Hâlâ Hrantız, hâlâ Ermeniyiz…
“Hepimiz Hrantız, Hepimiz Ermeniyiz” sloganının onbinlerin ağzından yükselmesinin temeli ve de nedeni Hrant Dink’in 19 Ocak 2007 tarihinde katledilmesiydi. Hrant’ın katledilmesinin üzerinden tam iki sene geçti. Hrant’ın dostları, arkadaşları olarak onu unutmadık, unutmayacağız. Onun gibi Ermeni kökenli ve halkların kardeşliği için yorulmadan çalışan, çaba gösteren birinin eksikliğini hep duyduk, duyuyoruz.
Hrant’ın dostları, arkadaşları olarak Hrant’a sahip çıkmanın, onun mücadelesini sürdürmenin en doğru yolunun halkların kardeşliği için mücadele olduğunu biliyoruz. Bu mücadele de, milliyetçiliğe, ırkçılığa, şovenizme, bunların kaynağı kapitalist sisteme karşı devrim için mücadeledir.
Hrant’ı, katledilişinin ikinci yıldönümünde bu bilinçle anıyor, onu halkların kardeşliği için, özgürlük için verdiğimiz mücadelede yaşatacağımızı bir kez daha ilan ediyoruz.
Hrant’ın katledilişinin üzerinden geçen iki yıllık süreç, Hrant’ın gerçek katillerinin, sorumlu ve suçlularının hâlâ ortaya çıkarılmadığını ve de –önemli bir değişiklik olmazsa– çıkarılmayacağını; gerçek katillerin gizleneceğinin somut işaretlerini ortaya koydu, koyuyor. Bu konuda dergimizin 119. sayısında ortaya koyduğumuz “bilanço”dan özde bir değişiklik olmadı.
Bu arada raporların sayısı ve mahkeme duruşmalarının sayısı değişti. Ama ne devletin yetkili kurumlarının ne de mahkemeyi yürüten hakim ve savcıların yaklaşımlarından özde bir şey değişmedi. Devlet yetkililerince takınılan tavırların hemen hepsinin gösterdiği gerçeklik, gerçek katillerin, sorumlu ve suçluların gizlendiğidir.
Kuşkusuz ki kimi durumlarda pisliğin üzeri bütünüyle örtülemiyor. Böylesi durumlarda da “kurban”lar kamuoyuna gösteriliyor, ama gerçekte üzerine gidilmediğinde, “kurban”lar da kurtarılıyor… “Hrant’ın arkadaşları” adına yaptığı konuşmada Zeynep Tanbay şunları söylemişti:
“Geçen bir yılda cinayeti çok önceden bilen, göz yuman ya da umursamayan, belki de cinayete yardımcı olan görevlilerin çoğu soruşturulmadı, görevlerini sürdürdüler. Yargı önüne çıkanlar ise türlü cambazlıklarla korundu.” (BirGün, 8 Temmuz 2008)
Tanbay mahkemenin bir yıllık sürecini böyle açıklarken gerçeklere değiniyordu. Hrant’ın katledilmesinden iki sene sonraki durumu da Avukat Engin Cinmen şöyle açıklıyor:
“Şüpheliler açıkça korunup kollanıyorlar. Bunda bir kasıt vardır ve sorumlusu bugünkü siyasi iktidardır.…” (Hürriyet, 20 Ocak 2009, aktaran Melih Aşık)
Bu iki kısa alıntıda dile getirilenler sayısız yazı ve raporda detaylarıyla ortaya konan durumun çok kısa ifadelendirilmesidir. İşin özü de, şu ya da bu ismin dile getirilip getirilmemesi, ya da kimin kimle ne ilişkisi olduğu vb.’den çok, devlet yetkililerinin soruna nasıl yaklaştığının ortaya konmasıdır. Hrant’ın katlinden sorumlu ve suçlu bu devlettir, iktidardır. Soruşturmayı engelleme ve örtme çabalarının sonu gelmiyor ve bu engelleme ve üzerini örtme çabalarının esas kaynağı da devlet yetkilileri ve kurumlarıdır.
