Genelkurmay’dan yeni balans ayarları

Genel Kurmay Başkanı İlker Başbuğ Harp Akademisinde yaptığı 200’e yakın medya temsilcisinin de çağrılı olarak katıldığı toplantıdan iki hafta sonra bu kez Genel Kurmay karargahında yalnızca çağrılı medya mensuplarının katıldığı bir “İletişim Toplantısı” gerçekleştirdi. Bu toplantıda Genel Kurmay başkanı, bir parti başkanı gibi güncel siyasi gelişmeler konusunda, bir savcı gibi yürüyen bir dava konusunda açıklamalarda bulundu, her kurumun görevleri hakkında ordunun görüşlerini anlattı. Yaptığı aslında kağıt üzerinde yapmaya hakkı olmadığı bir şeydi. Fakat burası Türkiye. Ve konuşan devletin gerçek başı !
İşte devletin gerçek başına bu toplantıda sorulan (bazılarını kendi kendine sorup/cevap veriyor!) bazı sorular ve cevapları :
“Murat Çelik: Obama’nın ziyaretinde TBMM’de locadaki yerinizi almanız farklı yorumlara neden oldu. (…)
Başbuğ: Biz TSK olarak ne TBMM’yi ne de Meclis’teki partileri protesto etme durumumuz olmaz. Ancak Meclis içinde yer alan bir grup siyasi parti olarak gözüküyor. Bu siyasi parti terör örgütü ile olan ilişkisini ve bakışını açıklığa kavuşturmadan onlarla aynı ortamda olmamız söz konusu değil. Ben bu sabah 9 şehit veren bir kurumun komutanıyım. Her şey ifade edilince olay daha karmaşık hale geliyor. Terör örgütü ile arasına mesafe koyamayan bir grupla aynı yerde bulunmamaya özen göstermemizi bütün Türk halkının anlayışla karşılayacağını düşünüyorum. İşte bu parti terör örgütü ile hala mesafe koyamıyor. Bu terör örgütü bu sabah 9 tane personelimizin canını aldı.”
Görüldüğü gibi Başbuğ burada Meclise seçilip gelmiş DTP’yi açıkça hedef gösteriyor. DTP’ye yönelik saldırılar göz önüne alındığında, bu saldırıların arkasında duran gerçek gücün adının konmasıdır bu. Burada Başbuğ’un bu sözlerinden şu anda kapatılma davasının beklediği Anayasa mahkemesinde görev çıkartacak yeter sayıda yargıç vardır.
“Uğur Dündar: Savunma el bombalarından söz ettiniz. Poyrazköy'deki kazılarda bulunan el bombalarının kafile numaralarını taşıyan benzeri mühimmat Emniyet’e verilmiş olabilir mi?”
Doğan Medya’dan Ergenekon sulandırıcılarının başında gelen Uğur Dündar, buradaki çanak soruyla silahları Emniyet’teki Fettullahcılar Atatürkçü güçleri en başta orduyu karalamak için koydu tezine destek arıyor.
“Başbuğ: Daha ilk raporlar gelmedi. Size bir şey söylemeyeceğim. Bu konuyu inceleyip söyleyelim. Dolu bulunan lav var orda. O lavların bir tanesinde bir stok numarası olan SAT komandolarının envanterinde yok. MKE tarafından üretilen lav silahları sadece Türkiye içinde üretilmiyor. Yabancı ülkelere de satılıyor. Her lavın üzerine stok numarasını vurduğumuz zaman bu sorun ortadan kalkacak.”
Başbuğ, el bombalarıyla ilgili somut soruya cevap vermeyip, LAW silahı tartışması içinde boğuyor sorunu. El bombalarının gösterdiği adres bellidir!
“SORU: Eski Genelkurmay Başkanı Özkök tanıklık yaptı geçen hafta. Genel olarak yaklaşımınız nedir bu davaya? Sizin kanaatiniz nedir?
