olduğunu ileri sürmüştür. Gerçek şudur ki, hem o dönemdeki CHP hem de bugünkü CHP bu düzenin ayakta kalması için üzerine düşen görevi başarıyla yerine getirmiştir, getirmektedir.
Maraş katliamını Yeni Dünya İçin Çağrı gazetesi olarak Güney Kültür Merkezi’nde bir etkinlik ile andık.
Etkinlik’te “Unutturulanlar – Maraş Katliamı” isimli belgesel gösterildi. Maraş katliamının nasıl hazırlandığını ve uygulandığını bizzat tanıkların ağzından aktaran birbuçuk saatlik belgesel kitle tarafından büyük ilgiyle izlendi.
Belgesel gösteriminden sonra kendisi de bir katliam tanığı olan Aziz Tunç ile bir söyleşi gerçekleştirildi. Tunç, Maraş katliamının her ne kadar Alevi-Sünni sorunuymuş gibi yansıtılsa da gerçekte bunun böyle olmadığını, aslında devletin devrimci gelişmeyi durdurmak amacıyla bizzat desteklediği ve MHP’li sivil faşist kadroların uygulamaya soktuğu, kontrgerilla işi olduğuna vurgu yaptı. Katliamın ve kışkırtmanın Alevilere yönelmesinin nedeni halkın tutucu ve gerici kesimlerini Alevilere karşı kışkırtmanın kolay olmasından ve o dönemde devrimcilerin daha çok Alevi kesimden gelmesinden kaynaklı olduğunu belirtti. Tunç konuşmasında olayları Alevi sorunuymuş gibi ortaya koyan Alevi önderlerini de eleştirdi. O dönemde hükümet olan CHP’nin katliamdaki rolünü soran sorular karşısında Tunç cevabında şunları söyledi: “Her ne kadar katliamı CHP’nin yaptığı söylenemese de, CHP kendine göre katliamdaki rolünü oynamıştır, katliama karşı önlem almamıştır, katliam sırasında ve sonrasında gerekenleri yapmamıştır. CHP devletin sürdürülmesinde üstlendiği rolü oynamıştır ve katliamın sorumluları arasındadır.” Devletin katliamlara başvurmadan varlığını sürdüremeyeceğini belirten Tunç katliama karşı halkın kendini koruması için özel örgütlenmelere ihtiyaç olduğunu, katliamlar tümden önlenmek isteniyorsa da devrim için örgütlenmek gerektiğini savundu.
Tunç’un konuşmasından sonra söz alan birçok arkadaş hem sorular sordu hem de görüşlerini dile getirdi. Bu görüşler içerisinde, son dönemde özür dilemelerin gündeme geldiği, bir yandan bakanın çıkıp Alevilerden özür dilemesi, diğer yandan sivil bir girişimin Ermenilerden özür dilemesi var. Bu konularda dikkatli olmak lazım çünkü özür dileyerek devlet kendisini bir anlamda aklamaya da çalışıyor. Alevilerin ve diğer ezilenlerin çözümün nerede olduğunu iyi görmeleri gerektiğini, sürekli katliamlara uğramış olanların yanının düzenin şu ya bu partisinin yanı olmaması gerektiğini, devrimin ve devrimcilerin yanı olması gerektiğini savundu.
Yaklaşık 30 kişinin katıldığı etkinlikten katılımcılar memnun kalarak ayrıldılar.
29 Aralık 2008

