“Kürt sorunu”nda güzel şeyler mi olacak?

Türkiye’nin siyaseti ilginç. Birçok halde en önemli mesajlar yurtdışında veya yurtdışına seyahatlerde veriliyor. Bu kez de Kürt sorununda böyle oldu.
Mart ayında İran'a giderken "Kürt sorununda iyi şeyler olacağını" söyleyen Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Mayıs ayında Prag dönüşü de önemli mesajlar verdi. Gül, "İster terör, ister Güneydoğu, ister Kürt meselesi deyin, bu Türkiye'nin birinci sorunudur. Halledilmesi lazımdır" dedi.
Çek Cumhuriyeti'ndeki Prag zirvesinden dönerken uçakta aralarında Murat Yetkin'in de bulunduğu bir grup gazeteciye konuşan Cumhurbaşkanı Gül, şöyle dedi:
"İyi gelişmeler olması lazım ve olabilir. Herkes işin çok daha farkında. Önce böyle bir çalışma anlayışının olması lazımdı. Devletin içinde herkes birbiriyle çok daha açık seçik konuşuyor.
Herkes derken, asker, sivil, istihbarat, hepsi için söylüyorum. Böyle bir ortamda iyi şeyler olur. O yüzden iyi şeyler olacak diyorum. Bir fırsat var, fırsatın kaçmaması lazım."
Abdullah Gül’ün bunları söylediği dönemde Türkiye’de Milliyet gazetesinde Hasan Cemal’in Kandil’de yaptığı bir röportaj yayınlanıyordu. Röportaj yapılanlar arasında PKK yöneticilerinden Murat Karayılan da vardı. Murat Karayılan röportajda PKK’nin değiştiğini ve silah bırakmak için devletten beklentilerini anlatıyordu.
Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ da, Nisan ayında “dağdan inmeyi sağlayacak yasal düzenlemelere gidilmesi” gerektiğini söylemiş, bu af tartışmalarına neden olmuştu.
Kürt Sorunu’nun Cumhurbaşkanı’nın ağzından “Türkiye’nin en önemli sorunu” olarak adlandırılmış olması ve bu sorunun çözümü için fırsatlardan söz edilmesi, Genel Kurmay Başkanının “dağdan inmeyi sağlayacak yasal düzenlemelere gidilmesi”nden yana tavır koyması, devletin değişik -ve başka konularda pek de barışık olmayan- kurumlarının, PKK’yi silahsızlandırmak ve silahlı kuruluş olarak devreden çıkarmak konusunda belirli bir planda mutabakatı olduğunun işaretini veriyor. Bu mutabakatın geri planında tabii en başta PKK’nin salt savaşla bitirilemeyeceğinin görülmesi yatıyor. PKK’nin de zaten yıllardan beri açıkça bağımsız bir Kürdistan talebinden geri çekilmiş olması ve bugünkü taleplerinin elde edilmesi açısından silahlı eylemlerin amaca uygun olmamasını görmesi, silahları bırakmak için devletten kimi adımlar beklemesi de bu gelişmenin bir diğer yanı. İşin bir de uluslararası boyutu var: Irak’taki ABD askeri işgali kaldırıldıktan sonra, Türkiye ile Irak ve öncelikle de Güney Kürdistan (Kürdistan Bölgesi Özerk Yönetimi) arasında iyi ilişkiler ve Türkiye’nin bir çeşit hami/koruyucu rolü üzerlenmesi planlanıyor. Bunun için Güney Kürdistan’da PKK’nin Türkiye’ye yönelik bir silahlı tehdit unsuru olmaktan çıkartılması, tasfiyesi gerekiyor. ABD bu bağlamda açık tavır takınmış durumda. Şimdi Güney Kürdistan yönetimi bunun gerçekleştirilmesi için baskı altına alınıyor. Şu anda PKK’nin arkasında açıkça duran herhangi bir emperyalist güç yok. Güney Kürdistan yönetimi de açıkça destekleme durumunda değil. Bu arada İran da PKK’nin İran’daki yapılanması PJAK’a karşı acımasız savaşını sertleştiriyor ve Kandil’i bombalıyor. Burada da Türkiye ile İran arasında PKK’ye karşı savaş bağlamında de fakto bir ittifak söz konusu. Büyük olasılıkla bu konuda anlaşma da var. Bu anlamda PKK sıkışmış durumda. İşte bu uluslararası ortam da, hem Genel Kurmay, hem Cumhurbaşkanı tarafından “kaçırılmaması gereken tarihi fırsat” olarak adlandırılan şeyin arka planının bir parçası.