Başbuğ: İsim zikrediyorsunuz. Bu yanlış. Dava ile ilgili özel isim olmadığı yönünde mahkemenin kararı var. Bu davanın özel isimle anılmayacağı yönünde mahkeme kararı var. Hukuk devletiyiz, saygı göstereceğiz. İşimize gelince evet, işimize gelmeyince hayır. TSK olarak demokratik rejime bağlıyız ve saygılıyız. Bunda da kimsenin en ufak tereddütte olmaması lazım. Gerçekten bugün her ülke için anayasal düzen ve hukuk düzeni çok önemli. Biz yargıya ve hukuk sürecine dikkatle hareket etmeye azami ölçüde dikkat ediyoruz. Biz her zaman hukuka her zaman güvenilmesi gerektiğini düşünüyoruz. Ben bu konuda devam etmekte olan yargı süreçleriyle ilgili bunları söyleyince benim bu konuda yorum yapmamı beklemezsiniz. Burada sizlerle paylaşacağım düşünceler TSK’yı kurum olarak ilgilendiren konular. Mahkeme kesin karar verinceye kadar herkes suçsuzdur. Bu uluslararası bir hukuk kuralıdır. Bu yürütülen soruşturma kapsamında masumiyet ilkesine uyuluyor mu? Ben soruyorum cevap da vermeyeceğim.”
Başbuğ, görünürde gayet ilkeli tavırlarla, Ergenekon Terör Örgütü’nün isminin bile anılmasına karşı çıkıyor. Sonra “yürüyen yargı süreçleriyle ilgili konuşmayacağını” söylüyor. Ama aslında yürüyen davada “masumiyet ilkesi”nin çiğnenmiş olduğunu “söylemeden” söylüyor! Burada yapılan balans ayarının içeriği şu : Ergenekon davasında yargılananları katiyen teşhir etmeyin. Onları teşhir eden belgeleri yayınlamayın! Suç işlemiş olursunuz!
Bunları söyleyen Başbuğ fakat “yürüyen dava”yı değerlendirmekten de vaz geçemiyor. Şöyle devam ediyor:
“Medya bu konuda sağlıklı hareket etse, bu konuda sorun olmaz. Medya olarak lütfen siz de kendinizi sorgulayın. Soruşturmanın gizliliği ilkesi Türkiye’de gerçekten var mı yok mu? En önemli olan noktadan bir tanesi bu soruşturmaların veya yargılamaların yapılırken kurumların saygınlığına da zarar verilmemesi lazım. Mecbur kaldım örnek vereceğim. Poyrazköy’de bulunan mühimmat ve silahlar bir TV’de kaç dakika gösterildi? 50 dakika. Sürekli gösterildi. Gösterilen bant herhalde 6-7 dakika. Haberi 10 sefer geçiyorsunuz. Orada bulunduğu için bir SAT ilişkisi kuruluyor, bir iki kişiyle bağlandırılıyor. Bu haberdir. Kamuoyuna verilmelidir. 50 dakika verilmesinin amacı nedir? 50 dakika bu kazıların gösterilmesi defalarca gerçekten bir habercilik midir? Yoksa acaba kamuoyuna korku ve karamsarlık vermek midir? Medyanın da haber verme ile verilen haberle karamsarlık yaratıyor muyuz? Bu sorgulanmalı. Bir itirafçı çıkıyor. Bir gazete bu itirafçının konuşmalarını 5 gün yayınlıyor. Bu bir haberdir. Bir yerde kurumsal bağ ilişkisi kurulmaya çalışıyor. Bu elbette bizi rahatsız ediyor. Haber elbette verilecektir. Ama elbette bu haberin süresi ve kamuoyu üzerinde yaratacağı etki de düşünülmeli. (Medya’da bir haberin kaç dakika verileceğine, kaç kere döndürüleceğine kararı bundan böyle Genel Kurmay versin bari! BN) Türkiye her sabah kalktığınızda acaba kimin ses bandıyla karşılaşacağınız bir ortama geldi. Bunlar legal yollarla mı oluyor? (Ergenekon dava dosyasında yer alan tüm konuşmalar mahkeme kararıyla