Bu engelleme çabalarını burjuva medyanın kalemşorları bile ortaya koyma durumundadır. Örneğin Hürriyet yazarı Melih Aşık şunları söylüyor:
“…Müfettişler, yapılan bu görüşmeler ve kişilerin iletişim bilgilerine ulaşmak için talepte bulunuyor. Ancak Adalet Bakanlığı iletişim bilgilerine ulaşılmasına izin vermiyor…
Adalet Bakanlığı soruşturmanın önünü neden kesiyor?
Bu davanın en ilginç yanı, iktidarın soruşturmayı engelleme ve örtme çabalarıdır. Birileri de cinayeti Ergenekon’a havale ederek hem hükümeti hem gerçek failleri kurtarma çabasında görünüyor. Karıştıran karıştırana…” (Hürriyet, 20 Ocak 2009)
Melih Aşık’ın dayandığı kaynak ise Başbakanlık Teftiş Kurulu’nun Hrant Dink’in katledilmesiyle ilgili hazırladığı rapordur. Kamuoyunun da baskını sonucunda Teftiş Kurulu’nun hazırladığı rapor Başbakan Erdoğan tarafından onaylandı ve böylece “ilk kez” kimi sorumlular –örneğin Ramazan Akyürek, Ali Fuat Yılmazer, Celalettin Cerrah veya Ali Öz– hakkında soruşturmanın yolu açılmış oldu.
Kuşkusuz ki, böylesi bir soruşturma yapılsa bile, bunların gerçekten suçlu ilan edilip cezalandırılması sözkonusu olmayacaktır. Olursa eğer, cezalandıranlarla ceza yiyenler arasında egemenlerin çıkar dalaşı vardır. Türk şovenizmi ağusuyla yoğrulanların Hrant için birbirlerini cezalandırmasını beklemek abestir. Bunun en açık belgesi şimdiye kadar yapılan duruşmalarda hakim ve yargıçların katil zanlılarıyla diyaloglarıdır. Ermenilere karşı düşmanlığı körükleme ve Türk ırkçılığını sergileme tavırlarıdır. Egemenlerin kendi aralarındaki çıkar dalaşı ve kamuoyunun yatıştırılması vb. meseleleri üstüste binip anda egemen kesimi bu konuda göstermelik de olsa kimi adımlar atmaya zorlarsa, o zaman kimi “kurbanlar kesilecektir”…
Hrant Dink’in katledilmesiyle ilgili dava ve “yeni” soruşturma genelde ilerleme göstermese de, Başbakanlık Teftiş Kurulu’nun bu konudaki raporunun kimi yanları medyaya yansıyınca tartışma da yeniden alevlendi.
Bu tartışmalarda Yasin Hayal’in McDonalds bombalaması ile ilgili yeni bir telefon numarasının saptandığı ve sözkonusu iletişim bilgilerine ulaşmak için Adalet Bakanlığı’nın izin vermesi gerektiği, ama bu izni vermediği sorunu öne çıkan konulardan biri oldu. Diğer tartışılan önemli noktalardan biri de, esasında devlet yetkililerinin Hrant’ın katledilmesi planlarından haberdar olduğu, ama önlem almadığıyla ilgilidir. Bu konuda da esas mesele “ihmal” olarak gösterilmeye çalışılıyor. Yani gerçek katillerin kim olduğu gizleniyor. “İhmal” tanımıyla “planlı bir cinayetin” işlendiği gerçeğinin üzeri örtülmeye çalışılıyor.
Adalet Bakanlığı ise kendisine yönelen “izin vermedi” yönlü eleştiriyi geri çevirerek şu açıklamayı yaptı:
“Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 135. maddesi gereğince iletişim bilgilerinin tespiti, dinlenmesi ve kayda alınmasına izin verme yetkisi bağımsız yargı organlarına aittir. Adalet Bakanlığı’nın bu konuda herhangi bir görev ve yetkisi bulunmadığı gibi yargı organlarına bu yönde bir talimat vermesi de söz konusu olamaz.” (Hürriyet 14 Kasım 2008)
Evet Adalet Bakanlığı kendisinin bu konuda yetkili olmadığını söyleyerek sorunu “bağımsız yargı” organlarının üzerine atmıştır. Adalet Bakanlığı’nın bu tavrını yasalara uygun bir tavır olarak kabul etsek bile, sözkonusu “bağımsız yargı” organlarının cinayetin üzerini örtme çabaları ortadan kalkmıyor.