Görünen yaz aylarında bir yandan savaş boyutlandırılırken, diğer yandan dağ kadrosunu dağdan indirmek için ismi af olmayan bir takım yasal düzenlemelere gidileceği; bu arada Güney Kürdistan yönetimi ile ilişkilerin daha da iyileştirilmesi ve “üçlü koordinasyon” (ABD - IRAK (+Güney Kürdistan Yönetimi) -Türkiye) yoluyla PKK’nin silah bırakmaya zorlanacağı; bunun için planlanan “Kürdistan Konferansının” (bu şimdilik en azından Irak’taki yerel seçimler sonrasına ertelendi) da kullanılacağı anlaşılıyor. Planın Kuzey boyutunda DTP’ye yapılan baskıların arttırılması yoluyla DTP’nin kendini PKK’den açıkça ayırmaya zorlanması var. DTP’ye yapılan baskıların amaca götürmemesi şartlarında DTP’nin başı üzerinde kapatılma kılıcı zaten sallanıyor. Olası bir kapatılma ertesi DTP’nin bölünmesi, ılımlıların ayrı bir parti olarak ortaya çıkması da kuşkusuz “siyaset mühendisleri”nin planları içinde var. Fakat bilinen başka bir şey daha var: Siyaset, mühendislik işi değil. Bazen ince eleyip sık dokunan planlara hiç uymayan gelişmeler yaşanıyor. İşte AKP’nin durumu.
Hükümetin ve genelde AKP’nin yerel seçimler ertesinde -biraz da bu seçim sonuçlarının gösterdiği kimi gerçekler temelinde - Kürt meselesinde yeniden inisiyatif almaya, sorunun adını açıkça koyarak, emperyalistlerin de istekleri doğrultusunda çözüm için adımlar atmaya hazır olduğunu açıklaması - sadece açıklama, atılan bir adım filan yok- ve hükümetle andaki ordu yönetimi arasında da bugün bir anlayış birliği sağlanmış/varmış gibi görünmesi, muhalefeti çileden çıkarmaya yetti.
CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, "Cumhurbaşkanı tarihi fırsattan söz ediyor. Bu konuda bir açıklama bekliyorum. Nedir bu tarihi fırsat? Cumhurbaşkanı şifreli konuşuyor, ne diyorsa açık söylemeli. Açık konuşsun ki biz de anlayalım. Anayasayı mı değiştireceğiz. Af mı çıkartacağız" diyerek esip gürledi. Hürriyet gazetesinin 14 Mayıs sayısında Fatih Çekirge'nin haberine göre Baykal, "Öğrenmemiz gereken şudur: Terörün bitmesi konusunda ciddi bir tablo mu var. Umut yaratmak için birtakım adımların atılmasını mı istiyorlar. Bunun karşılığında bizden istenen nedir?" diyerek aslında kapalı kapılar ardında satış yapıldığı anlamına gelen sözler etti.
Baykal’ın ağzında gevelediğini aynı gün partisinin grup toplantısında çok daha açık ifade etti. Şöyle dedi:
“Sayın Cumhurbaşkanı'nın, 'Kürt sorunu Türkiye'nin birinci sorunudur' tanımlaması çok dikkat çekicidir. Cumhurbaşkanı vatanın bölünmez bütünlüğünü koruyacağına yemin etmiştir. '2009 yılının fırsat yılı olduğu' açıklamaları izaha muhtaçtır.(…) Başbakan'ın sutre gerisine çekilerek kamuoyunun psikolojik olarak hazırlanması sürecini izlediği bugünkü ortamda, Sayın Cumhurbaşkanı'nın ön safta yer alarak Türk toplumuna şifreli mesajlar vermesi, bu konuda bir rol paylaşımının yapıldığını da akla getirmektedir. (…) MHP'den sözde barışa katkı adına ne bekleniyor? İmralı canisine kadar uzanacak PKK affına göz yumulması mı? Federatif bir yapılanmanın yürürlüğe konulmasına alkış tutulması mı? Hangi rezalete hangi ihanete katkıda bulunmamız için servis yapmamız isteniyor?
Cumhurbaşkanı Gül'ün umut dağıttığı bir dönemde kimlerle anlaşılmıştır? Kiminle müzakere edilmiş, kimler muhatap alınmıştır? Gül ve Erdoğan 'kaçırılmaması gereken fırsat'ın ne olduğunu açıklamalıdır. Bir savaşın tarafıymışız gibi 'Barıştan başka yol kalmamıştır' sözü sinsi bir oyunun parçasıdır.”
Görüldüğü gibi muhalefet partileri gelinen yerde ordudan da şahin kesilmiş durumda, Kürt meselesinde çözümsüzlük bunların gıda kaynaklarından biri. Reaksiyonları bunu gösteriyor. Kendilerine yakışanı yapıyorlar.
Gelinen yerde Cumhurbaşkanı ve Hükümet bu konuda 2005’de de yaptığı gibi çözümün adresi olabilirmiş gibi umut dağıtıyor. Bu umudun bundan öncekiler gibi boş olup olmadığını, AKP’nin bu konuda pratikte ezber bozan bir tavır içinde olup olmayacağını önümüzdeki süreçte göreceğiz.

12 Mayıs 2009