dinleme sonucu ! Yani legal yolla olmuş ! Başbuğ bütün dinlemeleri bir kaba atıp, hepsini illegal ilan ederek Ergenekon’da delil olanları da sulandırıyor. BN) Hayır. Peki o ses kayıtları doğru mu? Değil. (Başbuğ kesin karara varmış ! Mahkemeye de direktifi veriyor. BN) İddianamelere bakıyoruz. İddianamede yer alan öyle konular var ki. İkinci iddianamede 1993’de Bingöl’de meydana gelen olayla ilgili bir gizli tanığın ifadesi var. Gizli tanık kimdir, ne kadar güvenilir? Buna ne kadar güvenilir? Olay var ama suçlanan kişilerle organik bağı yok. O zaman neden koydunuz? Ortada delil de yok. Madem bir şey koydunuz iddianameye ismi geçen kişi ve olaylarla bir ilişkisi olsun ki bir anlam ifade etsin. (Başbuğ askerliği bırakmış, yargıya geçmiş, savcılara iddianamenin nasıl hazırlanacağı konusunda ders veriyor. Başbakanın savcılığına, ana muhalefet partisi başkanının da avukatlığına soyunduğu bir davada, TC’nin başı Genel Kurmay Başkanı’nın da söyleyecek sözü olması yadırgatıcı değil tabii. Burası Türkiye nihayet! BN) Tabi bir de iddianamelere bakınca bazı olayların gizli tanık ve itirafçılara dayandığını görüyorsunuz. Tüm yan dosyaları incelemedik ama sadece itirafçı ve gizli tanıklara dayanması olayların insanı bir noktada düşünmeye zorluyor. (Evet, Genel Kurmay Başkanına göre bütün dava “sadece!!!” evet sadece !!! itirafçı ve gizli tanıklara dayanıyor!!! Aynen böyle söylüyor! Böylece davaya ne kadar vakıf olduklarını da söylemiş oluyor. Onun gözünde “yerden fışkıran” silahlar, bombalar, mühimmat; paşa eskilerinin ordu evinde kurduğu karargahlardaki dolaplarından çıkan belgeler, maddi deliller aslında hiç !!! BN) Yargı süreci devam ediyor. Yargı sürecine saygılıyız.” (Bu da alay etme babından söylenen bir söz herhalde, bunca açıklama ertesinde. BN)
Başbuğ Darbe Günlükleri konusunda da şu ilkeli açıklamayı yapıyor:
“Medyada çıkan günlükler konusu ile ilgili olarak 12 Nisan 2007’de Büyükanıt’a bu soru soruldu. Büyükanıt’ın verdiği cevabı hatırlatmak isterim: Genelkurmay Başkanlığı’nın elinde bu konu ile ilgili hiçbir belge yoktur. Bunu açıkça ifade ediyorum. Ben de 29 Nisan’da bunu aynen ifade ediyorum.
SORU: Günlükler yok mu, yoksa günlüklerde yer alan iddialarla ilgili mi yok diyorsunuz?
Başbuğ: Resmi bir şey kavramında herhangi bir belge bizde mevcut değil. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı ikinci iddianamede bu konuyu tefrik etti. O süreci bekleyeceğiz. Özden Örnek de bu günlüklerin kendisine ait olmadığını ifade ediyor. Bu ifadelerin büyük bir kısmı bu sürecin kamuoyuna yansımasıyla ilgili tespitlerimizi ifade ettim. Bunlar yeni değil. Daha önce de ifade ettim. Konuyla ilgili düşüncelerimizi gerekli yerlerde ilgililerle de paylaşıyoruz.”
Demek ki neymiş? Genel Kurmay’ın elinde “Resmi bir şey kavramında herhangi bir belge “mevcut değil”miş. Eh Genel Kurmay belgeleri arasında resmen darbe notları belge olarak yoksa, o zaman darbe günlükleri de yoktur! Mantık bu. Neyse ki, şimdi bilirkişi raporu yayınlandı ve Örnek’in “bana ait değil” dediği notların ona ait olduğu belgelendi.