Bundan da önce, hem polis hem jandarma yetkilileri gerçek suçluları ortaya koyacak delilleri yok etmiştir, eğer yeni deliller sözkonusu olursa onların da kaderi aynı olacaktır.
Örneğin Başbakanlık Teftiş Kurulu raporunda Erhan Tuncel’in sözkonusu edilen telefon görüşmesinin İstanbul Terörle Mücadele Şubesi kayıtlarına göre 1 dakika 14 saniye sürmüştür. Fakat müfettişlerin açıklamasına göre, mahkeme dosyasındaki ses kaydının uzunluğu ise 19 saniyedir. Konuşmanın 55 saniyesi kesilmiştir.
Vatan gazetesinden Okay Gönensin “İnsan olmanın şartı” başlıklı yazısında diğer şeylerin yanısıra şunları da yazmaktadır:
“Bu kişiler Hrant Dink cinayetini hazırlarken, kamu görevlisi olan üniformalı ve sivil şahıslar durumla ilgili bilgi sahibidirler, ama gereğini yapmamışlardır. Bir insanın öldürüleceğini bilmek, asıl görevi olduğu halde cinayeti önlememek bir kamu görevlisinin işleyebileceği en ağır suçlardan birisidir, aynı zamanda da insanlığın en yüz karası hallerinden birisidir.
Öte yandan, bu kamu görevlilerinin uzun süredir ‘korunması’ da ‘suça iştirak’ten başka bir şey değildir.…” (aktaran Hürriyet, 20 Ocak 2009)
Evet, bu konuyla ilgili tüm devlet yetkilileri “suça iştirak” halindedir. Aslında bu davada, bu davayla ilişkisi olan tüm polislerin, askerlerin –tabii ki en başta da yüksek kattakilerin, yetkililerin– cinayetle yargılanması gerekiyor. Hepsi de cinayete ortaktır. Her biri makinenin bir çarkı, çarkının dişlisidir.
Başbakanlık Teftiş Kurulu’nun raporu kimi rezaletleri gözler önüne serse de, gerçekte, cinayetin gerçek suçlularını ortaya çıkarabilecek önemli hiç bir noktayı içermiyor. Örneğin Yasin Hayal’in ya da Erhan Tuncel’in telefon görüşmeleri sözkonusu Teftiş Kurulu tarafından dinlense ve kimlerle ve neler konuşulduğu ortaya konsa, davada özde bir değişiklik mi olacak? Aslında sorunun telefon görüşmesi yanını bu kadar öne çıkarmak bile, manipülasyonun bir göstergesidir. Sanki devlet yetkilileri ve sorumluları olaydan haberdar değilmiş de, Yasin Hayal ve Erhan Tuncel gibileri devlet yetkililerinden bağımsız, onların haberi olmadan kimi planlar çevirmişler… Yani sonuçta yine suçlu ve sorumlu devlet kademelerinin, yetkili ve sorumlularının dışında aranmakta, öyle gösterilmektedir.
Hrant Dink’in katledilmesinin birinci yıldönümünde onu anarken söylediğimiz gibi: “Hrant Dink cinayeti bağlamında da gerçek sorumlular ‘derin’lerde, ‘çukur’larda aranmasın. Sorumlu ve suçlular devletin içindedir.” (sayı 119, sayfa 8)
Hrant’ın gerçek katilleri ortaya çıkarılıp hesabı sorulana kadar “Hepimiz Hrantız, hepimiz Ermeniyiz” sloganına uygun davranarak halkların kardeşliğinin bayrağını yükseklerde tutup halklar arasındaki düşmanlıkların son bulması için mücadeleyi sürdüreceğiz. Hrant’ı mücadelemizde yaşatacağız.
21 Ocak 2009