Başbuğ konuşmasının bir bölümünde Ergenekonculardan gelen askeriyenin kendilerine yeterli sahip çıkmadığı, askerin denetimindeki mekanlarda arama yapılmasına göz yumulduğu, hükümetle Genel Kurmay arasında Ergenekoncuların tasfiyesi bağlamında zımni bir anlaşma olduğu vb. değerlendirmelerinden rahatsızlığını dile getiren şu tespitleri de yapıyor:
“Kamuoyunda çok yanlış yansıtılan bir konu. Bu süreçle ilgili olarak deniliyor ki soruşturma sürecine Gen. Kurm. Başkanlığı izin veriyor, destek veriyor. Hukuk devletinde (Guguk devleti aslında. Hukuk devletinde bu Genel Kurmay Başkanı bu demecin ertesi günü kapı önüne konur! BN) herhangi bir kurumun yürütülmekte olan bir yargı sürecine destek vermesi ya da vermemesi gibi bir şeyin düşünülmesi kadar ayıp bir şey yoktur. Önemli olan bu sürecin yasalar çerçevesinde yürütülüp yürütülmemesi. (Fakat bu soruşturma sadece gizli tanık ve itirafçı ifadelerine dayanılarak yürütülmüyor muydu???!!! BN) Özel yetkili ağır ceza mahkemelerinin yetki ve görevlerini iyi anlamalısınız. Bunların yetkilerini iyi anlamak lazım. Ceza Muhakemeleri Kanunu’nun 11. madde 5. fıkrasında askeri mahallerde nasıl arama yapılacağı belli. Cumhuriyet savcılarının istem ve katılımıyla askeri makamlar tarafından yerine getirilir. Bu arama askerin müsaadesi ile yapıldı. Hayır efendim böyle bir şey yok. Madde çok açık. Bu bazen bu aramaya asker müsaade etti diye yorumlanıyor. Savcılık Merkez Komutanlığına bilgi verir. Merkez Komutanlığı’na gelinir ve arama neyse yapılır.”
Başbuğ kimi paşa eskilerinin GATA’ya sevkedilip, Gata raporlu tahliye edilmeleri konusunda medyanın bir bölümünde çıkan yorumlardan rahatsızlığını da sorulmadan dile getirip şöyle diyor:
“Sormadınız ama açıklayacağım. GATA ile ilgili yazılan çizilen konuşmalar. Tutuklu statüsünde olan muvazzaf veya emekli askerlerin askeri hastanelere sevki mevcut mevzuat çerçevesinde ve Adalet Bakanlığı’nın dahilinde yapılır. Bizim hiçbir dahilimiz yoktur. Adalet Bakanı bu konuyla ilgili açıklama da yaptı. Sanki sevkleri biz yapıyoruz gibi gösteriliyor. Bu yalan ve iftira GATA Haydarpaşa’ya yapılan sevkler İstanbul Tabip Odası tarafından incelendi ve rapor da yayınlandı. Sevk ve Hekimlik konusunda sorun yoktur dendi. Siz kalkıp sistemli bir şekilde bu kişiler hasta değil, bilerek sevkedildi derseniz. Bu sevkler Bakanlık dahilinde oluyor. (Adalet Bakanlığı bu konuda açıklama yaptı ve bakanlığın GATA’ya havale konusunda hiçbir dahli olmadığını açıkladı. Birileri yalan söylüyor yani. BN) Tedaviler asılsız derseniz ne biliyorsunuz denir. Bazı tutukluların nakli asker tarafından yapıldı. Tutukluluktan serbest kalan bir kişi söyleyin. GATA Haydarpaşa’da yapılan her şey hukuk ve kanun neyse ona göre yapılmaktadır. Bu konuyu böyle yalanlarla gündeme getirmek ahlaksızlıktır.”
Başbuğ darbe konusunda TSK’nin kendi bünyesinde bir soruşturma yürütüp yürütmediği sorusuna da şu cevabı veriyor:
“Burada bu kelimelerin tartışılması bile bizi rahatsız ediyor. TSK olarak demokrasiye bağlıyız. TSK’nın bünyesinde mevcut rejime aykırı faaliyette bulunan kimse bulunamaz ve barınamaz. Biz hukuk devletine bağlı ve saygılıyız. TSK bünyesinde farklı düşüncede olan kimse barınamaz. Buna müsaade etmeyiz. Böyle bir durum söz konusu değil. Bu konulara ilişkin olarak TSK bünyesinde böyle bir araştırma ihtiyacı da yoktur.”
Bunu söyleyen 86 yıllık cumhuriyet tarihinde resmi ve açık ve üstü örtülü darbeler gerçekleştirmiş olan kurumun başı! Mevcut rejim içinde seçilmiş bir başbakanı asan/astıran kurumun başı! Tabii ki darbeciliği rejimin koruyuculuğu olarak kavrayan bir kurumun bünyesinde darbecilik konusunda bir araştırma ihtiyacı yoktur. Darbecilik TSK’nin genlerinde mevcuttur.

30 Nisan 2009 √